Suudi Arabistan'da 1970'li yıllarda gündeme getirdiği sıra dışı proje, tatlı su ihtiyacına çözüm bulmak adına sıra dışı bir fikri ortaya attı. Kutup bölgelerindeki buz dağlarının çöl bölgesine taşınması için çeşitli deneyler yapıldı. İşte detaylar…
İklim değişikliği ile birlikte dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan kuraklık ve tatlı su kaynaklarında görülen azalma, yıllar önce gündemde olan sıra dışı bir projeyi yeniden gündeme getirdi.
Suudi Arabistan'ın 1970'li yıllarda kutup bölgelerinden buz dağlarını taşıyarak tatlı su elde etme fikri, bugün yeniden tartışmaya açıldı.
1970'li yıllarda Suudi Arabistan tarafından ortaya atılan projede amaç, kutup bölgelerinde bulunan buz dağlarını su sıkıntısı yerlere taşımak ve eriyen buzullardan elde edilen tatlı suyu toplamaktı.
Suudi Arabistan'ın projeye ilgi göstermesinin temel nedenlerinden biri, ülkedeki doğal tatlı su kaynaklarının sınırlı olmasıydı. Ülke, su ihtiyacının önemli bölümünü yüksek miktarda enerji ve maliyet gerektiren deniz suyu arıtma tesisleriyle karşılıyor.
BİR TONLUK BUZ KÜTLESİYLE DENENDİ
Projenin uygulanabilirliğini test etmek isteyen uzmanlar, yaklaşık 1 ton ağırlığında bir buz kütlesiyle deney gerçekleştirildi. Alaska'dan alınan buz, helikopter, uçak ve soğutmalı kamyon kullanılarak Iowa'ya taşındı.
Buzun taşınma sırasında erimesini önlemek adına yalıtım uygulandı ve ek soğutma amacıyla kuru buz kullanıldı.
Yüksek maliyet, buz dağlarının taşınmasının teknik zorlukları ve yolculuk sırasında meydana gelecek erime nedeniyle yaşanacak su kaybı, projenin önündeki başlıca engeller oldu.
Buna rağmen buz dağlarının tatlı su kaynağı olarak kullanılması fikri zaman zaman yeniden tartışmaya açılıyor.
Artan kuraklık ve su kıtlığı nedeniyle kutup bölgelerindeki büyük buz rezervlerinin gelecekte kullanılabilir bir kaynak olup olmayacağı yeniden gündeme geliyor.
Antarktika'da buz tabakasının yaklaşık 6,5 milyon kübik mil tatlı su içerdiği ve bunun dünyadaki tatlı su rezervlerinin yaklaşık yüzde 70'ine karşılık geldiği belirtildi.
1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü. Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1960 ve 70'li yıllarda araç kullanımının hızla artması, devasa bir atık lastik krizini beraberinde getirdi. O dönemde geri dönüşüm teknolojilerinin yetersiz olması sebebiyle atıkların depolanması ciddi bir sorun haline gelince, Florida'da dikkat çeken ancak son derece riskli bir adım atıldı.
Bir kuruluş, atık lastikleri okyanus tabanına yerleştirerek yapay bir mercan kayalığı oluşturma fikrini ortaya attı. Proje kapsamında, Fort Lauderdale kıyılarında yer alan Osborne Kayalığı'na yaklaşık 2 milyon atık lastik bırakıldı.
GÖRKEMLİ AÇILIŞ FELAKETLE SONUÇLANDI
Sivil teknelerin de katıldığı dev organizasyonda, çelik klipsler ve naylon kayışlarla birbirine bağlanan lastikler, okyanus tabanında yaklaşık 14 hektarlık bir alana yayılacak şekilde konumlandırıldı.
Ancak hedeflenen ekolojik katkı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Deniz canlılarının lastik yüzeylerine tutunup çoğalamadığı görülürken, asıl büyük felaket zamanla ortaya çıktı.
TUZLU SU VE AKINTI FELAKETE DÖNÜŞTÜRDÜ
Tuzlu suyun zamanla çelik bağlantıları çürütmesi ve güneş ışığının naylon malzemeyi deforme etmesi sonucu, birbirine bağlı duran 2 milyon lastik serbest kaldı. Fırtınalar ve güçlü dip akıntılarıyla sürüklenen devasa lastik kütleleri, bölgedeki doğal mercan resiflerine çarparak yok etmeye başladı. Doğal ekosisteme büyük zarar veren sürüklenen lastikler, bölgedeki deniz yaşamının da hızla azalmasına yol açtı.
TEMİZLİK ON YILLAR SÜRECEK
2006 yılında resmi olarak başlatılan devasa temizlik operasyonlarına rağmen felaketin izleri silinebilmiş değil. Aradan geçen yıllara rağmen batık lastiklerin henüz çeyreğinden biraz fazlası sudan çıkarılabildi. Mevcut projeksiyonlar, okyanus tabanındaki lastiklerin sadece yarısının temizlenebilmesi için en iyimser ihtimalle 2033 yılına kadar çalışılması gerektiğini gösteriyor.