Çölün kavurucu sıcağında buz saklamak bugün bile kulağa imkânsız geliyor. Ancak modern soğutma sistemleri ortaya çıkmadan yüzyıllar önce İran'da inşa edilen dev yapılar, en sıcak günlerde bile buzu koruyabiliyordu. Üstelik bu sıra dışı sistemin çalışması için ne elektrik ne de modern bir soğutucu gerekiyordu.
Modern buzdolaplarının icadından yüzyıllar önce Persler, İran'ın kavurucu çöllerinde elektrik veya kimyasal soğutucular kullanmadan buz üretip saklamayı başardı. "Yakhchal" (buz çukuru) adı verilen bu devasa kubbeli yapılar; akılcı mimarisi, özel harç alaşımı ve rüzgâr yakalama sistemleri sayesinde yazın en sıcak günlerinde bile buzu erimeden koruyabiliyordu.
Modern buzdolaplarından yüzyıllar önce İran'ın sıcak ve kurak çöllerinde buz üretip saklayan yapılar inşa edildi. Farsça "buz çukuru" anlamına gelen "Yakhchal" adıyla anılan bu tarihi mimari harikaları, hiçbir elektrik enerjisine veya soğutucu kimyasala ihtiyaç duymadan çalışıyordu.
KIŞ GECELERİNDE YÜKSEK DUVARLARIN GÖLGESİNDE BUZ ÜRETİLİYORDU
Sistem kış aylarında faaliyete geçiyordu. Yer altı su kanallarından (kanat) gelen su, bu yapılara yakın sığ havuzlara yönlendiriliyor ve dondurucu çöl gecelerinde donmaya bırakılıyordu. Havuzların yanına doğu-batı doğrultusunda inşa edilen yüksek gölge duvarları, gündüzleri güneş ışığının suyu ısıtmasını önlüyordu.
Sabah saatlerinde toplanan buz kalıpları, doğrudan kubbenin altındaki özel yalıtımlı depoya taşınıyordu. Kimi bölgelerde ise buzlar yakındaki yüksek dağlardan getirilerek bu alanlarda depolanıyordu.
Yakhchalların tasarımı, yer altına kazılmış geniş kare biçimli bir depo ve bu deponun üzerini örten devasa bir konik kubbeden oluşuyordu. Yapının dış duvarları; kil, kum, kül, keçi kılı ve kireç karışımından elde edilen "sarooj" adlı su geçirmez ve ısı yalıtımlı özel bir harçla örülüyordu. Taban kalınlığı iki metreyi hatta bazı örneklerde daha fazlasını bulan bu sağlam duvarlar, dışarıdaki dondurucu sıcaklığın içeri sızmasını tamamen engelliyordu.
Sistemdeki yüksek konik kubbe, fizik kuralları gereği içeride yükselen sıcak havayı tepe noktasındaki açıklıktan dışarı yönlendiriyordu. Yapıların birçoğunda "badgir" adı verilen geleneksel rüzgâr kuleleri de bulunuyordu. Badgirler, dışarıda esen en hafif rüzgârı bile yakalayarak aşağı indiriyor, bu hava da yer altı kanallarından gelen suyun ve depolanan buzun etkisiyle soğuyarak iç mekânı serin tutuyordu.
Günümüzde İran, Afganistan ve Orta Asya'nın farklı noktalarında örnekleri ayakta duran bu kadim mimari; sıfır karbon emisyonlu, tamamen doğal ve sürdürülebilir bir soğutma modeli olarak modern mimarlık ve mühendislik dünyasına ilham vermeye devam ediyor.
Tamil Nadu eyaletindeki Tiruvannamalai kentinde yaşayan Vinisha, kömürün hem duman oluşturduğunu hem de geride atık bıraktığını fark etti. Bunun üzerine kömür yerine güneş enerjisini kullanabileceği bir sistem geliştirmeye karar verdi.
5 SAAT GÜNEŞ, 6 SAAT ÇALIŞMA
Güneş panelleri, batarya ve buharlı ütüden oluşan sistem, güneş ışığını elektrik enerjisine dönüştürüyor. Üretilen enerji bataryada depolanarak ütünün çalışmasını sağlıyor.
Proje, 2021 yılında uluslararası bir çevre ödülü sıralamasında finale kaldı. Vinisha ayrıca İskoçya'nın Glasgow kentinde düzenlenen COP26'da dünya liderlerine hitap etti.
Vinisha'nın hikâyesi, günlük hayatta karşılaşılan basit bir sorunun nasıl yenilikçi bir çözüme dönüşebileceğini gösterdi.
Bir sokakta yere dökülen kömür parçalarıyla başlayan fikir, güneş enerjisiyle çalışan mobil bir sisteme dönüştü.
Dış kaptaki su buharlaştıkça içerideki ısı dışarı taşınıyor ve doğal bir soğutma etkisi oluşmuş oluyor. Bu sayede elektriğe ihtiyaç duymadan soğutma sistemi sağlanmış oluyor.
SICAKLIĞI 14 DERECEYE KADAR DÜŞÜREBİLİYOR
Sistemin geliştiricisi olan Nijeryalı öğretmen Mohammed Bah Abba, bu yöntemi 1990'lı yıllarda özellikle çöl ikliminde yaşayan çiftçilerin ürünlerini daha uzun süre saklayabilmesi için geliştirdi.
Uygun hava koşullarında sistem, iç sıcaklığı ortam sıcaklığından 14 dereceye kadar düşük seviyeye indirebiliyor.