"Gölge etme başka ihsan istemem" sözünün sahibi, antik dönem filozofu Diyojen'in doğduğu; edebiyatımıza yön vermiş eserleriyle Sabahattin Ali'nin ve daha pek çok ünlü yazarın cezaevinde yattığı sakin şehir Sinop... Sinop deyince benim aklıma mantıdan önce bunlar geliyor.
Ülkemizin en batısında yer alan bu Karadeniz kentinin bundan çok daha fazlası olduğuna geçtiğimiz hafta gittiğim bienal vesilesiyle şahit oldum. Doğa ve kültür değerlerini koruyarak geleneksel özelliklerini yaşatması dolayısıyla Sinop'un ilçesi Gerze 2017'de Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi tarafından sakin şehir olarak ilan edilmişti. Bu unvan tüm şehre yayıldı ve Sinop o tarihten beri eski Sinop değil.
Zira her yıl yerli ve yabancı pek çok turistin gözdesi haline gelmiş durumda. Eylül ayı ise 20 yıldır bu sakin şehir için oldukça hareketli geçiyor. Çünkü şehir, Eylül'de bienal havasına bürünüyor. Sinop doğumlu sanatçı, küratör ve akademisyen T. Melih Görgün'ün girişimiyle 2006 yılında başlayan ve bugün Türkiye'nin en köklü çağdaş sanat bienallerinden biri haline gelen Sinopale-Uluslararası Sinop Bienali, Anadolu'nun ilk bienali olarak bu yıl 10. yaşını kutluyor.

Bu bienali diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise, hazır işlerin sergilenmesi yerine, tüm eserlerin Sinop'ta ve Sinoplularla birlikte üretilmesi. "Paylaşıma dayalı sanat üretimi" modeliyle çalışan bienal her yaştan kent sakinini kendi yaşam alanlarına farklı gözlerle bakmaya, kent meseleleri üzerine birlikte düşünmeye ve ortak belleği sanat üretimine dönüştürmeye davet ediyor.
2 Eylül'de üretim süreciyle başlayan Sinopale 10, yaklaşık üç haftanın ardından bu sürecin ürünü olan sergisini geçtiğimiz hafta Eski Askeri Gazino Binası'nda ziyarete açtı. Sinoplu bir balıkçının sözünden ilhamla bu yılki başlığı "Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi" olan bienal, Güney Kore'den Kazakistan'a 12 ülkeden 20'den fazla sanatçının Sinop'ta yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte ürettikleri eserlerden oluşuyor. Bienalde özellikle performans içerikli eserler sanatseverlerden de büyük ilgi gördü. Collectif MASI'nin Sudan Ele Elden Suya isimli çalışması ve Serkan Aka'nın Basma Seiba ve Selim Cizdan ile birlikte boru ve şişeler vasıtasıyla dalgaların sesine ortak oldukları Batak Arşiv isimli performansları onlardan sadece ikisiydi.

ŞEHİRDE BİENAL HAREKETLİLİĞİ
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sinop Valiliği'nin iş birliğiyle Sinop Sürdürülebilir Kalkınma Derneği tarafından düzenlenen imece ve gönüllülük esasına dayalı bienaldeki eserler, sanatseverleri günümüzün belirsizliklerle dolu dünyasında bilgi üretmenin, karar vermenin ve birlikte yaşamanın farklı yollarını düşünmeye davet ediyor. 15 Kasım'a kadar sürecek Sinopale'nin bu yılki küratörleri ise Melih Görgün, Atina merkezli küratör, yazar ve eğitmen Marina Fokidis, bir önceki bienalde eseriyle yer alan Tiflis'te yaşayan sanatçı ve araştırmacı Mariam Natroshvili ile Londra merkezli bağımsız küratör ve yazar Deniz Kırkalı'dan oluşuyor.
Şehirde bienal havası esmesini sağlayan direktörler Çağatay Şimşek ve Yiğit Bahadır Kaya başta olmak üzere diğer gönüllüleri de unutmayalım. Emekleri büyük. Neticede 10. Sinopale bahaneniz olsun. Sinop'a gelin Sabahattin Ali'yi hatırlayın. Diyojen'e de selam verin. Mis gibi deniz havası alın, biraz sanatla ruhunuzu, bir tabak mantı ile karnınızı doyurun. Yavaşladığınızı hissedeceksiniz. Sinop size iyi gelecek.

Sinop'ta ne yenir?
Gelelim meselenin en güzel yerine... Sinop denince akla gelen Sinop mantısı yemeden dönmek olmaz. Sinop mantısını diğer mantılardan ayıran en önemli özellik, sarımsaklı yoğurdun yanı sıra cevizin de işin içine girmesi. Bir tarafı yoğurtlu, bir tarafı cevizli servis edilen mantının üzerine tereyağı gezdirildiğinde ortaya şahane bir lezzet çıkıyor. Başrolünde balığın olduğu Sinop mutfağının bir başka vazgeçilmezi ise nokul... Üzümlü-cevizli, kıymalı ve farklı yöresel çeşitleri bulunan nokul, aslında bir börekten çok daha fazlası; şehrin ev mutfağından gelen güçlü bir gelenek.

Validen tebrik
Sinop Valisi Mustafa Özaslan da bienalin şehrin uluslararası arenada da adını duyurması açısından önemini vurguladı. Bienali kuran, oluşumuna katkı sunan küratör, sanatçın ve gönüllülere teşekkür eden Vali Özaslan, "Sinop'un kültürel zenginliğinin dünyaya tanıtılmasına vesile olan Sinopale'nin; sanatçıları şehrimizin insanıyla, kültürüyle, zanaatkârlarıyla ve gençleriyle buluşturarak sanatı şehrin içinde ve şehirle birlikte üretmesini son derece kıymetli buluyoruz." dedi.
Anadolu'nun Alkatrazı
Sabahattin Ali'nin kaldığı 5 aylık süre boyunca Aldırma Gönül'ü Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ı ve Duvar öyküsünü kaleme aldığı, deniz kenarında ve surlar içinde yer alan tarihi Sinop Cezaevi, fiziki koşulları sebebiyle Anadolu'nun Alkatrazı olarak anılıyordu. Refik Halit Karay, Ruhi Su gibi isimlerin de mahkûm edildiği tarihi cezaevi 2000 yılından beri müze olarak ziyaretçilerini karşılıyor. Sinop Kalesi'nde konumlanan birçok şiire ve şarkıya konu olan cezaevi, Sinop'a gelenlerin uğrak noktası konumunda. Özellikle Sabahattin Ali'nin hücresinde tutuklu kaldığı dönem, dijital teknoloji yardımıyla bugüne taşınıyor. Ali'nin koğuşta holografik siluetiyle karşılaşmak, ziyaretçiye zamanın ötesinde bir edebi dokunuş sunuyor. Gezerken etkilenmemek elde değil.