Sahada adeta bir makine gibi hareket eden, piyasa değeri milyonlarca Euro olan yıldız futbolcular bunun için ağır antrenmanların ve fiziksel zorlukların altından kalkıyor. Yeşil sahada geçirilen yüksek tempolu 90 dakika, insan vücudunun sınırlarını oldukça zorluyor.

Avrupa kulüplerinin tesislerinden sızan ve spor bilimcilerin uyguladığı resmi toparlanma ritüelleri, futbolcuların her maçtan sonra vücutlarını yeniden inşa etmek için ne kadar zorlu durumlara katlandığını gözler önüne seriyor. İşte o 5 uygulama:

Futbolcular, maç biter bitmez sıvı nitrojen gazıyla eksi 160 dereceye kadar soğutulmuş özel kabinlere girerler. Vücut aniden donma tehlikesi algılar ve kanı iç organlara çeker. Kabinden çıkıldığında ise oksijen bombasına dönen kan, hasarlı bacak kaslarına hücum ederek iyileşme sürecini 3 kat hızlandırır.

Sahada sadece terlemekle kalınmaz; hızlı solunum ve yüksek efor, bir futbolcunun 90 dakika içinde vücut ağırlığının yüzde 3'ünü (yaklaşık 2.5 - 3 litre sıvı) kaybetmesine neden olur. Bu inanılmaz sıvı kaybı öylesine tehlikelidir ki; oyuncular maçtan önce ve hemen sonra tartıya çıkmak zorundadır.

Kaybedilen her 100 gram için maç sonunda özel olarak hazırlanan mineral ve elektrolit sıvıları içirilir. Aksi takdirde ertesi gün kas kopması yaşama ihtimalleri yüzde 70 artar.

Futbolcuların en büyük fiziksel sırrı ayak başparmaklarında gizlidir. 90 dakika boyunca sert kramponların içinde sürekli ani fren yapmak, depar atmak ve yön değiştirmek, tırnak altında kan toplanmasına neden olur.

Yıldız futbolcuların büyük bir kısmının başparmak tırnakları ya simsiyahtır ya da tamamen düşmüştür. Sırf bu yüzden birçok yıldız, acıyı hissetmemek için maçlardan önce tırnak altlarını özel silikonlarla doldurur veya bantlar.

Artık herkesin bildiği ama etkisi hiç değişmeyen o klasik yöntem: Buz banyoları. Maç sonrasında kaslarda biriken ve şiddetli kramplara neden olan laktik asidi dağıtmak için oyuncular, soyunma odasında 8 derece sıcaklıktaki buzlu su dolu küvetlere girer.

Vücut ısısını düşürmek ve ödemleri engellemek için bu dondurucu suyun içinde geçirilen 10 dakika, maçtaki koşudan çok daha yorucudur.

Özellikle Şampiyonlar Ligi gibi akşam geç saatte başlayan maçlardan sonra, taraftarlar uyumaya giderken futbolcuların mesaisi devam eder. Vücuttaki adrenalin ve kortizol seviyesi o kadar yüksektir ki, nabzın normale dönmesi saatler alır.

Kulüp doktorları, oyunculara uyku ilacı vermek yerine gece 02:00'de onlara çeşitli etkinlikler yaptırır. Gece 04:00'e kadar süren bu "aktif dinlenme", vücudun şok geçirmesini engeller.