Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi'ne girerken insanın ilk dikkatini çeken şey binanın büyüklüğü değil, içerideki hareket oluyor. Bir odadan müzik sesi geliyor, başka bir yerde mutfakta hazırlık yapılıyor, spor salonunda masa tenisi oynanıyor. Herkes bir şey öğreniyor, bir şey deniyor, bir sonraki adımına hazırlanıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı merkez, özel gereksinimli bireylerin yalnızca rehabilitasyonuna değil, sosyal hayata ve çalışma yaşamına katılmalarına da odaklanıyor. İzmit Vinsan Kampüsü'nde 9 bin 609 metrekarelik alan üzerine kurulan merkezin 6 bin 176 metrekaresi kapalı alan. İçeride bireysel ve grup eğitim sınıfları, duyu bütünleme alanları, hidroterapi havuzları, spor salonları, sanat ve meslek atölyeleri bulunuyor. Ama rakamlar ve metrekareler, içeride gördüğüm şeyi tek başına anlatmaya yetmiyor. Müzik bölümünde her hafta 320 öğrenci uygulamalı eğitim alıyor. Gitar, bağlama, piyano ve ritim enstrümanlarını öğreniyorlar. İcra yeteneği olan 11 çocuk ise daha ileri düzey eğitim görüyor.

'Artık kenara çekilmiyoruz'
Mutfak bölümünde haftada 280 öğrenci var. Önce mutfak düzenini, temizliği ve araç gereçleri tanıyorlar. Ardından kesim tekniklerini, ölçülendirmeyi, yemek, hamur işi, tatlı ve pasta yapmayı öğreniyorlar. Kuaförlük bölümü de merkezin uygulamalı eğitim alanlarından biri. Orada bu kez yalnızca izleyen değil, deneyimin bir parçası oldum. Öğrenciler saçımı büyük bir titizlikle yaptılar. Buradaki hedef sadece bir tarif öğrenmek değil. Bir kişinin kendi başına yapabildiği şeylerin sayısını artırmak ve onu gerçek hayatına taşımak. Bunun karşılığını Şeyma Silahlı'nın hikâyesinde görmek mümkün. 24 yaşındaki Şeyma merkezde tiyatro ve dijital medya eğitimleri almış. "Keşke doğmasaydım derdim kendime. Burası bana özgüven kattı. Engellerin her şeyi aştığını gördüm. Biz de hayatta varız. Engelliyiz diye kenara çekilmiyoruz artık." Şeyma artık Ormanya'da komi olarak çalışıyor. "Artık çok mutluyum" diyor.

'Kendi başıma neler yapabileceğimi öğrendim'
Benim en uzun kaldığım yerlerden biri spor salonu oldu. Orada 26 yaşındaki İlker Tüzer'le tanıştım. Serebral palsi tanısı olan İlker, çocukluğunda sık sık nöbet geçirdiği için ailesinin onu tek başına markete bile gönderemediğini anlatıyor. "Gonca Engelsiz Yaşam'da mutluluğu keşfettim" diyor. "Kendi başıma neler yapabileceğimi öğrendim." Sonra masa tenisi masasına geçiyoruz. İlker 10 yıldır masa tenisi oynuyor, dört yıldır il şampiyonu. Raketi nasıl tuttuğunu, servis atışını, forehand vuruşunu anlatıyor. Gonca'da spor eğitimi aldıktan sonra tekniğinin değiştiğini söylüyor. Bir süre sonra karşılıklı oynamaya başlıyoruz. Ben topu oyunda tutmaya çalışırken, İlker oldukça rahat. Birkaç sayı sonra mesele artık "engelli bir gençle masa tenisi oynamak" olmaktan çıkıyor. Karşımda yalnızca bu sporda benden daha iyi olan biri var. 2 Hedefini sorduğumda hiç düşünmeden söylüyor: "Türkiye şampiyonu olmak." Merkezde yalnız gençlerin değil, ailelerin de değişimi hissediliyor. Jülide Eldem'in oğlu daha önce İzmit'teki Cemil Meriç Engelsiz Yaşam Merkezi'ne devam etmiş. Gonca açıldıktan sonra buraya gelmeye başlamış. Annesi oğlundaki değişimi anlatırken en çok aidiyet duygusuna dikkat çekiyor: "Çok mutlu, koşa koşa geliyor. Kendine güveniyor. Kahve yapmayı öğrendi. Evde de artık mutfakta daha fazla zaman geçiriyor." Bu cümleler ilk bakışta küçük görünebilir.

Bağımsızlık küçük adımlardan oluşuyor
Gonca henüz bir yıllık bir merkez. Buradaki gençlerin bir bölümü daha önce Cemil Meriç Engelsiz Yaşam Merkezi'nde eğitim almış ve bir yıl önce Gonca'ya geçmiş. Merkezde tiyatrodan müziğe, bilgisayardan el sanatlarına, mutfaktan spora kadar birçok alan var. Fakat bütün bu bölümlerin ortak hedefi aynı noktada birleşiyor: Birilerinin onlar adına yaptığı şeyleri, mümkün olduğunca kendilerinin yapabilmesi. Oradan ayrılırken aklımda en çok Şeyma'nın söylediği cümle kaldı: "Biz de hayatta varız." Belki mesele de tam olarak bu. Onları hayata "dahil etmek" değil; zaten hayatın içinde olduklarını görmek.
NİHAN GÜNAY