Coğrafyanın kaderi bazen insanları en temel yaşam kaynağından, yani güneş ışığından tamamen mahrum bırakabiliyor. Norveç'in dik dağ vadileri arasına kurulu Rjukan kasabası, haritadaki konumu nedeniyle her yıl Eylül ayından Mart ayına kadar dondurucu bir karanlığa gömülüyor. Yıllarca süren bu kasvetli yaşamı kabul etmek istemeyen kasaba halkı ise doğaya meydan okuyan çılgın bir mühendislik projesiyle gökyüzünden ışık çalmayı başardı.
Her yıl tam altı ay boyunca tek bir güneş ışını bile alamayan kasaba, karanlığın yarattığı psikolojik ve sosyal çöküşe karşı sıra dışı bir savaş başlattı. Mühendisler, kasabanın 450 metre üzerindeki dağ yamaçlarına devasa boyutlarda bilgisayar kontrollü aynalar yerleştirerek ışığı vadiye yansıttı. Bugün kasaba meydanına düşen yapay güneş ışığı, hem yerel halkın kaderini değiştirdi hem de tüm dünyanın ilgisini buraya çekti.
VADİNİN DERİNLİKLERİNDEKİ KARANLIK ZİNDAN
Norveç'in Telemark bölgesinde yer alan Rjukan kasabası, görkemli Gaustatoppen Dağı'nın hemen gölgesinde yer alıyor. Ancak bu büyüleyici doğa manzarası, kasaba sakinleri için yüzyıllardır süren karanlık bir hapse dönüşmüş durumda.
Eylül ayının sonlarına doğru güneş gökyüzünde alçalmaya başladığında, etrafı saran dik kayalıklar ışığın kasaba tabanına ulaşmasını tamamen engelliyor. Mart ayının ortalarına kadar devam eden bu süreçte kasaba halkı, gündüz vakitlerinde bile zifiri gölgede yaşamak zorunda kalıyor.
100 YILLIK BİR DÜŞÜN PEŞİNDE
Kasabada altı ay boyunca güneşin doğmaması fikri aslında yeni bir sorun değil. Rjukan'ın kurucusu ve sanayici Sam Eyde, 1900'lerin başında işçilerinin güneşsizlikten kaynaklanan moral bozukluğunu ve sağlık sorunlarını fark etmişti.
Eyde, dağın tepesine dev bir ayna koyarak ışığı aşağıya yansıtma fikrini ortaya atan ilk kişiydi. Ancak o dönemin teknolojisi, güneşin hareketini takip edecek mekanizmaları üretmeye elvermiyordu. Çare olarak 1928 yılında işçilerin en azından güneşi görebilecekleri yüksekliğe çıkabilmeleri için "Krossobanen" adında bir teleferik hattı inşa edildi.
SANATÇI MARTİN ANDERSEN VE ÇILGIN PROJENİN DOĞUŞU
Yıllar boyunca halk, kış aylarında güneşi görebilmek için teleferikle dağın tepe noktalarına taşındı. Ancak 2000'li yılların başında kasabaya taşınan sanatçı Martin Andersen, bu durumu kökten değiştirecek projeyi tekrar gündeme taşıdı.
Andersen, teknolojik gelişmeler sayesinde artık güneş ışığının vadiye indirilmesinin mümkün olduğunu savundu. Yerel yönetim ve sponsorların desteğiyle yaklaşık 5 milyon Norveç Kronu (yaklaşık 500 bin Dolar) bütçe ayrılarak "Heliostat" projesi resmen başlatıldı.
DAĞIN ZİRVESİNE DEV AYNALARIN TAŞINMASI
Projenin en zorlu aşaması, devasa aynaların dağın sarp ve ulaşılması neredeyse imkansız yamaçlarına taşınmasıydı. Helikopterler aracılığıyla 450 metre yükseklikteki dik kayalıklara taşınan paneller, özel mühendislik teknikleriyle sabillendi.
Toplamda 51 metrekarelik bir alanı kaplayan 3 devasa ayna (heliostat), fırtınalara ve dondurucu kış şartlarına dayanacak şekilde tasarlandı. Her bir ayna, güneşin açılarını milimetrik hesaplayarak ışığı doğrudan kasabanın ortasındaki meydana odaklayacak şekilde programlandı.
BİLGİSAYAR KONTROLLÜ "YAPAY GÜNEŞ"
Dağın tepe noktasına yerleştirilen bu sistem, sadece sabit duran aynalardan oluşmuyor. Güneşin doğuşundan batışına kadar olan rotasını güneş panelleri ve sensörler yardımıyla takip eden bilgisayarlı bir yazılım bulunuyor.
Aynalar, her 10 saniyede bir açı değiştirerek güneş ışığını sürekli olarak aynı noktaya, yani Rjukan Pazar Meydanı'na yansıtıyor. Sistem tamamen güneş enerjisi ve rüzgar enerjisiyle çalışıyor; böylece dışarıdan hiçbir ek elektrik kaynağına ihtiyaç duymadan kendi kendini besliyor.
MEYDANA DÜŞEN İLK IŞIK HUZMESİ
2013 yılının Ekim ayında, sistem ilk kez test edildiğinde kasaba halkı meydanda toplandı. Yıllardır kış ortasında karanlığa mahkum olan meydan, dağın tepesinden kırılan elli metrekarelik devasa bir ışık huzmesiyle aydınlandı.
Meydandaki sıcaklığın bir anda yükseldiği ve insanların gözlüklerini takıp güneşlenmeye başladığı o anlar, dünya basınında geniş yer buldu. Kasaba sakinleri için bu olay sadece bir aydınlatma projesi değil, yüzyıllık bir coğrafi kaderin teknolojiyle yenilmesiydi.