Afrika'nın en büyük gölü olan Victoria Gölü'ne 1950'lerde balıkçılığı canlandırma amacıyla salınan Nil levreği, bölge ekonomisini kısa süreliğine büyütse de tarihin en büyük ekolojik felaketlerinden birine yol açtı.Doğal düşmanı bulunmayan bu yırtıcı balık, göle özgü yüzlerce çiklit türünü yok ederken, hayatta kalan türlerin gen haritasında derin izler bıraktı.
Afrika kıtasındaki Victoria Gölü, 1950'li yıllarda insan eliyle gerçekleştirilen radikal bir ekolojik müdahaleye sahne oldu. Bölgedeki ticari balıkçılığı hareketlendirmek amacıyla göl sularına yerli olmayan yırtıcı bir tür, yani Nil levreği bırakıldı.
Kısa vadede ticari ve ekonomik bir başarı gibi görünen bu hamle, gölün milyonlarca yıllık hassas ekosistemini çökerterek yerli balık popülasyonu için geri dönülmez bir felakete dönüştü.
DOĞAL DÜŞMANI OLMAYAN YIRTICI GÖLDE HIZLA ÇOĞALDI
Dünyanın en büyük tatlı su balıklarından biri kabul edilen Nil levreği, esasen Afrika'daki Albert ve Turkana göllerinde doğal olarak yaşam sürdürüyor.
Yetişkin dönemlerinde ağırlıklı olarak diğer balık türleriyle beslenen bu yırtıcı, İrlanda büyüklüğündeki devasa Victoria Gölü'ne bırakıldığında hiçbir doğal düşmanla karşılaşmadı. Besin zincirinin en üstüne yerleşen levrekler kısa süre içinde kontrolsüz şekilde çoğaldı.
Bu çoğalma 1990'lı yıllarda bölgede adeta bir ekonomik patlama yarattı. Binlerce insan kârlı levrek avcılığı için göl kıyılarına akın etti ve sahillere dev balık işleme tesisleri kuruldu. Ancak günümüze gelindiğinde aşırı ve bilinçsiz avlanma nedeniyle Nil levreklerinin hem toplam nüfusu hem de ortalama boyutları ciddi oranda geriledi.
ÇİKLİT BALIKLARI BÜYÜK DARBE ALDI
Victoria Gölü, dünyada eşi benzeri bulunmayan yüzlerce renkli çiklit türünün ana vatanı konumundaydı. Bilim insanları, göldeki tek bir ata türden zaman içerisinde 500'e yakın farklı çiklit türünün oluştuğunu değerlendiriyordu.
Göle salınan acımasız Nil levreği, bu savunmasız yerli çiklit popülasyonunu hedef alarak avlamaya başladı. Yapılan araştırmalara göre 1990'lı yıllara ulaşıldığında göle özgü 200'den fazla endemik çiklit türünün soyu tamamen tükendi.
HAYATTA KALAN TÜRLERİN GENLERİ DE BU FELAKETİN İZİNİ TAŞINIYOR
Tokyo Teknoloji Enstitüsü araştırmacılarının yayımladığı genetik çalışma, yaşanan ekolojik yıkımın boyutlarını gözler önüne serdi.
Araştırmacılar, genetik darboğazın 1970 ile 1990 yılları arasında zirve yaptığını belirterek, bu dönemin türlerin ortadan kaybolma kayıtlarıyla birebir örtüştüğünü vurguluyor.
Sevindirici bir gelişme olarak, yok olduğu düşünülen bazı çiklit türlerine son yıllarda gölün derinliklerinde yeniden rastlanmaya başlandı.
Amerika Birleşik Devletleri'nde nehir taşımacılığını geliştirmek amacıyla 1927 yılında onaylanan ve 1933'te yapımı tamamlanan 536 kilometre uzunluğundaki Illinois Su Yolu, bugün devasa bir çevre felaketine zemin hazırlıyor.
Michigan Gölü'nü Mississippi Nehri üzerinden Meksika Körfezi'ne bağlayan söz konusu hat, bölge ticaretini canlandırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak dönemin mühendislik başarısı olarak görülen yapay su kanalı, zaman içinde istilacı Asya sazanlarının kuzeye doğru yayılmasına imkan tanıyan stratejik bir geçiş güzergahına dönüştü.
Yapay kanal aracılığıyla ilerleyişini sürdüren bu türler, Michigan Gölü'ne her geçen gün biraz daha yaklaşıyor. 2009 yılında Brandon Road'un yukarısında, 2010 yılında ise Calumet Gölü'nde büyükbaş sazan örneklerinin tespit edilmesi üzerine yetkililer alarm durumuna geçti.
180 BİN YUMURTA BIRAKAN İSTİLACILAR YERLİ TÜRLERİ YOK EDİYOR
Uzmanlar, krizin bu derece büyümesinde sazanların olağanüstü üreme ve büyüme hızının belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Devasa boyutlara ulaşabilen büyükbaş sazanların tek bir dişisi ortalama 180 bin yumurta bırakabiliyor.
Fitoplankton ve zooplanktonla beslenen bu istilacı canlılar, yerli balıkların besin kaynaklarını tükenme noktasına getiriyor. Balıkların Büyük Göller'e tamamen yerleşmesi halinde 150'yi aşkın yerli türün ve yaklaşık 5 bin derenin doğrudan zarar göreceği öngörülüyor.
ÇOK AŞAMALI TEKNOLOJİK BARİYERLER DEVREDE
Tehdidi bertaraf etmek amacıyla Chicago yakınlarındaki Brandon Road Barajı merkezli kapsamlı bir savunma planı hazırlandı. Plan dahilinde nehir yatağında fiziki düzenlemeler yapılacak, tekne trafiği kontrol altına alınacak ve sazanların geçişini engellemek için elektrik, ses ve hava kabarcıklarından oluşan çok aşamalı bariyer sistemleri kurulacak.
1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü. Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1960 ve 70'li yıllarda araç kullanımının hızla artması, devasa bir atık lastik krizini beraberinde getirdi. O dönemde geri dönüşüm teknolojilerinin yetersiz olması sebebiyle atıkların depolanması ciddi bir sorun haline gelince, Florida'da dikkat çeken ancak son derece riskli bir adım atıldı.
Bir kuruluş, atık lastikleri okyanus tabanına yerleştirerek yapay bir mercan kayalığı oluşturma fikrini ortaya attı. Proje kapsamında, Fort Lauderdale kıyılarında yer alan Osborne Kayalığı'na yaklaşık 2 milyon atık lastik bırakıldı.