CANSEL ELÇİN
'Gönülçelen' dizisinde ben piyano öğretmeniydim, Tuğçe de öğrencimdi. Ondan 7 yıl sonra karşılaştık. O dönem küçüktü öyle bir şey düşünmemiştim. Oyunculuk konuşuyorduk, hevesi vardı. Sonra başka bir işte gördüm, ne güzel küçük rolü vardı. Azimle devam etti. Sadece oyunculukla ilgilendi.
Ben Tuğçe'den daha çok avukatlık yaptım. Hatırla Sevgili'de, Ağlama Anne'de, Kimler Geldi Kimler Geçti'de avukattım. Şimdi de Ölü Arının İğnesi filminde avukatım.
Tartışmalarda ben hep kaybediyorum. Tuğçe zaten avukat, tartışmayı nasıl kazanabilirim. Bizler küçük aspiriniz bence. İnsanları biraz eğlendirip güldürebiliyorsak ne mutlu.
'Ölü Arı'nın İğnesi' filminde ikimiz oynuyoruz. Aydın Orak'ın filmi. Gurur duyduğumuz bir iş oldu. Ağır bir dram, bir avukatın vicdan azabını anlatıyor. İstemediği bir davayı alıyor ve ondan sonra büyük bir kayıp yaşıyor. 'Bu davayı aldığım için öyle oldu' diye düşünüyor. Suçluluk duygusuna giriyor adam. Bir çift bunu nasıl kaldırabilir sorgulayan da yanı var. Festival yolculuğu olacak.

ZAMAN ALGIM DEĞİŞTİ
Atlas'ı hayatımıza entegre etmeye çalışıyoruz. 2 aylıkken uçağa bindi. Uçağa bayılıyor. Maça götürdüm, gürültüden rahatsız oldu, çıkardım. Tenis maçlarına götürdüm. Korkmuyor izliyor. Alıştırdık. Rüzgârdan, gürültüden korkmuyor, gülümsüyor, insanlara yakın. Sosyal bir çocuk oldu. Kanguruyla geziyoruz, baba oğul iletişimi dünyanın en güzel şeyi.
Futbol topu yuvarlıyorum, ilgilenmiyor. Raketi tutuyor mesela.
Lohusa döneminde perttim. Hiçbir şeyden anlamıyorum. Normalde meraklı bir insanımdır ama bebek dünyasıyla hiç ilgilenmedim. Dünyamıza bir girdi. Neye uğradığımı şaşırdım. Anneanneler, teyzeler geldi, çok yardımcı oldu. Kadının güçlü olduğunu biliyordum ama doğum gerçekleştikten sonra buna inancım daha da arttı. Biz erkekler bir hiçiz yani.
Bütün ilgi Atlas'ın üzerinde doğal olarak. Kedilerimiz var. Önde onlar. Ben en arka plana düştüm birden. Yok, oldum, kendimi bomboş hissettim. Ne zamanki çocukla vakit geçirmeye başladım, iletişim kurmaya başladım baba olmayı o zaman anladım. Ben ne yaparsam onu yapmaya başladı. Onu fark edince çok hoşuma gidiyor. 1 yaşına girdi.
Ben acayip bir döneme girdim. Zaman algısı değişti. Gelecek diye bir şey yok her şey anda kalıyor. Rüyada mıyım, neredeyim, bilincimle yaşadıklarım arasındaki mesafe büyüdü. Çoğu şeye kendimi yabancı hissediyorum.
ZEYNEP TUĞÇE BAYAT
BABA-OĞUL İLİŞKİLERİ BENİ MUTLU EDİYOR
Hukuk fakültesi son sınıfta okuyordum. Konservatuvara geçmemiştim. İlk işim sayılır Gönülçelen. Oyuncu olmak istiyorum. Cansel'e danışıyordum o dönem daha yeniydim.
Mersin'de doğup büyüdüm. Ailemde çok avukat hâkim var. Sosyal Bilimlere karşı ilgim vardı. Ama oyuncu olmayı çok istiyordum. Ailem, çevremizde öyle biri olmadığı için nasıl yönlendireceklerini bilemiyorlardı. Derslerim de iyiydi. Marmara Hukuk'u kazandım. İstanbul'a geldim. Stajyer avukatlık yaptım ama konservatuvarda oyunculuk dersleriyle çakıştı. Tiyatro, gece gündüz mesai istiyordu. Diplomamı aldım ama... Haldun Dormen, yıllar sonra konservatuvar parçamı izlemişti. Yolun çok açık deyip önerilerde bulundu. Bana haber ver merak ederim dedi. Sonra haber vermiştim kazandığımı. Onu da anmış olalım.
'Ölü Arı'nın İğnesi'ni çekerken 6 aylıktı Atlas. Zor bir süreç oldu ama oynadığım karaktere de bu sürecin katkı sağladığını düşünüyorum.
Ailemiz Atlas'ın doğumuyla anlam kazandı. İlk doğduğunda kıymetini bilin bu anlar geçecek diyorlardı. İlk 2 ay birbirimize soruyorduk ne yapacağız diye. Şimdi o videoları izliyoruz. Ne acayip şeyler yaşamışız. Bakıp gülüyoruz. Cansel benden daha lohusaydı. İlk 2 ay çok kızdım. Biraz ilgilenseydin öğrenseydin diye. Sonradan çok üzüldüm. Onun psikolojisini sonradan anladım, affettim. Babanın ilişkisi sonradan öğreniliyor. Bunun farkındayım. Onların baba oğul ilişkisi beni çok mutlu ediyor, en azından aklım kalmıyor. Biliyorum ki güzel vakit geçiriyorlar. Anneye müthiş bir özgüven veren bir şey. Ne kadar babacı olursa o kadar mutlu oluyorum.
Kadının psikolojisi, 2 senede anca kendine geliyor o yüzden kadınlara iyi davranın. Anneler yalnız kalmasın.
Çocuklara çevre ve iklim bilinci oluşturmak amacıyla hayata geçirilen yerli çizgi filmi KUCHO'da ailece seslendirme yaptık. Çocukların dünyasına bu şekilde dâhil olarak çok hoşumuza gitti.

SOMER KARVAN
FİNALİ SEYİRCİYE SORUYORUZ
Bundan 12 yıl kadar önce Macit Koper bir oyunumu izlemeye gelmişti. 'Niye sürekli içeriği olmayan komik oyunlar sahneliyorsun?' diye sordu. Ben de 'Bizden komedi isteniyor. Az kişiyle kotarılacak içeriği olan, komik bir oyun var da, biz mi sahnelemiyoruz!' dedim. 'Biz yazarız sana' dediler. Eşi Hülya Koper ile birlikte oyun yazmışlardı. 'Aşk Terapisi' diye geçen oyunda esas oğlanı oynuyordum. Hülya Koper'i kötü hastalıktan kaybedince ben bu oyunu raftan indirdim. Onun anısına 'Doktor Bana Bir Çare' ismiyle sahneliyoruz. Kadın-erkek ilişkileri üzerine bir oyun. İki finali var, çiftimiz evlensinler mi, evlenmesinler mi diye seyirciye soruyoruz. Onların kararına göre finali sahneliyoruz. İki versiyona da hazırlandık.
Tek perde komedi. Uzun oyunlara tahammülü kalmadı seyircinin.
Salon kiraları çok yüksek. Bilet satışları düşükse bazı tiyatrolar oyunlarını birkaç gün kala iptal ediyorlar. O yüzden bazı salon sahipleri parayı peşin istemeye başlamış, bu da çok zorlayıcı oluyor.
Diziden rol gelir diye bekleyecek halim yok, tiyatro yapmaya devam ediyorum. Tiyatro yaptığım zaman turne programımı görünce dizi teklifi de gelmiyor. O yüzden şöhretten fedakârlık edip vefayı ön plana çıkaran bir ekip kurmak gerekiyor. Eski ustalarımdan biri, "Allahım bana iyi rol değil iyi ekip ihsan eyle" derdi. Çünkü uzun zamanlar geçiriliyor o yüzden iyi anlaşan ekip olmak çok önemli. Şükür ki yetenekli ve tiyatroya gönül vermiş ekibimiz var.
BURCU BİNİCİ
SEKTÖR AYNI KİŞİLER ETRAFINDA DÖNÜYOR
Doktor 'Bana Bir Çare' isimli oyunumuzla seyirciyle buluşmaya devam ediyoruz. Birden fazla karakteri canlandırıyorum. Somer Karvan'la karı kocayı oynuyoruz. Hem yönetmenim hem partnerim.
İki senedir dizi yok. Sahneye ağrılık verdim. Diziler eskisi gibi değil. Bende de anksiyete başladı. Setleri de özledim ama eskiler 'Her 10 senede bir böyle olur, sonra düzelir' diyor. Düzelmesini bekliyoruz.
Ben dizide oynarken de sahneye çıkıyordum. Oyunum hep vardı, ikisini dengeliyordum.
Yapılan işler bütçeler sebebiyle çekilemiyor ve sektör aynı kişiler etrafında dönüyor ne yazık ki. Bizi tanımıyorlar. Ben tek tip değilim sonuçta, bütün aksanları, şiveleri oynayabiliyorum. Ama o da yok.
Buram buram Karadenizliyim. Rize'ye yerleşmeyi düşünüyorum. Sürekli gidip geliyorum zaten. Köyde yaşamayı istiyorum tuhaf bir şekilde. Sonuçta emekliliği olmayan bir iş yapıyorum. 40'a geldim ama anne rolüne geçiş yapamadım.
Türküleri çok severim. Sahneye çıkıp şarkı söylemek zor geliyor bana.
CAN OZAN
ŞARKILARIM BENDEN DAHA ÜNLÜ
Ben ünlü olmadan şarkılarım oluyorsa demek ki doğru bir şey yapıyorumdur. Ben bu halimden memnunum. Hatta İngilizce elektronik müziğe geçmeyi planlıyorum. Yıllardır istediğim bir şeydi.
'Ağlama Ben Ağlarım' Top50'de 1'nci olmuştu, dünyada 1 numara olamam, olursam çok şaşırırım. Niye denemeyeyim ki. En güzel kısmı da o çabalama, o heyecan kısmı. Türkçe şarkı yapmaya da devam edeceğim.
Evde eski klasik bir gitarla başladım müziğe. Hababam Rock diye bir film izledikten sonra gitar çalmaya başladım. Babamın o sıra bir hastalığı oldu. Ergenlik dönemimde o travmatik süreçte gitara iyice bağlandım. 15-16 yaşlarımda günde 6-7 saat gitarla vakit geçirmeye başladım. Derslerim iyi değildi. Gitar alırsanız dersleri düzelteceğim derdim. Müzik eğitimim yok. Dayım 3 akor öğretmişti, 'Şarkıların yarısını çalarsın' dedi, dediği doğru çıktı.
'Sar Bu Şehri' şarkısı çıktıktan 2 yıl sonra sosyal medyada trend oldu. Sonra 'Ağlama Ben Ağlarım' direkt 1 numara ile başladı. Sonra bol bol konser oldu.
Normalde soğuk şakalar yapan esprili biriyim. Bu duygusal şarkıları benim yaptığıma inanmıyorlar. Buna inandırmam için evde sürekli ağlamam lazım demek.
Reklamcılık okudum ama yapmadım. Dereceyle girdim üniversiteye. En çok burs verene girdim. Sonra yurt dışına gittim. Her türlü ekipmanı alıp kendimi geliştirmeye başladım.