İstanbul'da her gün üzerinden geçtiğimiz caddeler ve meydanlar, bugünkü isimlerine sahip olmadan önce yüzyıllar boyunca çok farklı adlarla anıldı. İşte şehrin en tanıdık noktalarının pek bilinmeyen geçmişi.

Bugün İstanbul'un en kalabalık caddelerinden biri olan İstiklal Caddesi, bu adını aslında oldukça geç, 1927 yılında aldı. Osmanlı döneminde cadde, "Büyük Cadde" anlamına gelen Cadde-i Kebir olarak biliniyordu. Caddede yoğun olarak yaşayan Levantenler ve yabancılar ise onu Fransızca Grande Rue de Péra (Pera'nın Büyük Caddesi) adıyla anıyordu.

"Pera" kelimesinin kökeni de ilginç: Yunanca'da "karşı yaka" anlamına geliyor — yani Haliç'in karşı kıyısındaki, bugünkü Sultanahmet bölgesine göre "öte taraf". 19. yüzyılda Sultan Abdülaziz döneminde Paris'in ünlü sokaklarına benzerliğiyle dikkat çeken cadde, Cumhuriyet'in ilanının ardından, İstanbul'un işgalden kurtulduğu ve zafer kazanan ordunun ilk birliklerinin geçtiği güne atfen "İstiklal Caddesi" adını aldı.

Bugün İstanbul'un en bilinen buluşma noktalarından biri olan Taksim Meydanı'nın ismi, hiç beklenmedik bir kaynaktan geliyor: Su dağıtımı. "Taksim" kelimesi Türkçede "bölüştürmek, paylaştırmak" anlamına geliyor.

1732-1733 yıllarında I. Mahmud döneminde, Belgrad Ormanı'ndaki su kaynaklarını şehre taşımak için bir isale hattı inşa edildi. Bu hattın sonunda, suyun çeşitli yönlere dağıtıldığı taş bir yapı olan Taksim Maksemi kuruldu — meydan da adını işte bu yapıdan aldı. Cumhuriyet öncesinde burası sadece kırlık bir alan, bir yol kavşağıydı; ancak 1928'de Cumhuriyet Anıtı'nın dikilmesiyle birlikte gerçek bir "şehir meydanı" kimliğine kavuştu.

İstanbul'un en turistik noktalarından biri olan Sultanahmet Meydanı'nın geçmişi, Roma dönemine kadar uzanıyor. Bizans İmparatorluğu zamanında burası Hipodrom olarak biliniyordu — Yunanca "at yolu" anlamına gelen bu isim, MS 2. yüzyılda Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından inşa ettirilip sonradan Büyük Konstantin tarafından genişletilen, yaklaşık 100 bin kişi kapasiteli devasa bir at yarışı arenasını tanımlıyordu.

Osmanlı döneminde yarışlar sona erse de meydan işlevini bir ölçüde korudu ve bu kez At Meydanı adıyla anılmaya başlandı. Bugünkü "Sultanahmet Meydanı" adı ise ancak 1908 yılında, belediye kararıyla resmileşti.

İstanbul Üniversitesi'nin tarihi giriş kapısının önünde yer alan Beyazıt Meydanı'nın geçmişi, şehrin en eski meydanlarından birine uzanıyor. MS 4. yüzyılda, Konstantinopolis'in en geniş açık alanı olan bu meydan, burada bulunan bir boğa heykelinden dolayı Forum Tauri (Boğa Meydanı) olarak biliniyordu. MS 393 yılında İmparator I. Theodosius tarafından yeniden düzenlenen meydan, bu kez onun onuruna Forum Theodosius adını aldı.

İstanbul'un fethinin ardından 1454'te Fatih Sultan Mehmet burada bir saray inşa ettirdi; meydan daha sonra II. Bayezid'in yaptırdığı cami ve külliyeden dolayı bugünkü "Beyazıt" adını aldı.

Bugün Sultanahmet'ten Beyazıt'a doğru tramvayın geçtiği Divanyolu Caddesi, Bizans döneminde kentin en önemli ana arteriydi ve Mese (Orta Yol) adıyla biliniyordu.

Bulvar, Konstantinopolis'in adeta omurgasını oluşturuyor, şehrin farklı meydanlarını birbirine bağlıyordu. Osmanlı döneminde ise cadde, üzerinde divan toplantılarına gidilen güzergah olması nedeniyle "Divanyolu" adını aldı.

Bugün bankalarıyla ve iş hanlarıyla tanınan Karaköy, aslında çok daha eski ve ünlü bir ismin modern karşılığı: Galata. Bizans döneminden beri önemli bir liman ve ticaret merkezi olan bölge, Ceneviz kolonisi dönemindeki surlarıyla ve elbette Galata Kulesi'yle tanınıyordu.