Samar Dadgar, yaşadığı tarifsiz acıyı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Yeğeninin hayatını kaybetmesiyle yıkılan Dadgar, paylaşımında duygularını takipçileriyle paylaştı.
SAMAR DADGAR'DAN YÜREK BURKAN PAYLAŞIM
Yeğeninin henüz 3 yaşında hayatını kaybettiğini duyuran Samar Dadgar, yaşadığı üzüntüyü paylaşımıyla ifade etti. Dadgar'ın paylaşımı, takipçilerini de derinden etkiledi.
"3 YAŞIMDAKİ YEĞENİMİ KAYBETTİM"
Samar Dadgar yaptığı paylaşımda, ''Bu sabaha karşı 3 yaşındaki yeğenim Liam'ı kaybettik. Arayan, soran, acımızı paylaşan herkese teşekkür ederim. Ancak şu an kimseyle konuşabilecek durumda değilim. Anlayışınız için teşekkür ederim'' ifadelerini kullandı.
İşte genç yaşta hayatını kaybeden ünlü isimler...
Asıl adı Rezzan Aylin Soyurgal olan Türk pop müzik sanatçısı Aylin Urgal, 1970'li yıllarda seslendirdiği eserlerle dönemin en dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Ünlü sanatçı, müzik yolculuğuna 1969 yılında orkestra şefi Birol Soyurgal'ın orkestrasında solist olarak başladı.
Yine aynı yıl Birol Soyurgal ile hayatını birleştiren Urgal, İzmir'de sahne çalışmalarını sürdürdüğü sırada 1 Numara Plak'ın sahibi Ali Kocatepe tarafından keşfedilerek profesyonel plak dünyasına adım attı.
70'Lİ YILLARA DAMGA VURAN UNUTULMAZ ŞARKILARI
Kariyerine "Paran Pulun Senin Olsun / Nerelerdeydin?" isimli ilk 45'liğiyle başlayan Aylin Urgal, ardından çıkardığı "Sen Yarattın Beni / Nedir Bu Halin" çalışmasıyla müzik listelerinde üst sıralara tırmandı.
Elde ettiği bu yükseliş, kendisine 1976 yılında "En İyi Ümit Veren Kadın Şarkıcı" değerlendirmesinde dördüncülük getirdi. Sanatçının seslendirdiği "Sen Yarattın Beni" şarkısı ise 1977 yılında Türkiye'nin en iyi sekizinci Türkçe sözlü şarkısı ünvanını kazandı.
ÇALKANTILI YILLAR VE SAHNEYE DÖNÜŞ
Özel hayatında fırtınalı süreçlerden geçen sanatçı, 1979 yılının Aralık ayında ikiz çocukları Tevfik ve Uğur'u kucağına aldı. Bir süre müziğe ara verdikten sonra 1980 yılında yeniden sahnelere döndü. 1981 yılında eşinden boşanan Urgal, aynı yıl içinde ilaç içerek intihara teşebbüs etti. Yaşadığı zorlu dönemi geride bırakmak isteyen sanatçı, 1985 yılının Ocak ayından itibaren Ankara'da yeniden sahne almaya başladı.
Müzik dünyasını yasa boğan bu olay sonrası, ünlü sanatçının arkasında o dönem henüz 5 yaşında olan ikiz evlatları kaldı. Yıllar geçse de hafızalardaki yerini koruyan bu trajik olay, yaşanan acıyı seneler sonra yeniden gün yüzüne çıkardı.
Ölüm her yaşta derin bir üzüntü bıraksa da genç yaşta gelen kayıplar herkesi çok daha derinden sarsıyor. Sanat dünyasındaki bu acı tablonun yakın dönemdeki örneklerinden biri de başarılı oyuncu Kanbolat Görkem Arslan'ın erken vedası olmuştu.
Aslen Düzce'li olan Kanbolat Görkem Arslan,4 Kasım 1980 yılında dünyaya geldi.
Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu olan Arslan, oyunculuk kariyerine 2004 yılında rol aldığı "Çemberimde Gül Oya" dizisiyle adım attı.
Hayat verdiği birçok karakter ile Türk televizyonlarının sevilen isimleri arasında yer alan ünlü oyuncu, henüz 45 yaşındayken aramızdan ayrıldı.
10 Şubat 2026 tarihinde Beyoğlu'nda bulunan evinde geçirdiği kalp krizi sonucunda hastaneye kaldırılan Kanbolat Görkem Arslan, hastanede yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Henüz 45 yaşında erken vefatının ardından, ardında gözleri yaşla dolu eşi, meslektaşları ve hayranlarını bırakan Arslan, vefatıyla yürekleri dağladı.
Henüz 12 yaşındayken babası Necdet Tosun'u, Almanya'da geçirdiği bir trafik kazası sonucunda kaybeden Tosun, 1980'de Beyoğlu Fındıklı Lisesi'nde halkla ilişkiler ve gazetecilik eğitimi aldı.
Mahallede top oynadığı sırada kendisini keşfeden Atıf Yılmaz'ın teklif etmesiyle 1982 yılında yayınlanan 'Mine' adlı film ile sinema çıkışını gerçekleştirdi.
Erdal Tosun, bir dönem verdiği röportajda sinemaya başlangıç hikayesini anlatırken şu cümleleri kullanmıştı:
"Mahallede sosyal bir çocuğum. Bizdeki sosyallik de mahallede top oynayıp, karşı apartmanın kenarına oturup etrafa bakmak, muhabbet etmek. O sırada mahalleden geçerken Atıf ağabey (Yılmaz) beni görmüş. 'Mine' filminde de 2, 3 serseri var. Onlardan birine beni layık görmüş.
Bir gün yatıyordum. Herhalde geçerken sordu benim evimi. Pencereye vurdular. Şişe gibi gözlükleri vardı. Açtım pencereyi, 'Ben yeni filme başlayacağım. Benim yazıhaneye uğra.' dedi. Sanki o kadar emindi ki benim onu tanıdığıma."