İspanya'ya bağlı Kanarya Adaları, tamamen estetik ve peyzaj amacıyla ithal edilen "Pennisetum setaceum" (Çeşme Otu) adlı istilacı tür nedeniyle tarihinin en ağır çevre krizlerinden biriyle karşı karşıya. Yerel halk arasında "kedi kuyruğu" olarak bilinen yabancı ot, 15 yıldır kesintisiz süren saha çalışmalarına rağmen doğal yaşam alanlarını adeta yutuyor.
Özellikle Tenerife ve La Gomera adalarında kontrolden çıkan yayılım, koruma altındaki vadilerden dik yamaçlara kadar geniş bir coğrafyayı etkisi altına aldı. Deniz seviyesinden 1000 metre yüksekliğe kadar tırmanmayı başaran tür, adanın korunan ekosistemlerinin yaklaşık üçte birini kaplayarak endemik flora üzerindeki baskısını artırdı.
EKİPLER TEK TEK KÖKÜNDEN SÖKÜYOR: KESMEK ÇÖZÜM DEĞİL!
Ada yönetimlerinin yürüttüğü saha operasyonlarında her yıl tonlarca bitki temizlense de biyolojik yapısı gereği geleneksel yöntemler yetersiz kalıyor. Yetkililer ve çevre uzmanları, yürütülen zorlu mücadeleyi ve karşılaşılan engelleri şu başlıklarla özetliyor…
TOHUMLARIN UYUMA YETENEĞİ
Bitkinin sadece üst gövdesini kesmek süreci durdurmaya yetmiyor. Toprak altında kalan güçlü kök sistemi kısa sürede yeniden filizlendiği için görevliler ve gönüllüler her bitkiyi topraktan sökerek temizlemek zorunda kalıyor.
UZUN SÜRELİ TAKİP ZORUNLULUĞU
Tohumlu kısımlar çevreye saçılmaması amacıyla özel muhafaza torbalarında toplanıp bertaraf ediliyor. Temizlenen bölgeler ise toprağın altında uyur vaziyette bekleyen tohumlar nedeniyle yıllarca karantina altında izleniyor.
BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR NE DİYOR?
Acta Oecologica dergisinde yayımlanan çevresel fizyoloji araştırmaları, Çeşme Otu'nun yerli ot türlerine karşı kurduğu ezici üstünlüğü bilimsel olarak kanıtlıyor.
Söz konusu istilacı tür; kısıtlı su ve düşük azotlu toprak koşullarında bile yüksek fotosentez kapasitesini koruyabiliyor. Yerli bitkilere kıyasla yapraklarının çok daha geç yaşlanması, geniş bir yaprak örtüsü oluşturmasına imkan tanıyor. Bu durum, yerel türlerin güneş ışığına ve besine erişimini tamamen keserek rekabet şansını sıfırlıyor.
Yetkililer, bölgesel ölçekte yürütülen tüm çalışmalara rağmen klasik temizleme metotlarının yetersiz kaldığını belirterek, adanın özgün biyolojik çeşitliliğini korumak adına bilim insanlarıyla birlikte yenilikçi ve teknolojik imha teknikleri üzerinde çalışıldığını duyurdu.
SADECE BİTKİLER DEĞİL SİNCAPLAR DA BENZER BİR DURUMA YOL AÇMIŞTI
İşgalci bitkilerin doğaya verdiği bu ağır tahribat henüz hafızalardaki tazeliğini korurken, benzer bir biyolojik felaket haberi de Buenos Aires'ten gelmişti. Doğayı güzelleştirmek amacıyla bölgeye getirilen ve başlangıçta sadece 10 tane olan o canlılar, kontrolden çıkarak 100 binlik dev bir popülasyona ulaştı ve kenti alarm durumuna geçirdi.
Arjantin'in Buenos Aires eyaletine bağlı Lujan kentinde, binlerce kızıl karınlı sincabın yol açtığı istila kontrolden çıktı. Altyapıyı çökerten, tarlaları tahrip eden ve ölümcül hastalık riski taşıyan sincaplar nedeniyle yetkililer acil durum alarmı verdi. Çevre yetkilileri, kontrolsüzce çoğalan popülasyonun hem insan sağlığı hem de üretim sistemleri için ciddi bir tehdit haline geldiğini duyurdu.
10 TANE GETİRİLDİ, 100 BİNE ULAŞTI!
Dehşete düşüren istilanın kökeni ise 1970 yılına dayanıyor. O dönem doğayı güzelleştirmek amacıyla Belçika'dan Lujan şehrindeki bir kulübe getirilen sadece 10-12 adet sincap, aradan geçen yıllar içinde kontrolden çıktı.
ELEKTRİKLERİ KESTİLER, TARIMI DURDURDULAR
Bölgede hayatı felç eden sincaplar, elektrik kablolarını ve sulama sistemlerini kemirerek büyük maddi zarara yol açtı. Kabloları kemiren sincaplar yüzünden geniş çaplı elektrik kesintileri yaşandı.
Ayrıca tarım ürünlerine ve yerel eko-sisteme büyük zarar veren kemirgenler için uzmanlar uyardı:
"Sincapları gördüğünüz yerde derhal çevre birimlerine haber verin. Kesinlikle dokunmayın ve evcil hayvan olarak beslemeye çalışmayın!"
3 EYALETE VE ONLARCA ŞEHRE YAYILDILAR
Asya menşeili bir tür olan kızıl karınlı sincaplar (Callosciurus erythraeus), Çevre Bakanlığı tarafından resmi olarak "İstilacı Yabancı Türler" listesine alındı. Yapılan son incelemelerde sincapların sadece Lujan ile sınırlı kalmadığı birçok kente de yayıldığı tespit edildi.