Nehri ve büyük bir doğal su kaynağı bulunmayan Siena'da, yüzyıllar önce yerin altına olağanüstü bir su ağı kuruldu. Daracık tünellerden oluşan bu sistemin bugün bile çalışıyor olması, asıl dikkat çeken ayrıntıyı ise daha da merak uyandırıcı hale getiriyor.
İtalya'nın Siena kentinde nehir veya büyük bir doğal su kaynağının bulunmaması, Orta Çağ döneminde sıra dışı bir mühendislik çözümünün geliştirilmesine yol açtı.
Şehrin altına oyulan ve toplam uzunluğu 25 kilometreyi aşan "Bottini" tünelleri, yağmur suyunu yalnızca yer çekimi ve eğimden yararlanarak kentin tarihi çeşmelerine taşıyor.
Yüzyıllar boyunca Siena'nın su ihtiyacını tek başına karşılayan bu dar tüneller, günümüzde de işlevini sürdürmeye devam ediyor.
SUYU POMPA KULLANMADAN ŞEHRİN ÇEŞMELERİNE TAŞIDILAR
Siena'nın kolay işlenebilen tüf kayalıklarının içine kazılan Bottini tünelleri, genellikle 1,80 metre yüksekliğinde ve bir metreden daha dar olacak şekilde tasarlandı.
Tünellerin tabanında yer alan "gorello" adlı küçük kanallar, zeminden süzülen yağmur sularını topluyor.
Hassasiyetle hesaplanan milimetrik eğim sayesinde su, herhangi bir mekanik pompa kullanılmadan doğrudan şehrin tarihi çeşmelerine ulaştırılıyor.
Bottini tünelleri, modern Vivo su kemerinin 20. yüzyılın başında evlere ulaşmasına kadar Siena kentinin temel su şebekesi olarak görev yaptı.
Ürdün'ün çöl bölgesinde yer alan antik Petra kentinin en görkemli yapısı Al-Khazneh (Hazine), 2 bin yıl önce Nebatiler tarafından dağın doğrudan oyulmasıyla inşa edildi.
Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu mimari harikada tek bir taş blok taşınmadı veya üst üste konulmadı. İşçilerin yukarıdan aşağıya doğru kayaları yontarak ve iç mekanları dağın derinliklerine kazarak ortaya çıkardığı devasa anıt, antik dönemin akılalmaz mühendislik ve işçilik yeteneğini günümüze taşımaya devam ediyor.
Arkeolojik bulgular ve kayalar üzerindeki izler, yapım sürecinin dağın en üst noktasından başlayıp aşağıya doğru ilerlediğini gösteriyor. Bu yöntem sayesinde yukarıdan düşen taş parçalarının tamamlanan alt yüzeylere zarar vermesi engellendi.
Kazma, çekiç ve keski gibi basit el aletleriyle çalışan ustalar; devasa kumtaşı kütlesini önce kabaca şekillendirdi, ardından sütunları ve ince işçilik gerektiren dekoratif detayları ortaya çıkardı. Telafisi imkansız hataları önlemek adına kusursuz bir planlamayla yürütülen projede, iç mekanlar da yine dağın gövdesi oyularak oluşturuldu.
Ancak Nebatilerin başarısı yalnızca kayaları oymakla sınırlı kalmadı. Kurak bir çöl vadisinde yer alan Petra'yı ve Al-Khazneh gibi anıtları korumak adına gelişmiş bir su mühendisliği ağı kuruldu.
Kanallar, barajlar, su kemerleri ve sarnıçlar sayesinde hem halkın su ihtiyacı karşılandı hem de ani sel baskınlarının paha biçilemez yapılara zarar vermesi engellendi. Yapıldığı ilk günden bu yana dağla fiziki bağını koparmayan Al-Khazneh, çöl koşullarına ve rüzgar erozyonuna rağmen antik mühendislik ile doğanın eşsiz birleşimi olarak zamana meydan okuyor.
Ancak, alışılmışın aksine bu dikey mimarinin ardında gelişmiş inşaat makineleri ya da betonarme yapılar bulunmuyor.
Dünyanın en eski dikey şehirlerinden biri olarak kabul edilen kentteki yüzlerce kule ev, yaklaşık 500 yıl önce elde olan tamamen doğal malzemelerle inşa edildi.
1930'lu yıllarda İngiliz kaşif Freya Strak tarafından "Çölün Manhattan'ı" olarak adlandırılan Şibam, 1500'lü yıllarda yaşanan büyük bir sel felaketinin ardından surlarla çevrili dar bir alana yeniden kuruldu.