ABD'deki Centralia'da yerin altında başlayan yangın, zamanla yüzeye kadar ulaşarak sokakları ve evleri yaşanmaz hale getirdi. Bugün geride neredeyse kimsenin yaşamadığı bir kasaba kalırken, yerin altındaki yangının ne zaman sona ereceği ise hâlâ bilinmiyor.
ABD'nin Pennsylvania eyaletinde bulunan Centralia kasabası, 1962 yılından bu yana yer altında aralıksız devam eden kömür damarı yangını yüzünden tamamen terk edildi. Zeminde dev çatlakların oluştuğu ve zehirli gazların sızdığı bölgede evler yıkılırken, tam 64 yıldır sönmeyen yangın kasabayı adeta bir hayalet kente dönüştürdü.
ABD'nin Pennsylvania eyaletindeki Centralia kasabası, modern tarihin en sıra dışı ve uzun süren felaketlerinden birine ev sahipliği yapıyor. 1962 yılında kasabanın altındaki kömür damarlarında başlayan yangın, onlarca yıl boyunca kontrol altına alınamadı. Yerin onlarca metre altında ilerleyen alevler, zamanla yüzeyde de ölümcül tehlikeler yaratarak kasaba halkının bölgeyi tamamen terk etmesine neden oldu.
ALEVLER DERİNLERE YAYILDI
Centralia'nın altını ağ gibi saran zengin kömür yatakları, yangının bir kez başladıktan sonra devasa bir alana yayılmasına yol açtı. Yer altında birbirine bağlı devasa koridorlar boyunca ilerleyen alevlere müdahale etmek teknolojik ve fiziksel olarak imkansız hale geldi. Mühendislerin ve itfaiye ekiplerinin onlarca yıl boyunca uyguladığı söndürme ve izolasyon teknikleri sonuç vermeyince, yangın içten içe büyümeye devam etti.
ZEMİNDE DEV ÇATLAKLAR BOY GÖSTERDİ
Geçen yıllarla birlikte yer altındaki yüksek sıcaklık ve çökmeler yüzeye yansımaya başladı. Kasabanın caddelerinde, binaların temellerinde ve otoyollarda devasa yarıklar açıldı. Bu açıklıklardan yüzeye yüksek sıcaklıkta buhar, karbonmonoksit ve tehlikeli zehirli gazlar sızmaya başladı. Toprak bütünlüğünün kaybolması ve zehirlenme riskinin hayati boyuta ulaşması, bölgedeki yaşamı tamamen imkansız kıldı.
EVLER TEK TEK YIKILDI
Can güvenliği tehdidinin tırmanması üzerine ABD hükümeti ve eyalet yetkilileri radikal bir karar alarak Centralia'daki mülkleri kamulaştırma sürecini başlattı. Bölge sakinlerine başka şehirlerde yaşam kurmaları için teşvikler sağlandı. İnsanların tahliye edilmesinin ardından, güvenlik riski taşıyan yüzlerce ev ve yapı tek tek yıkılarak ortadan kaldırıldı.
64 YILLIK KABUS HALA DEVAM EDİYOR
İlk kıvılcımın çaktığı 1962 yılından bu yana 64 yıl geçmesine rağmen, Centralia'nın altındaki kömür rezervleri yanmaya devam ediyor.
Eski nüfusundan ve sokak dokusundan eser kalmayan kasaba, günümüzde sadece yarıklarından dumanlar yükselen terk edilmiş asfaltları ve dikilmiş anma tabelalarıyla 'hayalet kasaba' olarak anılıyor. Uzmanlar, yer altındaki kömür miktarının yangını daha yüzyıllarca besleyebileceğini öngörüyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde nehir taşımacılığını geliştirmek amacıyla 1927 yılında onaylanan ve 1933'te yapımı tamamlanan 536 kilometre uzunluğundaki Illinois Su Yolu, bugün devasa bir çevre felaketine zemin hazırlıyor.
Michigan Gölü'nü Mississippi Nehri üzerinden Meksika Körfezi'ne bağlayan söz konusu hat, bölge ticaretini canlandırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak dönemin mühendislik başarısı olarak görülen yapay su kanalı, zaman içinde istilacı Asya sazanlarının kuzeye doğru yayılmasına imkan tanıyan stratejik bir geçiş güzergahına dönüştü.
180 BİN YUMURTA BIRAKAN İSTİLACILAR YERLİ TÜRLERİ YOK EDİYOR
Uzmanlar, krizin bu derece büyümesinde sazanların olağanüstü üreme ve büyüme hızının belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Devasa boyutlara ulaşabilen büyükbaş sazanların tek bir dişisi ortalama 180 bin yumurta bırakabiliyor.
Fitoplankton ve zooplanktonla beslenen bu istilacı canlılar, yerli balıkların besin kaynaklarını tükenme noktasına getiriyor. Balıkların Büyük Göller'e tamamen yerleşmesi halinde 150'yi aşkın yerli türün ve yaklaşık 5 bin derenin doğrudan zarar göreceği öngörülüyor.
ÇOK AŞAMALI TEKNOLOJİK BARİYERLER DEVREDE
Tehdidi bertaraf etmek amacıyla Chicago yakınlarındaki Brandon Road Barajı merkezli kapsamlı bir savunma planı hazırlandı. Plan dahilinde nehir yatağında fiziki düzenlemeler yapılacak, tekne trafiği kontrol altına alınacak ve sazanların geçişini engellemek için elektrik, ses ve hava kabarcıklarından oluşan çok aşamalı bariyer sistemleri kurulacak.
Yetkili birimler, bu teknolojik önlemler sayesinde istilacı türleri Michigan Gölü'ne ulaşmadan durdurmayı hedefliyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ağır bir ekonomik ve fiziksel yıkımla yüzleşmek zorunda kalan Japonya yönetimi; hem ülkenin yeniden yapılanma sürecindeki acil kereste ihtiyacını karşılamak hem de erozyon riskini engellemek amacıyla devasa bir ağaçlandırma hamlesi başlatmıştı.
Bu stratejik seferberlik kapsamında dikilen milyonlarca Japon sediri ve selvisi, kısa süre içerisinde ülke genelindeki toplam toprakların yaklaşık beşte birini kaplayan son derece geniş plantasyon alanlarına dönüştü.
Ancak geçmiş dönemde büyük bir ekonomik kalkınma umuduyla hayata geçirilen bu kapsamlı yeşil proje, aradan geçen onlarca yılın ardından günümüzde Japonya'nın en ciddi halk sağlığı ve çevre krizlerinden birinin odak noktası haline geldi.
OLGUNLAŞAN AĞAÇLARIN POLENLERİ KİTLESEL SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇTI
Yıllar içerisinde olgunlaşan sedir ve selvi ağaçları, özellikle bahar dönemlerinde rüzgarın da etkisiyle şehir merkezlerine kadar kolayca sürüklenebilen devasa miktarda hafif polen üretmeye başladı.
Güneş ışığının orman zeminine ulaşamaması neticesinde toprağın su tutma kapasitesi belirgin bir şekilde azaldı ve bölgedeki yerel bitki örtüsü ağır hasar gördü.
JAPONYA HÜKÜMETİ GENİŞ ÇAPLI SEYRELTME ÇALIŞMALARI BAŞLATTI
Ortaya çıkan olumsuz tablonun sosyo-ekonomik maliyetini düşürmeyi ve halk sağlığını güvence altına almayı hedefleyen devlet yetkilileri, Japonya Ormancılık Ajansı koordinasyonunda yürütülen kapsamlı bir orman yönetimi planını resmen yürürlüğe koydu.
Bu çerçevede her yıl on binlerce hektarlık alanda planlı kesim ve seyreltme faaliyetleri aralıksız bir şekilde icra ediliyor.
Yürütülen rehabilitasyon projeleriyle, kesilen ağaçların yerine daha az polen üreten dayanıklı türlerin dikilmesi ve bölgenin özgün bitki örtüsünün yeniden tesis edilmesi amaçlanıyor.
1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü. Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.