Galler'de 1583 yılında gemi kazasında kaybolan hazine, fırtınaların sahildeki kumları sürüklemesiyle gün yüzüne çıktı. Metal dedektörüyle 21 yıl boyunca arama yapan 69 yaşındaki Peter Hughes, yaklaşık 870 altın ve gümüş sikke ile çok sayıda tarihi eser buldu.
Galler'de ortaya çıkan bu tarihi keşif, adeta filmleri aratmıyor! 69 yaşındaki metal dedektörü tutkunu Peter Hughes, 1583 yılında bir gemi kazasında kaybolan hazineyi bulmak için tam 21 yıl boyunca arama yaptı. Fırtınaların sahildeki kumları sürüklemesiyle gün yüzüne çıkan yüzlerce altın ve gümüş sikke ile tarihi eşya, ilk kez ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Üstelik hazinenin yalnızca dörtte birinin bulunabildiği tahmin ediliyor.
KUMLARIN ALTINDAN TARİH ÇIKTI
Galler'in Neath Port Talbot bölgesindeki Margam sahilinde arama yapan Peter Hughes, 1996 yılında ilk altın sikkesini bulduğunda yaşadığı heyecanı unutamıyor. Elindeki kumları temizlediğinde güneş gibi parlayan sikkeyi gören Hughes, ilk başta bunun bir jeton olduğunu düşündü. Ancak sikkenin diğer yüzündeki Portekiz armasını görünce karşısındakinin tarihi bir para olduğunu anladı.
Not: Görseller temsilidir.
Hughes'un keşfi, 28 Aralık 1583'te şiddetli bir fırtınaya yakalanan Ann Francis adlı geminin kayıp yüküne uzanıyordu. İspanya'ya tahıl taşıyan geminin dönüş yolculuğunda yaşanan felaket sonucunda gemiyle birlikte değerli bir ödeme de kaybolmuştu.
870'E YAKIN ALTIN VE GÜMÜŞ SİKKE BULUNDU
Yıllar süren aramalar sonucunda yaklaşık 870 altın ve gümüş sikkenin yanı sıra denizcilere ait kişisel eşyalar, yemek ve içme kapları, bir gemici düdüğü ve ahşap sandıklardan birine ait olduğu düşünülen şifreli bir kilit ortaya çıkarıldı. Kilidin şifresi ise henüz çözülemedi. Buluntular arasında 16. yüzyıldan kalma Portekiz altın sikkeleri ile tarihi paralar da bulunuyor.
21 YIL BOYUNCA PES ETMEDİ
Hughes, hazineyi aramak için sahile 1000'den fazla kez gittiğini ve binlerce saatini metal dedektörüyle arama yaparak geçirdiğini söylüyor. Ziyaretlerinin büyük bölümünde eli boş döndüğünü belirten Hughes, aramaya devam etmesini sağlayan şeyin keşfetme heyecanı olduğunu ifade ediyor.
Bulduğu eserleri için Hughes, Galler Ulusal Müzesi Amgueddfa Cymru ile iletişime geçti. Tarihi buluntuların artık halka açık sergilendiği belirtilirken müze yetkilileri, eserlerin yalnızca maddi değerleriyle değil, geçmişe ışık tutan hikayeleriyle de büyük önem taşıdığını vurguluyor.
Hazine, Galler'de ziyaretçilerini bekliyor. Buluntuların korunması amacıyla sahilin ilgili bölümü koruma altına alındığından, burada yeni aramalar yapmak artık yasal değil.
Yıllarca aranan tarihi hazinenin sahilde ortaya çıkması, bazen kimsenin dikkat etmediği yerlerin bile büyük keşiflere ev sahipliği yapabileceğini gösterdi. Peki, sıradan görünen bir yerde servet bulan ve milyonların dikkatini çeken kişinin hikayesini duymuş muydunuz?
NADİR ETOBUR FOSİL İLK KEZ MÜZAYEDE PİYASASINDA
Eyalet sınırları içindeki özel bir arazide gün yüzüne çıkarılan etobur dinozor iskeleti, müzayede piyasasında ilk kez boy gösterecek. Dünyada bilimsel olarak doğrulanmış yalnızca üç örneği bulunan bu fosilin, 6 ile 9 milyon dolarlık (yaklaşık 296 milyon ila 444 milyon Türk lirası) seviyelerde alıcı bulması öngörülüyor.
Söz konusu tür, paleontoloji dünyasında 80 yılı aşkın süredir devam eden büyük bir bilimsel tartışmanın odağında yer alıyor. Küçültülmüş bir dev etobur görünümüne sahip bu canlıların, genç bir tür üyesi mi yoksa tamamen bağımsız bir cins mi olduğu konusunda uzmanlar ikiye bölünmüştü. Yapılan son kapsamlı araştırmalar ise fosilin kendine özgü bağımsız bir tür olduğunu kanıtlayan bulguları ortaya koydu.
DİNOZOR PAZARI REKOR REKORA KOŞUYOR
Özel müzayedelerdeki fosil pazarı rekor seviyelere ulaşmış durumda. Geçtiğimiz dönemde yine özel bir çiftlikten çıkarılan dev etobur fosili, rekor bir tutarla satılarak tarihe geçmişti. Dev otobur türlerine ait örnekler özel fon yöneticileri tarafından milyon dolarlık tutarlarla satın alınarak önde gelen doğa tarihi müzelerine sergilenmek üzere bağışlanıyor.
Buna karşılık pek çok ülkede yer altında bulunan her türlü tescilli fosil devlet koruması altında olduğundan özel müzayedelerde satılamıyor.
Pazardaki bu yüksek finansal hareketlilik akademisyenleri ve kamu müzelerini derin kaygıya sürüklüyor. Dev bütçeli özel alıcılarla yarışamayan araştırma kurumları, bilimsel değeri yüksek fosillerin özel koleksiyonlara girmesiyle araştırmacıların bu materyallere erişiminin kısıtlanmasından endişe duyuyor. Tüm eleştirilere rağmen müzayede yetkilileri pazarın büyümeye devam edeceğini öngörüyor.
Güney Afrika ülkesi Namibya'da bulunan Hoba Göktaşı, dünyada bilinen en büyük tek parça göktaşı olma özelliği taşıyor. Namibya'nın kuzeyinde yer alan Grootfontein kasabası yakınlarındaki Hoba bölgesi, dünyaya düşmüş gök cisimleri arasında en iyi korunmuş olanlardan birine ev sahipliği yapıyor. "Dünyadaki en büyük tek parça göktaşı" olarak bilinen Hoba Göktaşı, bölgenin en önemli turistik cazibe noktaları arasında yer alıyor.
TARLADA TESADÜFEN BULUNDU
Hoba Göktaşı Miras Alanı rehberlerinden Namibyalı Jonathan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yeryüzündeki bilinen en büyük tek parça göktaşı unvanına sahip Hoba Göktaşı'nın 80 bin yıl önce dünyaya düştüğünün tahmin edildiğini söyledi.
Soyadını belirtmeyen Jonathan, göktaşının 1920'de çiftlik sahibi Jacobus Hermanus Brits isimli Alman asıllı bir Namibyalı tarafından tarla kazarken tesadüfen bulunduğunu belirtti. Bulunan cisimden alınan bir parçanın test edilmesi sonucu, göktaşı olduğunun keşfedildiğini aktaran Jonathan, taşa Brits tarafından yerel dilde 'Ben buldum' anlamına gelen Hoba isminin verildiğini anlattı.
60 TON AĞIRLIĞINDA, YÜZDE 80'İ DEMİR
Jonathan, göktaşının yarım metrelik bölümünün toprağın altında olduğunu kaydetti. Eni ve boyu yaklaşık 3'er metre olan taşın, 1 metreye yakın yükseklikte olduğunu söyleyen Jonathan, "Taş yaklaşık 60 ton ağırlığında. Bu üç erkek filin ağırlığına eşit." dedi. Taşın demir, nikel ve kobalt olmak üzere üç ana bileşenden meydana geldiğini bildiren Jonathan, "Yüzde 80'i demirden, yüzde 16'sı nikel ve yüzde 0,76'sı ise kobalttan oluşuyor." bilgisini paylaştı.
Jonathan, ayrıca göktaşının içinde çinko, lityum, baryum ve karbon gibi diğer elementleri de küçük miktarlarda barındırdığına dikkati çekerek "Ama altın ve elmas barındırmıyor. Hem de hiç." ifadelerini kullandı.
SICAKLIĞINI MUHAFAZA EDİYOR
Hoba Göktaşı'nın bileşenlerinden ötürü her zaman aynı sıcaklığı muhafaza ettiğini dile getiren Jonathan, "Ayrıca taşın üzerine çıkıp, tam ortasında durup bir şeyler söylerseniz, sesinizin eko yaptığını göreceksiniz." diye konuştu. Jonathan, göktaşının dünyaya dikey şekilde düşmeyip, suda sektirilen bir taş gibi yatay şekilde düşmesi nedeniyle bütünlüğünü muhafaza ettiğinin düşünüldüğünü de söyledi. Bununla birlikte yıllar önce taşın burada kamp yapan insanlar tarafından hasara uğratıldığını aktaran Jonathan, bu olaydan sonra çevrelenerek koruma altına alındığını kaydetti.