Havaların soğumasıyla birlikte sokak köşelerinden yükselen o enfes kestane kokusu, kışın geldiğinin en güzel habercisi oluyor. Ancak bu lezzeti evde denemeye kalkan pek çok kişi hüsranla karşılaşıyor. Kestaneler ya taş gibi sert oluyor ya da iç zarı kabuğuna öyle bir yapışıyor ki soymak tam bir işkenceye dönüşüyor.
Mutfak uzmanları, mükemmel kestane yapımının pahalı ekipmanlar veya özel sobalar gerektirmediğini, asıl sırrın hazırlık aşamasındaki "su ve zaman" dengesinde yattığını belirtiyor.
Uzmanlar, çizilmiş kestanelerin ılık veya oda sıcaklığındaki su dolu bir kapta en az 1 saat bekletilmesi gerektiğini vurguluyor. Hatta suya eklenecek bir tatlı kaşığı tuz veya çok az miktarda şeker, lezzetini daha da artıracaktır.
Su, kestanenin içine nüfuz ederek kabuğun yumuşamasını ve pişerken kestanenin içinin kurumamasını sağlar.
Kestanelerin suda yeterince nem alabilmesi ve fırında patlamaması için doğru çizilmesi şarttır. Kestanenin bombeli (şişkin) yüzeyine yatay ve uzun bir çizik atmak veya "artı" (+) şeklinde bir kesik açmak en ideal yöntemdir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken ufak bir numara var:
Bıçak sadece dıştaki sert kabuğu ve hemen altındaki ince zarı kesmeli, kestanenin etli kısmına derinlemesine girmemelidir. Aksi takdirde kestane pişerken parçalanır ve lezzetini kaybeder.
Suda bekleyen kestaneleri süzüp kuruladıktan sonra önceden ısıtılmış 200-220 derece fırında yaklaşık 20-25 dakika pişirin. Pişme süresi kestanenin boyutuna göre değişse de kabukların dışa doğru kıvrılıp açıldığını ve içinin sarardığını gördüğünüzde kestaneler hazır demektir.
İşte tam bu noktada, sokak lezzetini evinize taşıyacak o son numara devreye giriyor: Kestaneleri fırından çıkarır çıkarmaz bir kaba alın ve üzerini temiz, hafif nemli bir mutfak beziyle tamamen kapatın.
Kestaneleri bu şekilde 10 dakika kendi buharında dinlendirmek, kabuğun ve o inatçı iç zarın etli kısımdan pamuk gibi ayrılmasını sağlayacaktır.