Z kuşağının başrol takıntısı olarak öne çıkan ve geniş bir kesimi etkisi altına alan "Ana Karakter Sendromu", bireyin kendi yaşamını kurgusal bir film, çevresindekileri ise figüran olarak görmesine yol açıyor. Sosyal medyanın beslediği bu dijital illüzyonun klinik bir teşhis olmadığını belirten Prof. Dr. Ekrem Çulfa, bireylerin gerçek hayat problemlerinden bu yolla kaçtığına dikkat çekerek, bu sanal döngüden kurtulmak için gerçek dünya bağlarının güçlendirilmesini ve dijital ekran sürelerinin bilinçli şekilde sınırlandırılmasını öneriyor. Sosyal medyada otobüs camına başını yaslayıp yağmur altında hüzünlü bir şarkı eşliğinde video çekenlerden, girdiği her ortamda görünmez bir kamera tarafından kayda alınıyormuş gibi davrananlara kadar geniş bir kesim ana karakter sendromunun etkisi altında. Popüler kültürün hayatımıza yeni yeni soktuğu bu kavram, özellikle Z kuşağı bireylerinin kendi yaşamını kurgusal bir film gibi algılaması ve çevresindekileri figüran olarak konumlandırması durumunu tanımlıyor.

SOSYO-PSİKOLOJİK BİR DAVRANIŞ KALIBI
Ana karakter sendromuna ilişkin psikolojik değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ekrem Çulfa, bu durumun henüz tıp literatüründe resmi bir tanıya sahip olmadığını vurguladı. Çulfa, kavrama ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "Ana karakter sendromu, psikiyatri literatüründe yani DSM-5 veya ICD-11 gibi uluslararası tanı rehberlerinde yer alan resmi bir hastalık veya klinik teşhis değildir. Bu durum; dijital çağın, narsisistik eğilimlerin ve aşırı bireyciliğin harmanlanmasıyla ortaya çıkan sosyo-psikolojik bir davranış kalıbıdır. Bireyin kendisini evrenin ve tüm olayların tam merkezine yerleştirmesi, sıradan günlük anları romantikleştirip estetize etmesi halidir. İnsanlar, çevresindeki canlı-cansız her şeyi kendi yazdığı senaryonun birer 'yardımcı oyuncusu' veya 'figüranı' olarak görmeye başlar."
Dünya sadece senin etrafında dönüyor
Prof. Dr. Çulfa, dijital mecraların oluşturduğu tehlikeye dikkat çekti: "Platformların sunduğu kişiye özel akışlar, 'Dünya sadece senin etrafında dönüyor' algısını ve illüzyonunu sürekli besliyor. Ekrandan gelen her beğeni, yorum ve bildirim, tiyatro sahnesinde alınan alkışın dijital bir karşılığı haline dönüşüyor."
Sadece Z kuşağını değil yetişkinleri de tehdit ediyor
Ana karakter sendromu sadece ergenlik çağındaki gençleri etkilemediğini vurgulayan Çulfa, 20'li ve 30'lu yaşlardaki yetişkinlerin de büyük risk altında olduğunu belirtti. Yetişkinlikte yaşanan "çeyrek hayat krizi"ne değinen Prof. Dr. Çulfa, sözlerini şöyle tamamladı: "Yetişkin bireyler, gerçek hayatta karşılaştıkları sosyal, ekonomik ve bireysel problemlerden uzaklaşmak amacıyla sosyal medyanın sunduğu bu kusursuz yapay dünyanın başrolü olma hazzına sığınıyor."