Dünyanın en acımasız ve tedavisi en zor hastalıklarından biri olarak bilinen pankreas kanseri için ezber bozan bir araştırma yayımlandı! Yıllardır böbrek hastalarında kullanılan sentetik bir D vitamini ilacının, kanserli tümörlerin etrafındaki o "kırılamaz" kalkanı parçalayabildiği ortaya çıktı. Bu şaşırtıcı gelişme, bugüne dek çaresiz görünen vakalar için yeni bir mucizenin kapılarını aralayabilir mi?
Pankreas kanseri, tıp dünyasında maalesef düşük hayatta kalma oranları ve ölümcül ünüyle biliniyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri, kanserli hücrelerin kendi etraflarına yoğun, fibrotik (bağ dokusundan oluşan) ve koruyucu bir bariyer örmesi.
Bu aşılmaz duvar, hem kemoterapi ilaçlarının içeri girmesini engelliyor hem de bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp onlara saldırmasını durduruyor.
Ancak Dana-Farber Kanser Enstitüsü ve Salk Enstitüsü araştırmacıları tarafından yürütülen ve prestijli Nature Cancer dergisinde yayımlanan yeni bir klinik çalışma, bu makus talihi değiştirebilecek devrim niteliğinde bulgular sundu.
TÜMÖRÜN KORUYUCU DUVARINI İÇERİDEN ÇÖKERTMEK
Araştırma ekibi, halihazırda Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından kronik böbrek hastalıkları için onaylanmış bir D vitamini analoğu olan parikalsitol adlı ilacı inceledi. Normal şartlarda hücre çekirdeğindeki D vitamini reseptörlerine bağlanan bu sentetik madde, pankreas tümörünü çevreleyen ve "fibroblast" adı verilen hücreleri adeta yeniden programlıyor.
KEMOTERAPİ İLE BİRLEŞTİĞİNDE ÇARPICI SONUÇLAR
Daha önce hiç tedavi görmemiş 36 metastatik pankreas kanseri hastası üzerinde yapılan çalışmada, standart kemoterapi tedavisine parikalsitol ilave edildi. Deneyin temel amacı bu kombinasyonun insan vücudu için güvenli olup olmadığını test etmekti ve sonuçlar ilacın yüksek oranda tolere edilebildiğini kanıtladı.
Ancak araştırmacıları asıl şaşırtan şey, etkinlik oranlarındaki muazzam artış oldu. Sadece plasebo (etkisiz madde) ve kemoterapi alan hastaların yalnızca %9'unda kısmi iyileşme görülürken, tedaviye D vitamini analoğu eklenen grupta bu oran %42'ye fırladı.
Dahası, ilacı alan beş hasta bir yılın sonunda hastalığın ilerlemediği stabil bir evrede kalmayı başardı; plasebo grubunda ise bunu başarabilen tek bir hasta bile yoktu.
GENETİK ALTYAPI VE GELECEK VİZYONU
Çalışmanın en dikkat çekici detaylarından biri de hastaların biyolojik altyapılarındaki farklılıkların sonuca etkisiydi.
Araştırmacılar, tümörlerinde yüksek oranda "D vitamini reseptörü" bulunan hastaların kemoterapiye çok daha olumlu yanıt verdiğini ve genel hayatta kalma sürelerinin zirveye ulaştığını tespit etti. Bu durum, gelecekte tedavilerin hastanın genetik haritasına göre kişiselleştirilebileceğinin en büyük kanıtı.
Salk Enstitüsü'nden Dr. Ronald Evans, bu gelişmeyi şu sözlerle özetliyor: "Bu çalışma, pankreas kanserindeki tedavi direncini kırmak için yepyeni bir yaklaşım sunuyor. Vücudun kendi doğal sistemlerini kullanarak tümörün savunmasını zayıflatıyor ve kemoterapinin asıl işini yapmasına olanak tanıyoruz."