- 26 yaşındasınız. Ve 10 yıldır dünyanın dört bir yanında, önemli sponsorlarla festivaller düzenliyorsunuz. Nasıl başladı hikâyeniz?
- Calcutta'da doğdum. 16 yaşındayken kişisel sebeplerle Hindistan'dan ayrıldım. Tutku dolu her iş gibi başladı aslında. Benim tutkum edebiyattı. İngiltere'ye gittim ve kendi şirketimi; Liberatum'u kurup edebiyat ağırlıklı, kültürel organizasyonlar yapmaya başladım. Yavaş yavaş da sponsorlukların sayesinde, büyüdük. Birkaç yıl Papua Yeni Gine'de edebiyat festivali yaptım. Papua Yeni Gine, dünyadaki en çok dilli ülke; 800 farklı dil konuşuyorlar. 20 yaşımdayken Marakeş'te sanat festivali yaptım. Sonra Yeni Delhi, Moskova ve St. Petersburg'daki festivaller geldi.
- Kendi 16 yaşımı düşünüyorum da, benim çevremdekilerin organize ettiği şeyler, partilerdi.
- Partileri çok sevemedim hiç. İçki de sigara da içmem. Benim hayatım seyahat etmek ve çalışmaktan ibaret. Geçen hafta Madrid ve Malta'daydım mesela. Seyahat etmek şu dünyada yapılacak en güzel şey. Aşk gibi bir şey...
- Bu işlere başladığınızda çok gençmişsiniz. İnsanları sizinle çalışmaya ikna etmeniz zor olmadı mı?
- Olmadı. Çünkü yaptığım şeyler hep çok farklıydı. Istancool da öyle. İkonik insarları, farklı coğrafyalarda, çok ilginç programlarla bir araya getiriyorum. Bunun benzerini hâlâ yapan yok dünyada. Zaten diğer yaşıtlarım gibi de değildim. Bir zamandan sonra da yaşın önemi kayboluyor. Bugüne kadar beraber çalıştıklarım benden büyük oldu. Ama bu güzel bir denge oluşturuyor.
- Bu yaşta böyle bir kariyer... Memnun musunuz? Gençliğinizi yaşamamış gibi hissediyor musunuz?
- Aksine. Çok mutluyum. Bu biraz da ruhani bir şey. Hayatta herkes bir şey peşinde. Beni mutlu eden de farklı kültürleri bir araya getirmek, bariyerleri yıkmak... Düşünebiliyor musunuz mesela, moda öğrencileri gelecek, hayatlarında göremeyecekleri isimleri görecek.