Evde halının üzerine otururken, piknikte örtünün kenarına geçerken ya da kalabalık bir sofrada kendimize yer açarken çoğumuz hiç düşünmeden bağdaş kuruyoruz. Bize çok sıradan gelen bu hareketin arkasında ise aslında yüzyıllara uzanan bir hikâye var. Üstelik bu hikâye Osmanlı'yla da başlamıyor. Bugün Türkiye'ye gelen bazı turistler de geleneksel mekânlarda minderlerin üzerine oturuyor, alçak sofraların çevresinde bağdaş kuruyor ve bu düzeni yerel kültürün dikkat çekici bir parçası olarak anlatıyor. Biz de yabancıların bugün merakla deneyimlediği, yüzyıllar önce Avrupalı seyyahların notlarına giren bu oturuş biçiminin nereden geldiğini ve Türklerle nasıl özdeşleştiğini araştırdık. Türklerde bağdaş kurmanın izlerine Göktürk döneminden itibaren rastlanıyor. O döneme ait bazı heykel ve tasvirlerde hükümdarların bağdaş kurarak oturduğu görülüyor. Daha sonraki Uygur ve Selçuklu dönemlerinde de benzer örneklerle karşılaşılıyor. Bu yüzden bağdaş yalnızca rahat etmek için tercih edilen bir oturuş biçimi olarak görülmüyor. Bazı dönemlerde makam, saygınlık ve hükümdarlıkla da ilişkilendiriliyor. Elbette yaşam biçiminin bunda önemli payı var.

SEYAHATNAMELERDE YAZILMIŞ
Orta Asya'daki göçebe hayatta günlük yaşam büyük ölçüde yere yakın bir düzende sürüyordu. Çadırlarda halı ve keçe seriliyor, insanlar yemek yerken, dinlenirken ya da sohbet ederken yere oturuyordu. Bu düzen içinde bağdaş kurmak da doğal bir alışkanlığa dönüştü. Türkler Anadolu'ya yerleştiğinde hayat değişti ancak bu alışkanlık kaybolmadı. Osmanlı dönemine gelindiğinde bağdaş kurmak günlük hayatın içinde çok daha görünür hale geldi. Evlerde, kahvehanelerde, dükkânlarda ve sofralarda insanlar bacaklarını toplayarak ya da bağdaş kurup oturuyordu. Bu oturuş, Osmanlı topraklarına gelen Avrupalılar için ise dikkat çekiciydi. Seyyahların notlarında da bu ayrıntı sık sık karşımıza çıkıyor. İstanbul'a ya da başka Osmanlı şehirlerine gelen yabancılar, evlerde yüksek masa ve sandalyeler yerine minderler ve sedirlerle karşılaşıyor, insanların yere yakın şekilde oturduğunu özellikle anlatıyordu. Bu görüntü seyahatnamelerde kalmadı. Avrupalıların gözünde bağdaş kurmak, Türklerle özdeşleşen bir oturuş biçimine dönüştü. Farkında bile olmadan yaptığımız bir hareket, yüzyıllar önce başka ülkelerde 'Türk usulü oturmak' diye tarif edildi. Aradan geçen zaman içinde evler değişti, masa ve sandalye kullanımı yaygınlaştı, şehir hayatı başka bir düzene geçti. Ancak bağdaş kurmak günlük hayattan tamamen çıkmadı. Bugün hâlâ bir piknik örtüsünün üzerinde, kalabalık bir aile sofrasında ya da evde yere oturduğumuzda aynı hareketi yapıyoruz. Yani biçimi ve kullanıldığı yer değişse de atalarımızdan gelen bu alışkanlık yaşamaya devam ediyor.

EVLER DE BU YAŞAMA GÖRE ŞEKİLLENDİ
Geleneksel Osmanlı evlerinde günlük hayat bugünkü gibi masa ve sandalye etrafında kurulmamıştı. Odaların zeminleri halı ve kilimlerle kaplanıyor, duvar kenarlarında sedirler yer alıyor, minderler kullanılıyordu. Sofralar da çoğu zaman yere yakın kuruluyordu. Bu düzen yalnızca oturma biçimini değil, evin kullanımını da etkiliyordu. Aynı oda gün içinde oturma, yemek yeme ve misafir ağırlama gibi farklı amaçlarla kullanılabiliyordu. Kalabalık bir sofra kurulduğunda birkaç minderle kolayca yeni yer açılabiliyor, herkes aynı düzenin içine dahil olabiliyordu. Daha sonra masa, sandalye ve koltukların yaygınlaşmasıyla evlerin iç düzeni değişti. Ancak minder, sedir ve yer sofrası kültürünün izleri tamamen kaybolmadı. Osmanlı dönemine ait bazı minyatürlerde hükümdarların ve devlet adamlarının da bağdaş kurarak tasvir edildiği görülüyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın bazı kabul sahnelerinde bu oturuş biçimine rastlanması da bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Bu durum bağdaşın yalnızca rahatlıkla açıklanamayacağını, kimi zaman makam ve saygınlıkla da ilişkilendirildiğini bizlere düşündürüyor.

AVRUPA DİLLERİNE BİLE GİRDİ
Osmanlı topraklarını gezen yabancıların dikkatini çeken bağdaş oturuşu zamanla Avrupa dillerinde de Türklerle ilişkilendirilen ifadelerle anlatılmaya başladı. Fransızcada "assis à la turque", yani "Türk usulü oturmak" ifadesinin 18. yüzyıldan itibaren kullanıldığı görülüyor. İtalyancada ise "sedere alla turca" doğrudan bacakları çaprazlayarak oturmayı anlatıyor. Eski İngilizce metinlerde de bağdaş kurmak için "cross-legged in the Turkish fashion", yani "Türk usulü bağdaş kurarak" şeklinde tanımlamalara rastlanıyor. Bu kullanımlar, Avrupalıların Osmanlı coğrafyasında gördükleri bu oturuş biçimini zamanla Türklerle özdeşleştirdiğini gösteriyor. Böylece günlük hayatın sıradan bir hareketi, başka dillerde "Türk usulü" diye tarif edilen kültürel bir ayrıntıya dönüşüyor.
TURİSTLER DE BENİMSEDİ
Hikâyenin en ilginç taraflarından biri ise bugün ortaya çıkıyor. Bu oturuş biçimini, şimdi Türkiye'ye gelen turistler kendileri deneyimliyor. Özellikle geleneksel şekilde düzenlenmiş bazı mekânlarda ziyaretçiler ayakkabılarını çıkarıp minderlerin üzerine geçiyor, alçak masaların çevresine oturuyor ve çoğu zaman bağdaş kuruyor. Yabancıların paylaştığı yorumlarda da yerde minder üzerinde oturmak, yerel kültürü daha yakından hissettiren ayrıntılardan biri olarak anlatılıyor. Böylece yüzyıllar önce seyyahların uzaktan izleyip not aldığı bir alışkanlık, bugün onların doğrudan içine girdiği bir deneyime dönüşmüş durumda. Değişen hayatın içinde bağdaş kurmak, geçmişten bugüne taşınan küçük ama dikkat çekici kültürel ayrıntılardan biri olmayı sürdürüyor.