Hindistan'ın en uzun su kanalı olan 837 kilometrelik Indira Gandhi Kanalı, Thar Çölü'ne hayat vermek ve tarımı canlandırmak amacıyla inşa edilse de büyük bir ekolojik krize yol açtı.
Sızan sular nedeniyle yükselen yer altı su seviyesi ve buharlaşmayla artan tuzlanma, bölgedeki toprak kalitesini yok etmeye başladı. Yapılan son incelemeler, araştırılan alanın yüzde 34,25'inde su birikintileri ve ağır toprak bozulması oluştuğunu ortaya koydu.
1958 yılında başlatılan ve 1984'te "Indira Gandhi Nahar Pariyojana" adını alan dev proje, ilk yıllarında rüzgar erozyonunu azaltıp buğday ile pamuk ekimini yaygınlaştırarak bölgeye içme suyu sağladı. Ancak zamanla altyapı yetersizliği ve hatalı sulama, projeyi büyük bir ekolojik krize dönüştürdü.
ÇÖLÜN ORTASINA AÇTIKLARI DEV KANAL ÇÖLÜ YUTMAYA BAŞLADI
Hindistan'ın en uzun su yolu kabul edilen 837 kilometrelik Indira Gandhi Kanalı, Batı Racastan'daki Thar Çölü'ne su taşıyarak kurak arazileri üretime kazandırmayı hedefliyordu.
Topoğrafik yapının doğal su tahliyesine imkan tanımadığı Tibbi ve Rawatsar gibi alanlarda biriken durgun sular, komşu tarım arazilerini de basarak toprağın yapısını tamamen bozdu.
İNCELENEN BÖLGENİN YÜZDE 34,25'İ ZARAR GÖRDÜ
Araştırma, krizin boyutlarını gözler önüne serdi. Rawatsar bölgesinde yürütülen saha çalışmaları ve uydu analizleri sonucunda yaklaşık 165 kilometrekarelik alanın su doygunluğu ve tuzlanma nedeniyle bozulduğu belirlendi.
Bu veri, incelenen arazinin yüzde 34,25'ine denk gelirken, uzmandan uzmanlara bölgedeki bozulmanın her yıl daha da genişlediği uyarısı geldi.
Eyalet hükümetinin henüz sayısal bir eylem planı teyit etmemiş olması ise projenin sürdürülebilirliği üzerindeki riskleri artırıyor.
Afrika kıtasındaki Victoria Gölü, 1950'li yıllarda insan eliyle gerçekleştirilen radikal bir ekolojik müdahaleye sahne oldu. Bölgedeki ticari balıkçılığı hareketlendirmek amacıyla göl sularına yerli olmayan yırtıcı bir tür, yani Nil levreği bırakıldı.
Kısa vadede ticari ve ekonomik bir başarı gibi görünen bu hamle, gölün milyonlarca yıllık hassas ekosistemini çökerterek yerli balık popülasyonu için geri dönülmez bir felakete dönüştü.
Bu çoğalma 1990'lı yıllarda bölgede adeta bir ekonomik patlama yarattı. Binlerce insan kârlı levrek avcılığı için göl kıyılarına akın etti ve sahillere dev balık işleme tesisleri kuruldu. Ancak günümüze gelindiğinde aşırı ve bilinçsiz avlanma nedeniyle Nil levreklerinin hem toplam nüfusu hem de ortalama boyutları ciddi oranda geriledi.
ÇİKLİT BALIKLARI BÜYÜK DARBE ALDI
Victoria Gölü, dünyada eşi benzeri bulunmayan yüzlerce renkli çiklit türünün ana vatanı konumundaydı. Bilim insanları, göldeki tek bir ata türden zaman içerisinde 500'e yakın farklı çiklit türünün oluştuğunu değerlendiriyordu.
Göle salınan acımasız Nil levreği, bu savunmasız yerli çiklit popülasyonunu hedef alarak avlamaya başladı. Yapılan araştırmalara göre 1990'lı yıllara ulaşıldığında göle özgü 200'den fazla endemik çiklit türünün soyu tamamen tükendi.
Ciddi genetik çeşitlilik kaybına işaret eden bu durumdan en çok balık yumurtalarıyla beslenen çiklit türleri etkilendi.
Araştırmacılar, genetik darboğazın 1970 ile 1990 yılları arasında zirve yaptığını belirterek, bu dönemin türlerin ortadan kaybolma kayıtlarıyla birebir örtüştüğünü vurguluyor.
Sevindirici bir gelişme olarak, yok olduğu düşünülen bazı çiklit türlerine son yıllarda gölün derinliklerinde yeniden rastlanmaya başlandı.
Amerika Birleşik Devletleri'nde nehir taşımacılığını geliştirmek amacıyla 1927 yılında onaylanan ve 1933'te yapımı tamamlanan 536 kilometre uzunluğundaki Illinois Su Yolu, bugün devasa bir çevre felaketine zemin hazırlıyor.
Michigan Gölü'nü Mississippi Nehri üzerinden Meksika Körfezi'ne bağlayan söz konusu hat, bölge ticaretini canlandırmak amacıyla inşa edilmişti. Ancak dönemin mühendislik başarısı olarak görülen yapay su kanalı, zaman içinde istilacı Asya sazanlarının kuzeye doğru yayılmasına imkan tanıyan stratejik bir geçiş güzergahına dönüştü.