Çölün ortasında kilometrelerce uzanan bir yolun kenarında her 4 kilometrede bir aynı manzara karşınıza çıkıyor: Küçük bir ev ve içinde aylarca yaşayan insanlar… Dünyanın en zorlu coğrafyalarından birinde görev yapan bu kişiler, yılın büyük bölümünü aynı rutinle geçiriyor. Ancak asıl dikkat çeken, çölde neden bu kadar sık aralıklarla nöbet tuttukları.
Çin'in Taklamakan Çölü'nü boydan boya kesen 552 kilometrelik Tarım Çöl Otoyolu, hareket eden dev kum tepelerinin tehdidi altında.
Asfaltın kumlar altında kalmasını önlemek için yol kenarına dikilen 436 kilometrelik yeşil kuşağı ayakta tutmak için ise her 4 kilometrede bir bekçi evi bulunuyor.
Yıllarca jeneratör gürültüsüyle su pompalayan görevli çiftler, güneş enerjisi dönemiyle birlikte çölün ortasında nöbet tutmaya devam ediyor.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yer alan ve "Girip de çıkılamayan yer" olarak anılan Taklamakan Çölü, dünyanın en zorlu coğrafyalarından birine ev sahipliği yapıyor. Bu devasa çölü kuzeyden güneye bağlayan 552 kilometrelik Tarım Çöl Otoyolu'nun yaklaşık 446 kilometresi tamamen kum tepelerinin arasından geçiyor.
436 KİLOMETRELİK YEŞİL DUVAR
Kumların asfaltı kaplayıp yolu ulaşıma kapatmasını engellemek için mühendisler yolun her iki yanına çöle dayanıklı ve derin köklü bitkiler dikti.
Bugün yol boyunca genişliği 70 metreyi bulan, 436 kilometre uzunluğunda devasa bir yeşil koridor bulunuyor.Ancak yüzeyde hiç su kaynağının bulunmadığı bu sert iklimde, bitkilerin canlı kalabilmesi son derece zorlu bir bakım gerektiriyor.
YÜZDEN FAZLA KUYU EVİ VE 8 AYLIK ZORLU NÖBET
Sulamak için ihtiyaç duyulan su, çevre dağlardan beslenen yer altı rezervlerinden, yaklaşık 100 metre derinlikten çekiliyor.
Yılda 8 ay boyunca çölün ortasında yaşayan bu çiftler; kendi sorumluluklarındaki yaklaşık 40 sıra ağacı suluyor, boru hatlarını kontrol ediyor ve sızıntılara anında müdahale ediyor.
Uzun yıllar boyunca su pompalamak için dizel jeneratörler kullanıldı. Bölgede 10 yılı aşkın süredir görev yapan Wei Yali, jeneratörlü günleri "İlk yıl dayanılmazdı; televizyon yoktu ve birbirimizi duymak için bağırmak zorundaydık" sözleriyle anlatıyor.