Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi araştırmacıları, Çernobil Nükleer Santrali yakınlarında yaşayan vahşi köpek popülasyonunu incelediklerinde, radyasyona bağlı doğrudan mutasyonlardan ziyade "doğal seçilim" (natural selection) ile şekillendiği düşünülen olağandışı genetik farklılıklar keşfetti.
Yapılan yeni bir genomik analizde, köpeklerin DNA'sında DNA onarımı, kanser gelişimi ve bağışıklık sistemi işlevleriyle bağlantılı 100'den fazla farklı bölgede yönlü seçilim (directional selection) izleri belirlendi. Bu bulgular, köpeklerin böylesine zehirli ve ölümcül bir ortamda hayatta kalabilmek için çevresel baskılar altında devasa bir genetik uyum sağladığına işaret ediyor.
Önceki araştırmalar, santralin hemen yanındaki köpekler ile sadece 16 kilometre uzaklıktaki Çernobil şehri köpekleri arasında şaşırtıcı genetik farklılıklar olduğunu zaten ortaya koymuştu. Şehirdeki köpekler genetik olarak Rusya ve Polonya'daki türdeşlerine çok benzerken, santral etrafındaki felaket bölgesinde yaşayan köpeklerin özellikle DNA onarımı konusunda son derece farklı genetik özelliklere sahip olduğu anlaşıldı.
Bilim insanları, coğrafi olarak birbirine bu kadar yakın olan iki grubun genetiğindeki bu derin uçurumun rastgele mutasyonlardan kaynaklanmadığını doğruluyor.
AKILALMAZ BİR GENETİK KIRILMA
Araştırmacılar, bu farklılıkların küçük ve izole bir popülasyonda zamanla ortaya çıkan "genetik sürüklenme" mi yoksa amansız bir hayatta kalma mücadelesi mi olduğunu anlamak için bu köpekleri Doğu Avrupa ve Galapagos Adaları'ndaki diğer köpeklerle karşılaştırdı.
Şaşırtıcı bir şekilde, Çernobil şehri köpeklerinin, hemen yanlarındaki nükleer santral köpeklerinden ziyade, okyanusun ötesindeki Galapagos köpeklerine genetik olarak daha çok benzediği ortaya çıktı.
RADYASYONA DİRENÇLİ DNA SAVUNMASI
Araştırma sonuçlarına göre, santral bölgesindeki köpeklerin genomlarında hücre döngüsü düzenlemesi, kansere bağlı hücresel süreçler ve bağışıklık yanıtı gibi hayati fonksiyonları içeren bölgelerde güçlü bir seçilim izi bulundu. Bilim insanları, biyolojik yollarla ilgili olan bu genlerin, hayvanların zehirli çevresel toksinlerin ölümcül etkilerinden kurtulmalarına olanak tanıyabileceğini ifade ediyor.
Her ne kadar bu genetik varyantların hayatta kalma şansını kesin olarak artırıp artırmadığı tam anlamıyla kanıtlanmamış olsa da, elde edilen genomik imzalar güçlü bir doğal seçilime işaret ediyor.
RADYASYON MU, YOKSA ZATEN GÜÇLÜ MÜYDÜLER?
NC State Veterinerlik Fakültesi'nden Profesör Matthew Breen'e göre, bu genetik farklılıklar köpeklerin radyasyona maruz kaldıktan sonra kendi kendilerine tamamen yeni adaptasyonlar geliştirdiği anlamına gelmeyebilir. Bunun yerine, nükleer felaket yaşandığı anlarda doğuştan avantajlı genetik varyantlara sahip olan köpeklerin o korkunç ilk radyasyon dalgasından sağ çıkma olasılığı çok daha yüksekti.
Yani devasa radyasyon, köpeklerin genetiğini zorla değiştirmekten ziyade; halihazırda hayatta kalmak için gerekli genetik donanıma, çeşitliliğe ve dirence sahip olan şanslı köpekleri seçerek, onların yepyeni ve çok daha dayanıklı bir nesil oluşturmasını sağlamış olabilir. Genes dergisinde yayımlanan bu çalışma, doğanın en zorlu şartlarda bile nasıl kusursuz bir ayakta kalma stratejisi geliştirdiğini gözler önüne seriyor.