Peygamber Efendimizin İlim ile İlgili Hadisleri ve Açıklamaları
İnsanlık tarihinin en büyük medeniyet değişimlerinden birini gerçekleştiren İslam, ilk vahiyle beraber bilgiye atıfta bulunmuş, Peygamber Efendimizin (sav) ilim ile ilgili hadisleri konuya verilen önemi vurgulamıştır. Efendimiz’in hadislerinde ilim, insanı, kâinatı ve Yaradan’ı anlamaya yarayan yaşayan bir nurdur.
Peygamber Efendimizin ilim ile ilgili hadislerinde görülmektedir cehalet insanın en büyük prangası olarak nitelendirilmiş ve ilim yolcusunu Allah yolundaki mücahit ile eş tutularak bilginin kutsiyetini en üst noktaya taşınmıştır. Bu yüzden bir Müslüman da ilime, bilgiye ve okumaya önem vermeli, konunun hassasiyeti için hadisleri takip etmelidir.
Peygamber Efendimizin İlim ile İlgili Hadisleri
Peygamber Efendimiz ilim ile ilgili hadislerinde https://www.islamveihsan.com/'un aktardığına göre şöyle buyurmuştur:
Ebu'd-Derdâ (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah bize bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: 'Allah, bizden bir söz işitip, onu işittiği gibi (başkasına) ulaştıran kişinin yüzünü ak etsin. Kendisine (bilgi) ulaştırılan nice kimseler vardır ki onu işiten (ve kendisine aktaran) kimseden daha kavrayışlıdır..." (Dârimî, Mukaddime, 24; Tirmizî, İlim, 7)
Kays b. Kesîr (r.a.) anlatıyor: Medine'den bir adam Dımaşk'ta bulunan Ebu'd-Derdâ'nın yanına geldi. Ebu'd-Derdâ ona, "Kardeşim, seni buraya getiren nedir?" diye sordu. Adam, "Senin Resûlullah'tan naklettiğini öğrendiğim bir hadis." cevabını verdi... Bunun üzerine Ebu'dDerdâ dedi ki, "Resûlullah'ı şöyle derken işittim: 'Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için Allah'a yakarır. Âlimin, âbide (ibadet edene) üstünlüğü, (parlaklık, görünürlük ve güzellik bakımından) ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.'" (Tirmizî, İlim, 19)
Ebû Musa el-Eş'arî (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, (farklı yapılardaki) topraklara düşen bol yağmura benzer. Bunlardan bazıları temizdir, suyu alır, bol bitki ve ot yetiştirir. Bazıları kuraktır, suyu (yüzeyinde) tutar. Bu sudan insanlar yararlanır; hem kendileri içerler hem de (hayvanlarını) sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir toprak çeşidi de vardır ki dümdüzdür. (Ona da yağmur düşer ama) o ne su tutar ne de bitki yetiştirir. Allah'ın dinini inceden inceye kavrayan, Allah'ın beni kendisiyle gönderdiğinden (hidayet ve ilimden) faydalanan, öğrenen ve öğreten kimse ile (bunları duyduğu vakit kibrinden) başını bile kaldırmayan ve kendisiyle gönderildiğim Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misali işte böyledir." (Buhârî, İlim, 20)
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İnsan ölünce üç şey dışında ameli kesilir: Sadaka-i câriye (faydası kesintisiz sürüp giden sadaka), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlât." (Müslim, Vasiyyet, 14)
Abdullah b. Amr'dan (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Huşû duymayan kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymayan nefisten ve fayda vermeyen ilimden sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım." (Tirmizî, Deavât, 68)