Antarktika denildiğinde akla buzullar ve dondurucu soğuklar geliyor. Ancak bu zorlu coğrafyada hayatta kalmayı başaran iki yerli çiçekli bitki bulunuyor. Bilim insanları, bu iki bitkinin sıcaklık artışına nasıl tepki verdiğini 7 yıl boyunca inceledi.
Araştırmanın sonunda ise iki türün hayatta kalmak için birbirinden tamamen farklı yollar izlediği ortaya çıktı.
ANTARKTİKA'NIN İKİ ÇİÇEKLİ BİTKİSİ
Araştırmada Antarktika çayır otu (Deschampsia antarctica) ve Antarktika inci otu (Colobanthus quitensis) mercek altına alındı.
Çalışma, King George Adası'nda 2012 yılında oluşturulan deney alanlarında gerçekleştirildi. Bitkilerin çevresine yerleştirilen özel düzeneklerle daha sıcak koşullar oluşturuldu ve değişimleri yıllar boyunca takip edildi.
AYNI KOŞULA FARKLI TEPKİ
İki bitki, sıcaklık artışına birbirinden tamamen farklı tepki verdi. Antarktika çayır otu, yapraklarına daha az su taşıyıp fotosentez hızını düşürerek kaynaklarını korumayı tercih etti. Antarktika inci otu ise tam tersine su ve karbondioksit taşıma kapasitesini ve fotosentez gücünü artırarak değişen koşullara daha hızlı uyum sağladı.
İki türden biri değişen koşullara karşı daha temkinli davranırken, diğeri kendini değiştirerek uyum sağlamayı tercih ediyor. Bu farklılıkların, Antarktika'daki bitki örtüsünün gelecekte nasıl şekilleneceği konusunda önemli ipuçları verebileceği belirtiliyor.
Antarktika'daki iki bitkinin değişen sıcaklıklara birbirinden farklı şekilde uyum sağlaması, iklim değişikliğinin doğadaki canlılar üzerindeki etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Ancak sıcaklık artışının etkileri yalnızca bitkilerle sınırlı değil. Bilim insanlarının 37 yıl boyunca sürdürdüğü başka bir araştırmada, bu kez toprağın ısınmayla birlikte verdiği tepki incelendi. Ortaya çıkan sonuç ise oldukça dikkat çekiciydi.
TOPRAĞI KABLOLARA ISITTILAR
ABD'nin Massachusetts eyaletindeki Harvard Forest'ta yürütülen çalışmada, belirli toprak alanları yıllar boyunca çevredeki normal sıcaklığın 5 derece üzerinde tutuldu. On yıllar süren araştırmanın sonunda ortaya çıkan sonuç ise toprakta depolanan karbonla ilgili önemli bir varsayımı değiştirdi.
37 YIL BOYUNCA TOPRAĞI ISITTILAR
Araştırmacılar, toprağın yaklaşık 10 santimetre altına ısıtma kabloları yerleştirdi. Kablolar aracılığıyla toprağın sıcaklığı yükseltilirken, ısıtılmayan alanlar da karşılaştırma amacıyla takip edildi. Böylece araştırmacılar, sıcaklık farkının toprak ekosistemi üzerindeki etkilerini onlarca yıl boyunca gözlemleme imkanı buldu.
Bu süreç, toprakta depolanan karbonun karbondioksit olarak atmosfere salınması anlamına geliyor. Dolayısıyla sıcaklıkların yükselmesi, toprağın karbon depolama kapasitesini azaltarak atmosferdeki CO₂ miktarının daha da artmasına katkıda bulunabilir.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDE YENİ BİR RİSK
Araştırmacılara göre bulgular, iklim modelleri açısından da önem taşıyor. Çünkü toprakların ısınmayla birlikte daha fazla karbon salması, küresel ısınmayı daha da güçlendirebilecek bir geri besleme döngüsü oluşturabilir.
DOĞADA YAPILAN DENEYLER ŞAŞIRTIYOR
Doğada yapılan müdahalelerin yıllar içinde nasıl beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini gösteren örnekler bununla da sınırlı değil. Bir başka olayda ise kıyıdaki kumları sabitlemek amacıyla dikilen bitkiler, zamanla kontrolsüz biçimde yayılarak bölgenin görünümünü tamamen değiştirdi. Yıllar içinde yaşanan bu sıra dışı değişimin ayrıntıları ise dikkat çekti.
50 YILDA YÜZDE 20'DEN YÜZDE 80'E ÇIKTI
1939 yılında bölgedeki kum alanlarının yaklaşık yüzde 20'si bitki örtüsüyle kaplıyken, yaklaşık 50 yıl sonra bu oran yüzde 80'in üzerine çıktı.
Avrupa sahil otu, kuma gömülmeye oldukça dayanıklı. Yılda yaklaşık 1 metre kuma gömülse bile yaşamını sürdürebiliyor.
Ayrıca yer altında yayılan kökleri sayesinde geniş alanlara yayılıyor. Fırtınalar sırasında kopan kök parçalarının kıyı boyunca taşınması da bitkinin yeni bölgelerde tutunmasını kolaylaştırıyor.
Sahil otlarının yayılmasıyla kumun kıyıdan iç bölgelere doğru hareketi azaldı ve bazı doğal yaşam alanları giderek ortadan kayboldu.