İbrahim Suresi Meali, Okunuşu, Arapça Yazılışı ve Türkçe Anlamı

Kur’an okumak inananların inançlarını güçlendiren, sabır ve sorumluluk bilincini pekiştiren derin mesajlara ulaşmak demektir. İbrahim Suresi de tevhid inancını, şükrün önemini ve hak ile batıl arasındaki farkı güçlü bir anlatımla hatırlatması yönüyle Müslümanlar için bu derin ve önemli mesajların taşıyıcısı niteliğindedir. Her inanan İbrahim suresi meali, okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe anlamı üzerinden düşünerek iman bilincini tazeleyebilir.

İbrahim Suresi Meali, Okunuşu, Arapça Yazılışı ve Türkçe Anlamı

İbrahim Suresi peygamberlerin tebliğ mücadelesini, inkâr eden toplumların akıbetini ve inananların sorumluluklarını konu edinir. Surede yer alan ayetlerde karanlıktan aydınlığa çıkarılma vurgusu, şükür ve nankörlük kavramlarıyla birlikte ele alınır. Bu çerçevede İbrahim Suresi meali, okunuşu, Arapça yazılışı ve Türkçe anlamı incelendiğinde surenin Müslümanlar için kapsamlı mesajlar sunduğu görülebilir.

İbrahim Suresi Arapça Yazılışı

(İbrahim Suresi 1. Sayfa)

(İbrahim Suresi 2. Sayfa)

(İbrahim Suresi 3. Sayfa)

(İbrahim Suresi 4. Sayfa)

(İbrahim Suresi 5. Sayfa)

(İbrahim Suresi 6. Sayfa)

(İbrahim Suresi 7. Sayfa)

İbrahim Suresi Türkçe Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. ﴾1﴿

O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay haline! ﴾2﴿

Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler. ﴾3﴿

(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir. ﴾4﴿

Andolsun ki Musa'yı da: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği felâket) günlerini hatırlat, diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda çok sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır. ﴾5﴿

Hani Musa kavmine demişti ki: «Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O, sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve oğullarınızı kesip, kadınlarınızı (kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun ailesinden kurtardı. İşte bu size anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir imtihan vardır.» ﴾6﴿

«Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.» ﴾7﴿

Musa dedi ki: «Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye lâyıktır.» ﴾8﴿

Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve dediler ki: Biz, size gönderileni inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz. ﴾9﴿

Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin! ﴾10﴿

Peygamberleri onlara dediler ki: «(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar.» ﴾11﴿

«Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz, Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkülde sebat etsinler.» ﴾12﴿

Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki: «Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!» Rableri de onlara: «Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz!» diye vahyetti. ﴾13﴿

Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimselere mahsustur. ﴾14﴿

(Peygamberler) fetih istediler (Allah da verdi). Her inatçı zorba da hüsrana uğradı. ﴾15﴿

Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli su içirilecektir! ﴾16﴿

Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan kurtulsun). Bundan ötede şiddetli bir azap da vardır. ﴾17﴿

Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur. ﴾18﴿

Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. ﴾19﴿

Bu, Allah'a güç değildir. ﴾20﴿

(Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: «Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?» Onlar da diyecekler ki: «(Ne yapalım) Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur.» ﴾21﴿

(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: «Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim.» Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır. ﴾22﴿

İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izniyle içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle) karşılaştıkça söyledikleri «selam» dır. ﴾23﴿

Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). ﴾24﴿

(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. ﴾25﴿

Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer. ﴾26﴿

Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar. ﴾27﴿

Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi? ﴾28﴿

Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır! ﴾29﴿

(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir. ﴾30﴿

İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar. ﴾31﴿

(O öyle lütufkâr) Allah'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı; izni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin (yararlanmanız) için akıttı. ﴾32﴿

Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. ﴾33﴿

O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür! ﴾34﴿

Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: «Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!» ﴾35﴿

«Çünkü, onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin.» ﴾36﴿

«Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.» ﴾37﴿

«Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.» ﴾38﴿

«İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı lütfeden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.» ﴾39﴿

«Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!» ﴾40﴿

«Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!» ﴾41﴿

(Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor. ﴾42﴿

Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar. ﴾43﴿

Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: «Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım» diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) «Daha önce, sizin için bir zevâl olmadığına, yemin etmemiş miydiniz?» ﴾44﴿

«(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.» ﴾45﴿

Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi! ﴾46﴿

O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz. ﴾47﴿

Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir). ﴾48﴿

O gün, günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün. ﴾49﴿

Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir. ﴾50﴿

Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir.) Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir. ﴾51﴿

İşte bu (Kur'an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir. ﴾52﴿

İbrahim Suresi'nin Konusu

İbrahim Suresi Kur'an-ı Kerim'in 14. suresidir ve Mushaf sıralamasına göre on üçüncü cüzde yer almaktadır. İbrahim suresi toplam 52 ayetten oluşmaktadır ve surenin Mekke döneminde indirildiği kabul edilmektedir. Mekke döneminde inen surelerin genel özelliği doğrultusunda İbrahim suresi de inanç esaslarını tevhit anlayışını ve ahiret gerçeğini ön plana çıkaran bir içeriğe sahiptir.

Surenin adı ayetler arasında yer alan ve tevhit mücadelesiyle öne çıkan Hz. İbrahim'e yapılan atıftan gelmektedir. İbrahim suresinin temel konusu insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak amacıyla gönderilen ilahi mesajın önemi ve bu mesaja karşı gösterilen farklı tutumlardır. Surede peygamberlerin toplumlarına yönelik uyarıları, inkâr edenlerin dirençleri ve bu direncin sonuçları açık bir dille anlatılır.

İbrahim suresinde ayrıca nimet ve şükür ilişkisi üzerinde durulur. İnsanlara verilen sayısız nimetin farkında olunması gerektiği, şükrün inancı güçlendiren bir unsur olduğu vurgulanır. Buna karşılık nankörlüğün bireyi ve toplumu olumsuz sonuçlara sürüklediği ifade edilir. Surenin bu yönüne bakıldığında hem bireysel hem de toplumsal bir bilinç oluşturmayı amaçladığı görülecektir.

İbrahim Suresinin Açıklaması

İbrahim suresinin ilk ayetlerinde Kur'an'ın insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için indirildiği belirtilir. Burada karanlık inkâr ve bilinçsizlik hâlini temsil ederken aydınlık ise inanç ve doğru yola karşılık gelir. Bu ifade ilahi mesajın temel amacını açık bir şekilde ortaya koyar.


Surede yer alan diğer ayetlerde peygamberlerin toplumlarına kendi dilleriyle gönderildiği vurgulanır. Bu durum ilahi mesajın anlaşılır olmasının ve insanlara yakın bir üslupla aktarılmasının önemini gösterir. Aynı zamanda peygamberlerin karşılaştığı zorluklar ve inkârcıların direnci de bu bölümde ele alınır.


Surenin devam eden ayetlerinde inkâr eden toplumların dünyadaki ve ahiretteki durumları tasvir edilir. Yanlışta ısrar edenlerin pişmanlık duyacağı, ancak bu pişmanlığın kendilerine fayda sağlamayacağı ifade edilir. Buna karşılık inananların sabır ve elinden gelen bütün gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakması anlamına gelen tevekkül sayesinde kurtuluşa erecekleri vurgulanır.


İbrahim suresindeki bölümlerden biri de şükür konusunun ele alındığı ayetlerdir. Söz konusu ayetlerde insanlara verilen nimetlerin saymakla bitmeyeceği, şükredenlerin bu nimetlerin değerini daha iyi kavrayacağı belirtilir. Nankörlüğün ise ilahi adalet karşısında ağır sonuçlar doğuracağı hatırlatılır.


Surenin son ayetlerinde Hz. İbrahim'in duasına yer verilir. Bu dua tevhit inancının, güvenin ve teslimiyetin güçlü bir örneği olarak sunulur. Hz. İbrahim'in kendisi ve soyundan gelenler için Allah'a yaptığı yakarış inananlara örnek teşkil eden bir bilinç ortaya koyar.

İbrahim Suresinin Faziletleri

İbrahim Suresi Müslümanlar için tevhit inancını yani Allah'ın bir ve tek olduğu, O'nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde eşi ve benzeri bulunmadığı inancını pekiştiren ve şükür bilincini güçlendiren surelerden biridir. Bu sureyi okumak kişinin sahip olduğu nimetleri fark etmesine ve bunlar karşısında sorumluluk bilinci geliştirmesine katkı sağlar. Özellikle sabır ve tevekkül vurgusu Müslümanlara zorluklar karşısında dirençli bir duruş kazandırır.


Sure geçmişte yaşam sürmüş toplumların başına gelenleri hatırlatarak ibret alma bilincini canlı tutar. İnananlar için bu anlatımlar aynı hatalara düşmemek adına yol gösterici nitelik taşır. İbrahim suresinin mesajlarını anlamaya çalışan bir kişi, inanç ile davranış arasındaki dengeyi daha sağlıklı bir şekilde kurar.


İbrahim Suresi derin içeriğiyle diğer sureler gibi Kur'an-ı Kerim'de önemli bir yere sahiptir. İnananlar için bu sureyi düzenli olarak okumak ve üzerinde düşünmek hem iman bilincini güçlendirir hem de Müslümana ahlaki bir duruş kazandırır.