Sabah Gazetesi'nin usta kalemlerinden Hıncal Uluç, geçtiğimiz hafta spor dünyasına damga vuran olayları sabahspor.com okuyucuları için değerlendirdi.
Uluç;
Kulüpte işler kötü giderse başkanı at ama İnan Kıraç hep orada! Başkanı at ama İnan Kıraç hep orada... Başarılı olursa 'Ee biz yaptık.'
Ben bu oyuna gelmem. Faruk Süren niye geldi? Kendisine yapılanları nasıl unuttu? Nasıl bu hale geldi onu da anlamıyorum! Faruk Süren'in, İnan Kıraç için neler söylediğini ben biliyorum. Bir Galatasaray Başkanı, "Galatasaray'ın armasına haciz koydurdu' diye şikâyet ediyorsa zaten birini bu Işın Çelebi'nin lafının yanında çok hafif.
O zaman onları yazdım da. Ne Faruk'tan itiraz geldi "Hayır, ben böyle bir şey demedim. Hıncal uyduruyor" diye; ne de İnan'dan... Hayır. İnan Bey'in keyfi yerine geldi de haczi kaldırdı, Galatasaray GS harflerini kullanmaya başladı yeniden!..
Işın Çelebi yüzde yüz haklı... Bugün o stat oradaysa Işın Çelebi'nin sayesinde orada... Hiç kimse aksini inkar edemez. Ne Adnan Polat'ın, ne ötekilerin... Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyarak hakikaten orada gece gündüz ustabaşı gibi inşaatın başında durdu. Oranın önüne Işın Çelebi'nin heykelini dikmek lazım. Teşekkür plaketleri asmak lazım. Tribünlerden birine onun adını vermek lazım. Ama Ali Sami Yen adını vermekten... Nasıl koyulduğunu o ismin biliyoruz. Ali Sami Yen Spor Kompleksi! Hangi spor kompleksi? Futbol sahası dışında nesi var; Otoparkı var. Bir de yapılmayan yolları var!..
ÖZGE AYDIN/SABAHSPOR.COM
Işın Çelebi, "İnan Kıraç, Galatasaray'dan ihraç edilsin" dediği için ihracı istenmiş. Işın Çelebi böyle bir laf dedi mi demedi mi bilmiyorum! Demişse; yüzde yüz katılıyorum.
Galatasaray Kulübü'nün kurtulması için İnan Kıraç'ın Galatasaray'dan ihraç edilmesi lazım. Çünkü İnan Kıraç'ın kafasındaki Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Vakfı'nın çatısı altındaki bir yığın Galatasaray kurumundan bir tanesi!.. Tepede vakıf; Galatasaray İlkokulu, Galatasaray Lisesi, Galatasaray Üniversitesi, Galatasaray şusu, Galatasaray busu, Galatasaray osu, yana da bir ok Galatasaray Kulübü! O çatının tepesinde de kendisi var. Yani Galatasaray'ın başkanı benim, Galatasaray da lisenin unsurudur. Bu kafa değişmedikçe Galatasaray bir yere gitmez. Işın Çelebi bunu diyorsa helal olsun. Alnından öpmek lazım.
Anlamadığım şey şu; Faruk Süren bu olayda Işın Çelebi'nin değil, İnan Kıraç'ın yanında yer alıyor! O Faruk Süren ki Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu zaman; Galatasaray, Real Madrid'i yenip Süper Kupa'yı aldığı zaman; bu duruma ulaşan tek Türk takımı ve ender Avrupa takımlarından biri olduğu zaman bunun zevkini yaşayamayan ve başkanlıktan itibarsızlaştırılarak, Galatasaray'a ihanet etmiş gibi gönderilen bir adam. Gönderen de İnan Kıraç.
'Faruk Süren' adını Galatasaray'dan silen adama Faruk Süren sahip çıkıyor bugün... Bu nasıl bir politika! İnsanlar nereden nerelere geliyor?
2000 yılında Faruk Süren ile yaptığım konuşmaları hatırlıyorum. "Başkan" dedim "Gaflet uykusundasınız. Kopenhag'da Arsenal'i yenip Avrupa şampiyonu, Monaco'da Real Madrid'i yenip Süper Kupa şampiyonu olmak müthiş bir iş. Bunu hasbelkader Arsenal ya da Real Madrid başarsaydı kasasına milyonlarca dolar girmişti. Hediyelik eşya satışından. Siz bir tek şey yapıp satamıyorsunuz."
Faruk Süren bana dedi ki; demedin mi Faruk başkan soruyorum şimdi sana birebir, telefonda değil yüz yüze; "İnan Kıraç yani Galatasaray Vakfı GS armasına haciz koydurduğu için ben hatıra eşyası yapamıyorum."
Galatasaray Kulübü'nün armasına haciz koyduran İnan Kıraç'ı şimdi Faruk Süren destekliyor! Ben de artık kimi destekleyeceğimi bilmiyorum.
İnan Kıraç, Galatasaray eğitim kurumlarına çok büyük faydaları olan bir adam. Hiç itirazım yok. Galatasaray liseliler ve üniversiteliler ona tapıyorlar. Hiç itirazım yok. Ama Galatasaray Spor Kulübü ayrı bir şey...
Galatasaray Cemiyeti'ne davet etmişti beni Doğan Koloğlu sohbete... Gittik, orada sohbetlerde bulunduk. Bittiğinde Doğan ağabey geldi, yakama bir Galatasaray rozeti taktı, teşekkür konuşması yapıp... Farkında bile değildim. Kıyamet koptu.
Hıncal Uluç'a o rozet nasıl verilirmiş? Rozete bakınca fark ettim. Üzerinde '1905' yazmıyor. 'GS arması, 1905' kulübün rozeti. Hıncal Uluç'a, kulübün rozeti verilebilirmiş. Ama GS arması üzerinde tarih yok. O okulun rozeti! Okulun rozeti Hıncal'a nasıl verilebilirmiş? Düşünebiliyor musun? Kafatasçı kafayı düşünebiliyor musun!
O sırada benim yazdığım bir yazı var: "Galatasaray'ı 'liseliler, lisesizler' diye bölmeyin. Galatasaray bütündür, birdir" diye. O yazıyı bahane edip benim Galatasaray üyeliğinden, o sırada üyeydim, ihracım için 168 imza topladı Galatasaraylılar Cemiyeti... Sırf bana 'Galatasaray rozeti verildi' diye. Doğan abiye tepki olarak.
Yönetim bu dilekçeyi elinde tuttu, Haysiyet Divanı'na göndermedi, 'Ayıp' diye. Ama ben "Galatasaray Kulübü Üyesi olan 168 kişinin imzası var. Banane liseli-lisesiz. Dilekçeyi göndereceksiniz" diye bastırdım. "Yoksa, istifa ederim" dedim ve zorla gönderilmesini sağladım.
Haysiyet Divanı Başkanı Ulvi Yanal, liselidir kendisi, Haysiyet Divanı toplantısında yazımı okuyor ve "Bu yazının altına ben de imzamı atıyorum. Şimdi ne diyorsunuz arkadaşlar" diyor. İhraç isteği reddedildi Haysiyet Divanı'nda... Ama liseci kafası bu işte!.. İnan Kıraç bu kafanın lideri...
Avrupa Şampiyonası'nda finale kalamayarak Dünya Kupası'na katılma fırsatını kaçıran voleybol milli takımı, organizasyon için davet de alamadı. Wildcard'ın son turnuvada iki defa yendiğimiz İtalya ile Arjantin'e gitmesi bir haksızlık değil mi?
Dünyanın bütün turnuvalarında, o turnuvada olması gereken ama şu ya da bu şekilde katılamayan takımları ya da sporcuları çağırmak için wildcard kullanılıyor.
Diyelim ki olimpiyatta wildcard kullanıyorsun. Usain Bolt şu ya da bu şekilde Jamaika takımına girememiş. Bolt'suz olimpiyat olur mu? wildcard'ı, Bolt'a kullanırsın.
Diyelim ki ondan iki hafta evvel bir yarış yapıldı, bizim Guliyev, Bolt'u geçti. 'Efendim, Guliyev, Bolt'u geçti. Guliyev'i çağıralım' demezler. Dünya Bolt'u bekliyor çünkü...
İtalya, kadın voleybolunda bir ekol... Her olimpiyatta iddialı yarışan, her Dünya Şampiyonası'nda iddialı yarışan, her Avrupa Şampiyonası'nda iddialı yarışan bir ekol... Bu wildcard'ı ben de kullansam İtalya için kullanırdım. Türkiye dün bir bugün iki...
Yani, wildcard mantığı içinde biz yokuz. Bizim bir yere gitmemiz için elemeleri kazanmamız lazım. Şampiyon olmamız lazım.
Sırbistan kazanmayıp finalde kaybetseydi, wildcard alabilir miydi; alamazdı. Sırbistan kim! İlk defa dünya kadın voleybolunda var. Ama Arjantin ve İtalya her zaman vardı.
Kimse federasyonu suçlamaya kalkmasın. Gayet mantıklı... Çünkü bir yerde o dünya şampiyonasını organize edenler aynı zamanda bunu pazarlıyorlar. Sen şimdi kendini Amerika'da, en büyük alıcı, bir televizyon seyircisi olarak düşün; Türkiye-Sırbistan maçını mı tercih edersin, Arjantin-İtalya maçını mı?
Milli takım Almanya'ya yenilerek grupta ikinci olma şansını zora soktu. 3-1'lik mağlubiyet için neler söyleyeceksiniz? Nerelerde hata yaptık?
Hiddink, Türkiye'yi kafasında bitirmiş. Maçın görüntüsü o... Maçtan önce yaptığı konuşmada o... Maç boyu yönetimine de baktım; takımı ne moral, ne taktik hocası yoktu.
Sözleşmesine mali konuların gizli kalması için özel madde koydurduğu için 'Hiddink, yollanırsa ne olur!' bilemiyorum. Ama Türkiye'yi kafasında bitiren birisi istifa etmiyorsa eğer belli ki tazminat almak için kovulmayı istiyor.
Maçtan 3 gün evvel "Bu maçı kazanmamıza imkan yok" diyen bir hocadan zaten ne beklersin ki!.. 'Bu takım yenilecek' dedi açıkça!..
Sahaya çıkardığı takıma baktım; uzaktan kumanda ile takım ancak bu kadar yönetilir. Kafasındaki bir takım isimleri sıralamış. 'Bunlar Türkiye'de ne yapıyor' diye bakmamış!
Milli maçtan 3 gün evvel Türkiye'ye geleceksin, milli takım hocası olacaksın, eşek yükü ile para alacaksın, o kadar çok para alacaksın ki bunun açıklanmasını da istemeyeceksin, rahatsız olacaksın açıklanmasından!..
Türkiye bir an evvel Hiddink'ten kurtulmalı...
Hiddink maç sonrası, "Taktiği oturtamadım. Bunu üstüme alırım ama oyuncular fizik olarak bitkinliklerini kendileri sorgulamalı" derken, benzer bir eleştiri de Hamit'ten geldi. Oyuncuların yenilgideki payı nedir?
Hamit kısmen haklı ama oyunun içinde olduğu için neyin yanlış olduğunun farkında değil. Maçı tekrardan izleyip, bir baksın bakalım; kabahat içeride oynayan oyuncular da mı yoksa kenardakiler de mi?
Türk takımı da koşuyordu hem de belki Almanlardan fazla koşuyordu zaman zaman... Ama başta Hamit olmak üzere milliler işe yaramaz koşular yapıyordu. Alman takımının, hemen hemen tümü topsuz koşunun ne olduğunu biliyordu. Biz kalecinin asisti ile 2 gol yedik. Kaleci kimi yaptı o asistleri; topsuz koşan iki adama...
Türkiye, atağa geçmişken, stoperleri, bekleriyle ileri çıkmışken, kaleci topu kaptığı anda 'Bana at' diye biri gösterdi kendini... Kalecinin yapacağı iş artık topu ona atmak. Eliyle atsa çok daha kolay; ayakla vurmak zor o mesafeye... Ama bunu da başardı. Niye başardı; çünkü orada bir adam vardı topu alacak...
Bütün maçın 90 dakikasını Hiddink izlesin. Bir Alman topu ayağına aldığı zaman en az üç Alman, kendini gösteriyor, topu almak için... Nasıl gösteriyor; bağırıp çağırarak değil. Topu rahatça alabileceği bir yere koşarak... O koştuğu yerde topu aldığı zaman topu kendisine verenden oyun bakımından daha ileride oluyor. Yani adam topu ona verdiği zaman oyunu ilerletmiş oluyor. O topu ayağına aldığı zaman yine en az üç Alman, 'Topu bana ver' diye kendini gösteriyor. Bunlardan birine verdiği zaman oyun bir adım daha ilerlemiş oluyor.
Yani paslarının büyük bölümü oyunu ilerletmeye yönelik. Pası veren, kendisinden daha iyi durumdaki birine veriyor.
Biz de neredeyse tam tersi!.. Egemen, kendi 18'i üzerinde bomboş... Civarında hiç kimse yok. Topu önündeki Mehmet Aurelio'ya atıyor, Mehmet Aurelio preste... Sen boştasın, topu verdiğin adam preste! Bu pas oyunu ilerletmeye yarar mı? Pres altında olan Aurelio'nun yapacağı başka bir şey olmadığı için topu yeniden Egemen'e veriyor. Egemen bu defa Sabri'ye veriyor. Sabri de preste!.. Sabri bakıyor, topu kaptırma riski var o da Egemen'e veriyor. O sırada biz mağlup durumdayız. Galip durumda olsak oyalanırız, 'vakit geçiriyoruz' mantığı var. Mağlup durumdayız!.. Yani yaptığımızın mantığı da yok.
Peki o bomboş vaziyetteki Egemen, topla en azından 5-6 metre daha çıkmayı niye düşünmüyor? Boş çünkü... Pres altında olan adamdan daha iyi durumda... Ama ileride, oyunu ilerletecek pozisyonda hiç kimse hareketlenmiyor. Hiç kimse 'Topu bana at' demiyor! Hiç kimse topu istemiyor! Taç atarken bile 'Topu bana at' diye kendini gösteren yok!
Kendilerini gizlemelerinin sebebi ne? Hata yapmaktan mı korkuyorlar?
Değil. Bu böyle bir çalışma yapılmadığını gösteriyor. Ancak milli maçtan üç gün Türkiye'ye gelen bir hocanın yapabileceği iş bu...
Löw'ün Alman futbolcularıyla çalıştığı belli... Çünkü gördüğümüz her şey çalışma sonucu...
Benim adamım, topu aldığı zaman tek başına koşuyor. Çünkü topu verebileceği kimse yok. 'Gittiğin kadar giderim, kaptırdığım yerde de biter.' Kaptırıyorlar da zaten... Ama koşuyorlar...
Gökhan Töre, ikinci devre girmesine karşılık koşmaktan öldü. Burak koşmaktan öldü. Ama neye yaradı koşmaları? Hamit koşmaktan öldü.
Takımın en çok koşanlarından biriydi Hamit ama en kötülerinden biriydi. Çünkü hiçbir topu kullanamadı. Ama niye kullanamadı? Çünkü kullanacağı kimseyi bulamadı. Senin hocan bir hücum nasıl yapılır, top orta sahadan nasıl çıkarılır öğretmemiş, umurunda da değil. Umurunda olan adam ikinci yarı başlarken Selçuk'u mu çıkarır?
Selçuk niye çıktı anlamadım açıkçası!..
Kimse anlam veremedi. Topu akıllı kullanan orta sahada oyun kuracak tek adam o... "Aurelio'yu mu çıkarır, Sabri'yi mi çıkarır" diye düşünüyorum ben. Hayır. Selçuk'u çıkardı!
Maç 0-0 başladı, 0-0 bitsin diyorsan bütün bu savunmaya çok destek olabilecek adamları işte "Ön libero" dediğim kazmaları tonla oynatabilirsin. Ama Almanya öne geçmişken artık senin en azından bir gol atman gerekirken Selçuk'u oyundan aldın mı intihar ediyorsun!
Löw'ün herhalde Türkiye'ye sempatisi var. 2-0'dan sonra ağırdan aldı oyunu. Biz golü atmasak üçüncüyü de atmazlardı. Öyle hissetim ben. Beşe altıya giderdi maç...
Hakan Balta'nın 2-1'e götüren golünden sonra milli takımda bir hareketlenme oldu. Bu arzu penaltı golüyle birlikte saman alevi gibi söndü!
Maç boyu bizim çok hareketlenmemiz oldu. Birinci yarıya şöyle bir bak; topu oynayan Almanya... Ama gol pozisyonuna giren taraf biziz... Adamların golü onların uyanıklığı kadar, bizim aptallığımızdan geldi. Kalecinin asisti ile golü yiyorsan sen 'Bir gaflet içindesin' demektir. Bizim net pozisyonlarımız var.
Almanya daha iyi oynadığı halde biz daha net pozisyona giriyorsak; bu ne demektir? Bunu özellikle, kakımın kenar yönetimini değil de ısrarla futbolcuları aşağılayan Rıdvan (Dilmen) kardeşime soruyorum: Bu neyi gösterir?
İyi oynayan takım değil, kötü oynayan takım daha net pozisyonlara giriyorsa; bu neyi gösterir? Bir takım adamların bireysel üstünlüğünü... Sen kötü de oynasan; bir güzel pasla senin bir adamın gol pozisyonuna girebiliyor. Demek ki senin o güzel pası verecek adamın da var, boşa kaçıp gol pozisyonunda bekleyecek adamın da var. Ama bunu oyuna yerleştiren kenarın yok.
Maçta öncesinde ve sonrasında en konuşulan isimlerden birisi kuşkusuz Arda Turan'dı. Maç öncesinde katıldığı ziyaretler, açılışlar var. Verdiği röportaj da çok konuşuldu. İyi performans gösteremedi ve maçtan alındığında da Hiddink'e tepki gösterdi. Arda ve bu yaşananlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Hiddink gibi Arda da Türkiye'den kopuk. Biz onun bu kopukluğunu gazlamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz; federasyon başta olmak üzere...
Bir ay evvel yapılmış röportajı tam maç günü federasyon dergisinde yayınlamak, ne demek? Maç Arena'da oynanıyor ve Arda o röportajda Arena seyircisini eleştiriyor! Yani Arena'da aslanların önüne atıyorlar Arda'yı; zavallı Hıristiyan olarak!
Fenerbahçe medyası Arda'nın, Galatasaraylı olmasını hala hazmedemedi. Arda'yı her fırsatta batırmak için yarışıyorlar. Bu ülkede Arda'nın sahibi yok.
Var; Hiddink... Yani, Hiddink'in maç boyu yaptığı tek doğru hareket Arda'yı kenara almaktı. Arda da onun farkında değil. 14 numara kenarda kalkmadan iki dakika evvel Arda oyundan atılıyordu. Kaleciye yaptığı, aklıma hayalime sığmayan bir hareket var. Iska geçti. O 'haince' diyebileceğim tekme kalecinin bir yerine gelseydi Arda kırmızı kart görmekle de kalmaz en az 5-6 maç ceza alırdı UEFA'dan...
Hiddink o maçı kaybettiğinin farkında. 'Gelecek maçlar için hiç olmazsa Arda'yı kurtarayım' diye düşündü. Maç boyu yaptığı en doğru hareketti. Alkışlanacak hareketti. Ama Arda öyle öfke içinde ki kaleciye yaptığı hareket de öfkesini gösteriyor zaten, farkında değil niye kenara alındığının!..
Hocasına teşekkür etmeli ve özür dilemeli... 'Beni oyundan aldığın için teşekkür ederim' demeli... Ama gönlü kırık... Gene de bana sorarsan takımın en iyilerinden biriydi.
Seyirciyi nasıl buldunuz? Arena seyircisi çok suskundu. Buna karşılık maça gelen beş yüze yakın Alman şov yaptı.
Takımın teknik direktörü "Biz bu maçı alamayız" dedikten sonra...
Seyirci buna rağmen gelmiş. 50 bin kişi vardı maçta...
Gelir. Bir defa Arena'nın o kadar çok reklamı yapıldı ki… "Harika stat. Bilmem ne stat" diye. İnsan da bir görme merakı uyanıyor. Ne olursa olsun neticede milli maç...
Artık grupta ipler elimizde değil. Azerbaycan'ı yensek bile bu bize yeterli olmayabilir. Gönlümüz Belçika maçında Almanlarla birlikte olacak. Almanlar, Belçika'yı da yener mi?
Normalde Almanya'nın Belçika'yı yenmesi lazım. Ama normal gider mi işler bilemiyorum. Bütün bu aleyhteki durumlara rağmen biz de Almanya'yı yenebilirdik. İlk yarıda girdiğimiz pozisyonları değerlendirebilseydik. Onun için futbolda her şey olabilir.
Hiddink'e göre, 'Belçika haddini bilmeli. Almanya'yı yenmeyi aklından bile geçirmemeli!' ama!.. Adamların yenmeleri lazım. Beraberlik bile işlerine yaramıyor. O zaman yenmesi lazım olan takım da kazanabilir. Herkes bizim gibi değil. El oğlu bizim gibi düşünmüyor.
Ama play-off'a gitmenin anlamı ne!.. Bu kafadaki bir takımın karşısına play-off'ta kim çıkacak da biz onu geçeceğiz.
Hiddink play-off maçı öncesinde yine 'Haddimizi bilmemiz lazım' diyecek!
Diyelim ki zar düşeş geldi, play-off'u da geçtik. Bu kafa ile ne işimiz var bizim finallerde... Kendi sahanda oynadığın Almanya maçına 'Haddimizi bilelim' diye çıkarsan ne işimiz var!
'Haddimizi bilelim' dediği takım Avrupa üçüncüsü... Son Avrupa Şampiyonası'nın üçüncüsü Türkiye... Hiddink bunları bilmiyor mu; biliyor. Ama kafasında bitirmiş Türkiye'yi... Kelime aralarındaki şifreler bu... Kenarda dururken vücut dili bunu söylüyor. 'Ben bu ülkeden gitmek istiyorum. Tazminatımı verin, beni gönderin' diyor.