Kansas'ın uçsuz bucaksız çayırlarına yıllar önce bırakılan 30 bizon 33 yıl sonra bölgenin bitki örtüsünü bu kadar büyük ölçüde değiştirdi. Yıllar süren gözlemler tamamlandığında araştırmacıların karşısına şaşırtıcı bir tablo çıktı…
Bir ekosistemde tek bir canlı türünün varlığı dahi doğanın hassas dengelerini kökten değiştirebiliyor. Bu durumun en somut ve dikkat çekici örneklerinden biri, ABD'nin Kansas ovalarında yürütülen uzun soluklu bir ekoloji araştırmasıyla kanıtlandı.
Yıllar önce doğal yaşam alanlarına yeniden kazandırılan bizonların, çayırlardaki bitki çeşitliliğini beklenenin çok üzerinde artırdığı ortaya çıktı.
30 YILDA YERLİ BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİ İKİ KATINA ÇIKTI
Proje kapsamında 1987 yılında Kansas ovalarına farklı bölgelerden toplam 30 bizon salındı. Yürütülen araştırmada; yıl boyunca bizonların serbestçe otladığı alanlar, sadece mevsimsel olarak sığırların otlatıldığı bölgeler ve büyük otçul canlıların hiç bulunmadığı alanlar 33 yıl boyunca eş zamanlı olarak takip edildi.
Yaklaşık üç on yılı aşan gözlemler sonucunda çarpıcı bir tablo ortaya çıktı: Yıl boyunca bizonların varlık gösterdiği alanlarda yerli bitki çeşitliliğinin, hiçbir otçulun bulunmadığı bölgelere kıyasla yüzde 103 daha yüksek seviyeye ulaştığı tespit edildi.
BİZONLARIN OTLAMA ALIŞKANLIĞI DENGEYİ DEĞİŞTİRDİ
Araştırmacılar, yaşanan bu rekor artışın bizonların kendine özgü beslenme ve hareket davranışlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor. Baskın ot türleriyle beslenen bizonlar, taze filizlerin çıktığı alanlara tekrar tekrar dönerek tek bir bitki türünün tüm çayırı istila etmesini engelliyor.
Ayrıca hayvanların otlarken toprağı havalandırması ve sık sık toz banyosu yaptığı çukurlar oluşturması, tohumların çimlenmesi ve farklı bitki türlerinin yeşermesi için ideal mikro-yaşam alanları yaratıyor.
İSTİLACI TÜRLER YERİNE YERLİ ÇAYIR BİTKİLERİ YAYGINLAŞTI
1994 ile 2010 yılları arasında yapılan periyodik gözlemlerde yerli tür sayısının istikrarlı bir şekilde arttığı kaydedildi. 2020 verilerine gelindiğinde çeşitlilik tepe noktasına ulaşırken, bu artışın yabancı veya istilacı otlardan değil; tamamen bölgenin özgün çayır bitkilerinden kaynaklandığı belirlendi.
ŞİDDETLİ KURAKLIKTAN SONRA BİLE DOĞAL YENİLENME SAĞLANDI
Bizonların ekosisteme sağladığı olumlu etki yalnızca normal iklim şartlarıyla sınırlı kalmadı. Bölgede 2011-2012 yıllarında yaşanan şiddetli kuraklık süreci bitki çeşitliliğinde geçici bir gerilemeye yol açsa da ekosistem kısa sürede kendini toparlamayı başardı.
Uzmanlar, bizonlar sayesinde çeşitlenen farklı bitki türlerinin toprak kaynaklarını farklı derinlik ve biçimlerde kullanmasının, çayırların aşırı kuraklık gibi iklim krizlerine karşı direncini artırdığını ifade ediyor.
Sahra Çölü'nün güneyinde yer alan Sahel bölgesinde sertleşmiş toprak yapısı ve aşırı iklim koşulları nedeniyle ağaçlandırma çalışmaları yıllarca başarısızlıkla sonuçlandı. Gündüz 60 dereceyi aşan sıcaklıklar ile gece yaşanan sert sıcaklık düşüşleri, yağmur suyunun emilmeden buharlaşmasına ve dikilen tohumların çimlenememesine yol açtı.
Zorlu doğa şartlarını biyolojik yöntemlerle aşmak amacıyla 2021 yılında bölgeye salınan 500 adet çöl kaplumbağası, aradan geçen beş yıllık sürecin ardından çorak araziyi yeniden yeşil bir bitki örtüsüyle buluşturmayı başardı.
15 METRELİK DERİN TÜNELLER TOPRAĞIN FİZİKSEL YAPISINI DEĞİŞTİRDİ
Bölgeye bırakılan "Sulcata" türü dev kaplumbağalar, çölün kavurucu sıcaklarından korunabilmek adına toprağın 10 ila 15 metre altına ulaşan derin tüneller kazmaya başladı.
Bu kazı faaliyetleri sırasında toprağın kabuklaşmış sert üst katmanı kırıldı; böylece yağmur suyunun alt tabakalara sızması ve nemin toprakta uzun süre muhafaza edilmesi sağlandı.
Hiçbir yapay sulama ve kimyasal müdahale kullanılmadan gerçekleşen bu bitki örtüsü artışı; böcek, kuş ve küçük omurgalı popülasyonunun da bölgeye geri dönmesini sağladı.
Ekoloji uzmanları, ekosistemi kendi biyolojik davranışlarıyla dönüştürme yeteneğine sahip olan bu canlıları resmi raporlarında "ekosistem mühendisleri" olarak tanımladı.
Senegal'de uygulanan benzer kaplumbağa yetiştirme ve doğaya salma programlarında, sürüngenlerin dördüncü yıl sonundaki hayatta kalma oranının yüzde 80 seviyesini aştığı kayıtlara geçti.
Hayvanların yaşam süresi uzadıkça genişleyen tünel ağlarının toprak üzerindeki olumlu etkileri de katlanarak arttı. Uzmanlar, uygulanan bu biyolojik yöntemin başarısının bölgesel yağış miktarı ve arazi yönetimi koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğunu bildiriyor.
YER ÇEKİMSİZ ORTAMDA PETEK ÖRÜP ÜREMEYİ BAŞARDILAR
Görev süresinin ilk saatlerinde belirgin bir yön kaybı yaşayan ve hareket etmekte güçlük çeken arılar, kısa süre içerisinde ortam şartlarına olağanüstü bir şekilde uyum sağladı.
Yayımlanan araştırma verilerine göre koloni, yörüngedeki görev süresince yaklaşık 200 santimetre kare büyüklüğünde kusursuz altıgen yapıda petek inşa etti.
Test süreci kapsamında kraliçe arının 35 yumurta bırakması ise vital faaliyetlerin yörüngede aksamadan devam edebildiğini açıkça kanıtladı.