Yeni bir itfaiye istasyonu yapılması planlanan alan, arkeologları yaklaşık 2 bin yıl öncesine götürdü. Almanya'da eski bir spor sahasında yürütülen kazılarda toprağın altından peş peşe çıkan gümüş sikkeler, kısa sürede keşfin önemini ortaya koydu. Ancak bulunan 11 parçanın bir arada değerlendirilmesi, bu kazıyı sıradan bir sikke buluntusunun çok ötesine taşıdı.
Almanya'nın Thüringen eyaletine bağlı Singen kasabasında, yeni bir itfaiye istasyonu inşaatına başlanmadan önce yürütülen kazılarda ezber bozan bir keşfe imza atıldı. Eski bir spor sahası olan alanda yürütülen çalışmalarda, yaklaşık 2 bin yıl öncesine ait MÖ 1.yüzyıldan kalma 11 adet nadir gümüş Kelt sikkesi (quinarii) ortaya çıkarıldı.
Not: Görseller temsilidir.
Bulunan 11 adet "Prag tarzı" gümüş quinarius, bugüne kadar bir arada tespit edilen en büyük sikke grubu olmasıyla arkeoloji dünyasında büyük heyecan oluşturdu.
Thüringen Eyalet Miras Yönetimi ve Arkeoloji Ofisi tarafından paylaşılan bilgilere göre, gümüş sikkelerin yaklaşık 2000 yıl önce Keltlerin yoğun olarak yaşadığı bu bölgede tek bir zaman diliminde gömüldüğü tahmin ediliyor.
Uzmanların 'kapalı buluntu' olarak adlandırdığı bu definenin, muhtemelen zamanla yok olan organik bir kap içerisinde saklandığı düşünülüyor. Yıllar içerisinde bölgede yürütülen tarımsal faaliyetler nedeniyle yaklaşık 6 metreye 1,5 metrelik bir alana dağılan sikkeler, arkeologların titiz çalışmaları sayesinde yeniden bir araya getirildi.
Kazı sürecinde ikinci kez arama yapmanın önemi bir kez daha kanıtlanmış oldu. Alandaki ilk sikkeler 2025 yılındaki aramalarda gün yüzüne çıkarılırken, 2026 yılında devam eden kazılarla grubun geri kalan kısmı da tamamlandı. Arkeologlar, alandaki tüm quinarii sikkelerinin tamamen toplandığına inanıyor.
Ayrıca kazı alanında sikkelerin yanı sıra MS 164-169 yıllarına ait bir Roma denarius'u, daha geç bir döneme ait farklı gümüş sikke ile boncuk ve düğmeler de bulundu. Ancak hazineyi kimin gömdüğüne ya da bölgeye nasıl geldiğine dair kesin bir iz henüz tespit edilemedi.
İsmine rağmen Prag ile doğrudan bir bağlantısı bulunmayan Kelt quinarii sikkeleri, ilk kez bu kentte keşfedildikleri için bu adla anılıyor. Roma denariusunun yarı değerine karşılık gelen boyut ve ağırlıkları taklit edilerek üretilen bu sikkeler, Kelt dünyasının önemli para birimleri arasında yer alıyor.
Üzerlerinde çoğunlukla Kelt sanatına özgü soyut motifler ve stilize at figürleri bulunan sikkelerin nerede basıldığı ise henüz kesin olarak bilinmiyor.
İsveç'te bir kişinin 1980'lerde bit pazarından yaklaşık 101 liraya satın aldığı küçük Buda heykeli, 40 yıl boyunca evde sıradan bir süs eşyası olarak kaldı.
Sahibinin merak edip uzmanlara göstermesiyle 600 yıllık Ming Hanedanı eseri olduğu anlaşılan altın kaplama bronz heykel, Stockholm'deki açık artırmada 12 milyon liranın üzerinde bir fiyata alıcı buldu.
BİT PAZARINDAN 101 LİRAYA ALMIŞTI!
İsveç'te yaşanan sıra dışı bir olay, sanat dünyasında geniş yankı uyandırdı. 1980'li yıllarda Uppsala kentindeki bir bit pazarından bugünün parasıyla yaklaşık 101 liraya (20 kronun biraz üzerinde) satın alınan küçük bir Buda heykeli, kırk yıla yakın süre bir evin köşesinde sıradan bir dekorasyon objesi olarak sergilendi.
Yaklaşık 18 santim boyundaki altın kaplamalı bronz döküm heykelin, Çin'de Ming Hanedanı'nın Yongle döneminde (1403-1424) üretildiği tespit edildi.
Eser, Budizm'in kurucusu Şakyamuni Buda'yı, geleneksel nilüfer kaide üzerinde bağdaş kurmuş halde tasvir ediyor. Kumaş kıvrımlarındaki zarafet ve üzerindeki zengin altın kaplama, heykelin doğrudan Ming sarayının imparatorluk atölyelerinde üretildiğini kanıtlıyor.
AÇIK ARTIRMADA MİLYONLUK TEKLİF YARIŞI
Müzayede evinde düzenlenen bir etkinlikte satışa sunulan eser için uluslararası koleksiyonculardan telefon ve internet üzerinden yoğun teklif yağdı. Kıran kırana geçen açık artırma sonucunda heykel, 2 milyon 437 bin 500 İsveç kronuna (yaklaşık 224 bin euro / 12 milyon Türk lirasının üzerinde) satıldı.
Uzmanlar, bu nitelikteki nadide parçaların genellikle saygın kurumların koleksiyonlarında yer aldığını, özel bir evden bu kalitede 15. yüzyıl Budist metal işçiliği örneğinin çıkmasının olağanüstü bir keşif olduğunu belirtti.
2009 yılında İngiltere'nin Staffordshire bölgesindeki bir tarım arazisinde bulunan Anglo-Sakson dönemine ait paha biçilemez hazine, arkeoloji dünyasındaki tüm ezberlerin bozulmasına neden oldu. Toplam değeri 3,285 milyon sterlini bulan devasa define, tarihin en büyük metal işçiliği keşiflerinden biri olarak kayıtlara geçti.
BÖLGEDE 244 TORBA DOLUSU ALTIN VE GÜMÜŞ PARÇALARI BULUNDU
Temmuz 2009'da Güney Straffordshire'da amatör olarak metal detektörüyle aramaya çıkan Terry Herbert, sıradan bir çiftlik tarlasında tarih yazan bir keşfe imza attı. Toprağın altından üst üste altın ve gümüş parçalar çıkarmaya başlayan Herbert, durumu derhal yetkililere bildirdi. Bölgede kısa sürede tam 244 torba dolusu tarihi eser toplandı.
Eserlerin incelenmesinin ardından Hazine Değerlendirme Komitesi, gerçekleştirdiği toplantıda definenin toplam bedelinin 3,285 milyon sterlin olarak açıkladı. Yasal prosedürler gereği bu devasa tutar, hazineyi bulan Herbert ile arazinin sahibi Fred Johnson arasında yarı yarıya bölüştürüldü. Her iki isim de tek bir hamlede yaklaşık 1,64 milyon sterlinlik servetin sahibi oldu.
Görseller temsilidir.
5 KİLO ALTIN, 1 KİLO GÜMÜŞ ÇIKTI
Staffordshire Definesi, miktar ve ağırlık bakımından İngiltere tarihinin bilinen en görkemli arkeolojik buluntularından biri olarak kabul edilen Sutton Hoo mezarını geride bıraktı. Yaklaşık 5 kilogram altın ve 1,3 kilogram gümüş içeren define, Sutton Hoo'da bulunan değerli metallerin (1,66kg) neredeyse dört katına tekabül ediyor.
Görseller temsilidir.
Müze envanterine giren nesneler, toplamdan 3.900'ü aşkın parçadan oluşuyor. Nesnelerin büyük çoğunluğu kılıç kabzası ve aksamlarından meydana geliyor. Savaşçı temasının hakim olduğu definenin içinde en az bir miğfere ait parçalar da yer alıyor.
Görseller temsilidir.
'KRALİYET AİLESİNE AİT OLABİLİR'
Eserler üzerinde gerçekleştirilen kapsamlı bilimsel araştırmalar, Anglo-Sakson dönemindeki metal işçiliği ve kuyumculuk tekniklerine dair çarpıcı detaylar ortaya koydu. Journal of Archaeological Science dergisinde yayımlanan analize göre, alaşımdaki altın saflık derecesi ile eserlerin yaşı arasında doğrudan bir bağ bulunmuyor.
Görseller temsilidir.