Aspirinin kanser üzerindeki koruyucu etkisi uzun süredir biliniyordu ancak asıl kırılma noktası 2010 yılında yaşandı. Yapılan geniş çaplı analizler, aspirinin kalp sağlığını korumanın yanı sıra tümörlerin büyümesini ve metastaz yapmasını yavaşlattığını gösterdi. Özellikle genetik olarak kalın bağırsak kanserine yatkınlık yaratan Lynch sendromlu hastalar üzerinde yapılan 10 yıllık bir araştırma, düzenli aspirin kullanımının kolon kanseri riskini yarı yarıya azalttığını ortaya koydu. Üstelik 75–100 mg arasındaki düşük dozların bile yan etkileri azaltarak aynı yüksek korumayı sağladığı kanıtlandı.

KANSER HÜCRELERİNİN "GÖRÜNMEZLİK PELERİNİNİ" KALDIRIYOR
Bilim insanları, aspirinin kansere karşı nasıl savaştığını artık daha net anlıyor. İlaç, tümörlerin büyümesini tetikleyen enzimleri baskılamanın yanı sıra bağışıklık sistemine de doğrudan destek oluyor. Kanser hücreleri, vücudun savunma mekanizmalarından gizlenmek için özel maddeler salgılar. Aspirin, bu gizlenme mekanizmasını bloke ederek kanser hücrelerini bağışıklık sistemi için "görünür" hale getiriyor ve yok edilmelerini kolaylaştırıyor. Ayrıca, daha önce kolon kanseri tedavisi görmüş hastalarda hastalığın nüksetme riskini iki kattan fazla azalttığı belirlendi.

DOKTOR KONTROLÜ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR
Buna rağmen uzmanlar önemli bir uyarıda bulunuyor: Aspirin herkes için uygun bir mucize değil. Mide kanaması, ülser ve nadiren de olsa beyin kanaması gibi ciddi yan etki riskleri nedeniyle, ilacın genel popülasyonda rastgele kullanımı kesinlikle önerilmiyor. Aspirin terapisinin sadece yüksek genetik risk taşıyanlar, kanser geçmişi olanlar veya yüksek kardiyovasküler risk altındaki kişiler için, mutlaka doktor gözetiminde kişiye özel olarak planlanması gerekiyor.