Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu görkemli yapı, taş blokların taşınıp bir araya getirilmesiyle değil, devasa bir kayanın oyulmasıyla ortaya çıktı. Antik ustaların izlediği yöntem ise bugün bile hayranlık uyandırıyor.
Ürdün'ün çöl bölgesinde yer alan antik Petra kentinin en görkemli yapısı Al-Khazneh (Hazine), 2 bin yıl önce Nebatiler tarafından dağın doğrudan oyulmasıyla inşa edildi.
Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu mimari harikada tek bir taş blok taşınmadı veya üst üste konulmadı. İşçilerin yukarıdan aşağıya doğru kayaları yontarak ve iç mekanları dağın derinliklerine kazarak ortaya çıkardığı devasa anıt, antik dönemin akılalmaz mühendislik ve işçilik yeteneğini günümüze taşımaya devam ediyor.
TAŞ TAŞINMADAN İNŞA EDİLDİ
Ürdün'deki antik Petra kentinin simgesi olan ve "Hazine" olarak bilinen Al-Khazneh, yaklaşık 2 bin yıl önce Nebatili ustalar tarafından alışılmışın tamamen dışında bir mimari teknikle hayata geçirildi.
Kazma, çekiç ve keski gibi basit el aletleriyle çalışan ustalar; devasa kumtaşı kütlesini önce kabaca şekillendirdi, ardından sütunları ve ince işçilik gerektiren dekoratif detayları ortaya çıkardı. Telafisi imkansız hataları önlemek adına kusursuz bir planlamayla yürütülen projede, iç mekanlar da yine dağın gövdesi oyularak oluşturuldu.
Ancak Nebatilerin başarısı yalnızca kayaları oymakla sınırlı kalmadı. Kurak bir çöl vadisinde yer alan Petra'yı ve Al-Khazneh gibi anıtları korumak adına gelişmiş bir su mühendisliği ağı kuruldu.
Kanallar, barajlar, su kemerleri ve sarnıçlar sayesinde hem halkın su ihtiyacı karşılandı hem de ani sel baskınlarının paha biçilemez yapılara zarar vermesi engellendi. Yapıldığı ilk günden bu yana dağla fiziki bağını koparmayan Al-Khazneh, çöl koşullarına ve rüzgar erozyonuna rağmen antik mühendislik ile doğanın eşsiz birleşimi olarak zamana meydan okuyor.
Dünyanın en eski dikey şehirlerinden biri olarak kabul edilen kentteki yüzlerce kule ev, yaklaşık 500 yıl önce elde olan tamamen doğal malzemelerle inşa edildi.
1930'lu yıllarda İngiliz kaşif Freya Strak tarafından "Çölün Manhattan'ı" olarak adlandırılan Şibam, 1500'lü yıllarda yaşanan büyük bir sel felaketinin ardından surlarla çevrili dar bir alana yeniden kuruldu.
Yer darlığı ve güvenlik endişeleri nedeniyle yatay şekilde genişleyemeyen toprak sahipleri, çözümü gökyüzüne doğru uzanmakta buldu.
Pencerenin olmadığı zemin katlar hayvanlar ve depo olmak üzere kullanılırken, üst katlar yaşam alanı ve misafirhane olarak tasarlandı.
Sıkı sokak düzeni sayesinde çöl sıcağında gölge alanlar oluşturan bu mimari harikası yapı, doğanın yıpratıcı etkilerine karşı ise sürekli olarak bakım gerektiriyor.
Yağmur ve rüzgarın kerpici aşındırmasını önlemek için kulelerin dış cephelerine düzenli olarak yeni çamur katmanları ile sıvama işlemi yapılıyor.
ABD'nin Massachusetts eyaletindeki bu sıra dışı yapı, 1922 yılında bir makine mühendisi tarafından deney amacıyla inşa edilmeye başlandı.
Yazlık ev olarak inşa edilmeye başlanan yapıda, 100 binden fazla gazete kullanılarak ev inşa edildi.
Mühendis Stenman, yalnızca duvarlarla yetinmeyerek aynı prensibi iç mekanlara da uyguladı ve gazete kullanarak mobilyalar inşa etti.