Aşere-i Mübeşşere Kimlerdir? Cennetle Müjdelenen 10 Sahabe
İslâm’ın ilk yıllarında, Hz. Muhammed’e gönülden destek veren sahabeler canlarını Allah yolunda ortaya koymuştur. Cennetle müjdelenen 10 sahabe olarak adlandırılan bu kutlu nesil, bugün de aşere-i mübeşşere kimlerdir sorusunun merkezinde yer almaktadır.
Aşere-i Mübeşşere adıyla bilinen bu on sahabe çoğunlukla Mekke'de yaşamıştır. Kureyş kabilesinin farklı kollarına mensup olan sahabeler, İslâm'ın en erken dönemlerinde iman etmiş ve Hz. Peygamber'e hem Mekke'de hem Medine'de en güçlü desteği veren seçkin isimler arasında yer almıştır. İlk Müslümanlardan olmaları, hicret, cihat, infak, sadakat gibi ortak özellikleriyle öne çıkan bu cennetle müjdelenen 10 sahabe ile ilgili aşere-i mübeşşere kimlerdir sorusu sorulmaktadır.
Aşere-i Mübeşşere Kimlerdir?
Sahâbe, Hz. Peygamber'i görüp ona iman eden ve Müslüman olarak vefat eden kutlu nesli ifade eden temel bir terimdir. "Sahâbî" tekil, "sahâbe" ve "ashâb" ise çoğul kullanımlardır. Bu nesil Kur'an'ın inişine bizzat şahit olmuş, vahyin hayata nasıl taşındığını Resûlullah'ın yanında öğrenmiş ve İslâm'ın sonraki nesillere doğru aktarılmasında belirleyici rol oynamıştır.
"Aşere-i Mübeşşere" ifadesi ise Hz. Peygamber tarafından daha hayattayken cennete girecekleri müjdelenen on sahabe için kullanılan özel bir isimdir. Bu on sahabenin tamamı ilk Müslümanlardan olmuş, Hz. Peygamber'e ve İslâm'a büyük yardımlarda bulunmuştur. Kureyş kabilesine mensup olan bu kutlu insanların soyları çeşitli noktalarda Resûlullah'ın nesebiyle birleşmiştir. Bu isimlerin Bedir'e ve Bey'atürrıdvân'a katılmaları, Allah ve Resûlü'nü sevmeleri, gerektiğinde en yakınlarına karşı bile hak uğruna taviz vermemeleri ortak özellikler arasında sayılmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de sahabenin faziletine işaret eden birçok ayet vardır. Tevbe Sûresi 100. ayette;
"Muhâcirlerin ve ensarın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur." buyrulur. Bu ayet ilk Müslümanların yüksek derecesini açık biçimde göstermektedir. Ayrıca Hadid Suresi 10. ayette fetih öncesi infak edip mücadele edenlerin derece bakımından üstün olduğu bildirilir. Bu da ilk dönem fedakarlığının önemini ortaya koyar.
Aşere-i Mübeşşere'nin en meşhur dayanağı ise hadistir. Cennetle müjdelenen bu isim; Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebû Vakkās, Ebû Ubeyde b. Cerrâh ve Saîd b. Zeyd olarak kaydedilmiştir. Bu konuda Tirmizî, "Menâkıb", 26, 37; Müslim, "Fezâilü's-Sahâbe", 71; Müsned, I, 187-188; IV, 355, 356, 381 temel hadis kaynaklarıdır.
Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned adlı eserine Aşere-i Mübeşşere'nin rivayetleriyle başlaması da onların İslâm ilim geleneğindeki yüksek konumunu gösterir.
Aşere-İ Mübeşşere şu isimlerden oluşur;
Hz. Ebu Bekir, ilk Müslümanlardandır ve ilk halifedir. Asıl adı Abdullah olan Hz. Ebu Bekir Kureyş'in Teym kolundandır ve soyu Mürre b. Kâ'b'da Hz. Peygamber'in nesebiyle birleşir. Mekke'de doğmuş, Resûlullah'ın en yakın dostu olmuş ve hicret yolculuğunda mağara arkadaşı olarak Kur'an'da dolaylı şekilde anılmıştır. Tevbe suresi 40. ayette geçen, "Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına "Tasalanma! Allah bizimle beraberdir" diyordu." ifadesi, İslâm âlimlerince Hz. Ebû Bekir'le ilişkilendirilmiştir.
Hz. Ebû Bekir malıyla ve şahsiyetiyle İslâm'ın ilk yıllarında Müslümanlığın yayılmasına büyük destek vermiştir. Kölelerin azat edilmesi, erken dönem tebliğe katkısı ve hicret sürecindeki sadakati onun neden bu özel topluluk içinde ilk sırada anıldığını açıklar.
Hz. Ömer İslâm'ın güç kazanmasında dönüm noktası kabul edilen şahsiyetlerden biridir. Aşere-i Mübeşşere içinde yer alması hem erken dönem mücadelesi hem de daha sonra İslâm devletinin adalet merkezli kurumsallaşmasındaki rolü sebebiyledir. Diyanet'in referans aldığı kaynaklarda, onun İslâm'a girişiyle Müslümanların daha açık ve güçlü bir görünürlük kazandığı vurgulanır. Aşere-i Mübeşşere hadisinin temel kaynakları içinde onun ismi de açıkça yer almaktadır.
İlk Müslümanlardan ve Mekke'nin seçkin tüccarlarından olan Hz. Osman Kureyş'in Emevî kolundan gelir. Zenginliğini İslâm yolunda harcaması, özellikle Tebük gibi zor dönemlerde infakıyla öne çıkması onu örnek kılmıştır. Ayrıca Bey'atürrıdvân'da bizzat bulunamasa da Hz. Peygamber'in onun adına biat etmesi, faziletine işaret eden önemli bir ayrıntıdır.
4. Hz. Ali b. Ebû Tâlib (r.a.)
Hz. Ali Resûlullah'ın amcasının oğlu, damadı ve çocuk yaşta İslâm'ı kabul eden ilk isimlerden biridir. Aşere-i Mübeşşere içinde yer alması sadece akrabalık bağı sebebiyle değil; hicret gecesindeki fedakârlığı, savaşlardaki cesareti, ilimdeki derinliği ve Resûlullah'a yakınlığı sebebiyledir. İlk dönem Müslümanlar arasında genç yaşta sorumluluk üstlenmesi, onu bu kutlu toplulukta ayrı bir yere koymuştur.
Talha b. Ubeydullah, Kureyş'in Teym kolundandır ve Mekke'nin önemli tüccarlarından biri olarak tanınmıştır. Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla İslâm'ı kabul ettiği ve özellikle Uhud'da Resûlullah'ı korurken büyük fedakârlık gösterdiği anlatılır.
Zübeyr b. Avvâm, Hz. Peygamber'in halasının oğludur. Mekke'de doğmuş olan bu kutlu kişi çok erken yaşta müslüman olmuş ve ağır işkencelere rağmen dininden dönmemiştir. Cesareti ve cihadı onun Aşere-i Mübeşşere içindeki yerini pekiştirir.
Mekke'de doğmuş olan Abdurrahman b. Avf, Kureyş'in Zühre koluna mensuptur. İlk iman edenler arasında yer almış, Habeşistan'a ve Medine'ye hicret etmiş, ticaretle uğraşmış fakat servetini Allah yolunda harcamaktan geri durmamıştır. Onun hayatı, zenginliğin dünyaya bağlanmadan hayra dönüştürülmesinin en güçlü örneklerinden biridir.
Sa'd b. Ebû Vakkas Kureyş'in Zühre kolundandır. Önemli bir kumandan olarak öne çıkan Sa'd b. Ebû Vakkas hem ilk Müslümanlardan biri hem de İslâm fetihlerinin önde gelen isimlerindendir. Okçuluğu, cihadı ve duasının makbul olduğuna dair rivayetlerle tanınır.
9. Ebû Ubeyde b. Cerrâh (r.a.)
Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Kureyş'in Benî Hâris b. Fihr kolundandır. Kırk yıl önce Mekke'de doğmuş, Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla Müslüman olmuş, Habeşistan hicretine katılmış ve daha sonra Medine'ye hicret etmiştir. Dürüstlüğü, güvenilirliği ve kumandanlığı ile öne çıkmıştır. İslâm tarihinde "ümmetin emini" diye anılması onun şahsiyetini özetleyen en önemli vasıflardan biridir.
Saîd b. Zeyd, Kureyş'in Adî kolundandır. Yaklaşık 600 yılında Mekke'de doğmuş, çok genç yaşta Müslüman olmuştur. Hz. Ömer'in hidayetine vesile olan ev halkı içinde yer alması, onun İslâm'ın ilk yıllarındaki etkisini gösterir.
Daha hayattayken cennetle müjdelenen 10 sahabe İslâm henüz zayıf görünürken iman etmiş, baskıya rağmen geri adım atmamış, mallarını ve canlarını Allah yolunda ortaya koymuştur. İslâm'ın en zor günlerinde Resûlullah'ın yanında duran, vahyin inşa ettiği örnek şahsiyetlerdir. Onların ortak paydası erken iman, sarsılmaz sadakat, fedakârlık, cömertlik, ilim, cesaret ve teslimiyettir. Bu sebeple cennetle müjdelenen 10 sahabe ümmete örnek gösterilen bir hayat çizgisine sahiptir.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu