Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bazı işleri zamanında yapmadığınız takdirde, bunlar kriz konusu haline dönüşüp sizin gündeminizi uzun yıllar işgal eder. Şu anda gündemimizin en önemli kriz konusu olan "PKK terörü"ne ilişkin olarak da, en uygun zamanı kaçırmış olmamızdan söz edebiliriz... Hatırlayalım mı 2000'li yıllara dayanan günleri?
1999'da Amerika Öcalan'ı Kenya'da yakalayıp bize teslim etti. O dönemde henüz Amerika Irak'ı işgal etmemişti. Öcalan'ın Türkiye tarafından ele geçirilmiş olmasından dolayı PKK bir dağılma ve demoralizasyon sürecine girmişti. Yani o dönem güvenlik ve istihbarat güçlerinin PKK örgütü üzerine tam gücüyle gidebileceği bir dönemdi. Ama ne mali kaynakları deşifre edildi, ne diğer ülkelerdeki yapılanmaları çözümlendi, ne de geride kalan lider kadrolarına karşı operasyonlar düzenlendi. Kısacası o fırsat kaçırıldı. Amerika tarafından neden Türkiye'ye teslim edildiği de tam olarak tahlil edilmedi. Ama Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesi, belirli siyasetçilere seçim kazandırdı Demek istediğimiz şu...
O döneme ilişkin gelişmeleri hâlâ tam içerikleri ile tahlil edebilmiş değiliz... Örneğin Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edildiği yıl Fethullah Gülen de ABD'ye göçmedi mi? Kendisi ve örgütü için en elverişli ortam olan AK Parti iktidarında, acaba neden dönmeyi düşünmedi ve Amerika'da kaldı? Irak'a ABD ile birlikte müdahale etmemizi öngören Tezkere TBMM'de reddedildikten sonra, Gülen Örgütü'nün yargıdaki imamları aracılığı ile açılan Ergenekon ve Balyoz gibi davalar veya siyasi parti kadrolarını hedef alan seks kasetleri, Amerika'nın intikam planının bir parçası mıydı? Kısacası bazı işleri zamanında yapmadığımız durumlarda, sorunların kronik kriz konularına dönmesi kaçınılmaz olur. 1974'te Kıbrıs'a yapılan askeri harekât ertesinde kalıcı bir siyasi çözüme ulaşmak mümkünken bunun iç politika malzemesine çevrilmesi ile Kıbrıs'ın "Çözümsüz sorun" olarak Türk dış politikasının ipoteği haline dönüştürülmesinin hesabını, siyasetçilerden sorabildik mi?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Türkiye PKK, 10 sol örgüt ve IŞİD terör örgütlerinin saldırısı altında. Bu örgütlerin ardında kimi ülkelerinde olduğu tahmin ediliyor. Asıl daha vahimi bu terör örgütlerini destekleyen akademisyen, gazeteci ve siyasetçilerin varlığı. Türkiye 1960'lardan itibaren şiddeti bir yöntem olarak kullanan sol terör dalgasıyla mücadele ediyor. Sol şiddet, darbe veya devrim gibi seçim dışı bir yöntemle iktidarı ele geçirmek istiyor. Sol ne yazık ki, bu şiddet yöntemini kamuoyu önünde tartışarak, bu yöntemlerden vazgeçtiğini ilan etmiş değil. Bu yüzden her kriz anında solun bu hastalığının nüksettiğini görüyoruz. Gezi olayları, 17/25 Aralık darbe teşebbüsü ve en son PKK'nın devrimci halk savaşı ilanı Türkiye solundaki şiddet hastalığını yeniden ortaya çıkardı.

27 Mayıs darbesi, Talat Aydemir darbe teşebbüsleri ve 9 Mart cuntası solun darbeciliğini; onlarla iç içe geçmiş Mahir Çayan'ın THKP-C, Deniz Gezmiş'in THKO gelenekleri de solun şiddetle ilişkisini tescilliyor. Türkiye, bu darbeci ve şiddetçi yapılarla kamuoyu önünde medeni, hukuki ve demokratik bir hesaplaşmaya girişemedi. Sol da bunlar hakkında kimi hatıralar dışında kendi arasında fısıldaşarak konuşmayı ve geçiştirmeyi tercih etti. Bu yüzden bu geleneklerden gelen sol örgütler bugün dahi devam ediyor ve adları şiddetle özdeşlemiş isimlere efsanevi kahramanlar muamelesi yapılabiliyor. Bu hesaplaşma yapılamadığı için sol kendi içinde veya Türkiye'de ne zaman bir kriz hali olsa, şiddete başvurmaktan vazgeçemiyor. Meseleyi daha da vahim kılan şey, solun mevcut durumu ve legal siyaseti eleştirmek adına açıkça şiddeti ve şiddet kullanan örgütleri savunan teorik tavrı… Solun kendisi şiddete bulaşmayan unsurları da meşruluk ve şiddet karşıtı bir düşünceyi değil, gayrimeşru alanları ve şiddeti savunan argümanları üretiyor.

Şiddet hareketleri ve insan hakları ihlalleri karşısında sadece devleti eleştirmeyi meşru gören, şiddet kullanan örgütleri ve insan hakları ihlallerini ısrarla görmezden gelen aydın, medya ve örgütlerin tavrı artık çok rahatsız edici boyutlara geldi. Sol bu hatalarını tartışmak yerine, ifade hürriyeti tartışmasının ötesine geçmiyor; yani, yaşama hakkını açıkça ihlal edenleri ve onları savunmayı ifade hürriyeti tartışmalarıyla meşrulaştıracağını zannedebiliyor. Hatta bununla iktifa etmeyip, bu ifade hürriyeti tartışmalarını şiddetin gerekçesi olarak takdim etmeyi tercih edebiliyor. Ankara'daki intihar bombacısının 37 kişiyi öldürdüğü saldırıdan sonra, özgürlük olmadığı için şiddet olduğunu iddia edebilen yorumcuların varlığı dehşet verici.

Şimdiye kadar soldan ve PKK'dan gelmiş hiçbir eylemi imza kampanyasıyla veya mitingle kınayamamış solun, şiddet karşısındaki tavrı, liberal demokrasiyi ve sonuçlarını benimseyememesiyle yakından ilişkilidir. 7 Haziran sonrasında PKK'nın devrimci halk savaşı karşısında sol, maalesef, bir kez daha şiddetle imtihanı kaybetmiş ve şiddete amasız, fakatsız karşı çıkamamış, hatta bir çok unsuruyla bu "savaşı" desteklemiştir.

Murat Yılmaz/Yeni Yüzyıl

  • 3
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Odaklanmak nedir? Son dönemlerde odaklanmak yerine popüler psikoloji literatüründe "yoğunlaşmak" teriminin kullanıldığını görüyorum. Bana problemli geliyor.
Püf noktasının kaçırıldığını düşünüyorum. Odak mihraktır (focal point), merkezdir, nişandır. Odaklanmak da aslında dikkatini bir konu etrafında değil, tam üzerinde toplamaktır. Sadede geleyim.
Olay şu... 2013'ten bu yana doğrudan Erdoğan'a yönelik saldırı stratejisi izleniyor. Şiddetli bir saldırı bu! Dikkat asla dağıtılmıyor, dağılmasına izin verilmiyor.
İyi tasarlanmış ve çalışılmış bir zihin kontrol operasyonu bu; bir tür toplumsal hipnoz. Elbette bu strateji geniş kesimlerin Erdoğan'dan yana tutum almasını engelleyemedi. Tersine milli güçlerin Erdoğan çevresinde toplanmasına giden yolu açtı. Fakat muhalefete dair şu gerçeği kabul etmek zorundayız: Muhalefet bu yolla bir yandan kendi cephesini dağılmadan tutabilirken, öte yandan hem PKK yandaşı kesimlerden hem de muhafazakâr kesimlerden müttefik toplayabildi.
Hepsini geçtim... Terör örgütü de söylemlerini aynı model üzerine kurmaya başladı; eskiden "T.C devleti" lafını ağzından düşürmeyen örgüt sözcüleri şimdi doğrudan "Erdoğan'ı devirmek"ten söz ediyorlar. Peki şimdi gelelim kritik soruya... Türkiye'nin içerdeki ve dışardaki düşmanlarının Erdoğan üzerine odaklanan mücadele stratejisine karşı iktidar partisi nasıl bir politika izliyor?
Ak Parti'nin bir karşı politika stratejisi olarak hedefine odaklanabildiğini; yani "nişanalabildiğini" söyleyebilir miyiz? Şu "dokunulmazlıklar" konusundaki hedef dağıtan çıkışa bakmak bile bu soruya gönül rahatlığıyla olumlu cevap vermeyi önlüyor. Oysa ülke düşmanlarının kötülük kapasitesi artık onlarla mücadelede oraya burayasavrulmadan, dikkatleri dağıtmadan ilerlemeyi gerektiriyor. Bunu görmekte daha fazla gecikilmemeli!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Odaklanmak nedir? Son dönemlerde odaklanmak yerine popüler psikoloji literatüründe "yoğunlaşmak" teriminin kullanıldığını görüyorum. Bana problemli geliyor.
Püf noktasının kaçırıldığını düşünüyorum. Odak mihraktır (focal point), merkezdir, nişandır. Odaklanmak da aslında dikkatini bir konu etrafında değil, tam üzerinde toplamaktır. Sadede geleyim.
Olay şu... 2013'ten bu yana doğrudan Erdoğan'a yönelik saldırı stratejisi izleniyor. Şiddetli bir saldırı bu! Dikkat asla dağıtılmıyor, dağılmasına izin verilmiyor.
İyi tasarlanmış ve çalışılmış bir zihin kontrol operasyonu bu; bir tür toplumsal hipnoz. Elbette bu strateji geniş kesimlerin Erdoğan'dan yana tutum almasını engelleyemedi. Tersine milli güçlerin Erdoğan çevresinde toplanmasına giden yolu açtı. Fakat muhalefete dair şu gerçeği kabul etmek zorundayız: Muhalefet bu yolla bir yandan kendi cephesini dağılmadan tutabilirken, öte yandan hem PKK yandaşı kesimlerden hem de muhafazakâr kesimlerden müttefik toplayabildi.
Hepsini geçtim... Terör örgütü de söylemlerini aynı model üzerine kurmaya başladı; eskiden "T.C devleti" lafını ağzından düşürmeyen örgüt sözcüleri şimdi doğrudan "Erdoğan'ı devirmek"ten söz ediyorlar. Peki şimdi gelelim kritik soruya... Türkiye'nin içerdeki ve dışardaki düşmanlarının Erdoğan üzerine odaklanan mücadele stratejisine karşı iktidar partisi nasıl bir politika izliyor?
Ak Parti'nin bir karşı politika stratejisi olarak hedefine odaklanabildiğini; yani "nişanalabildiğini" söyleyebilir miyiz? Şu "dokunulmazlıklar" konusundaki hedef dağıtan çıkışa bakmak bile bu soruya gönül rahatlığıyla olumlu cevap vermeyi önlüyor. Oysa ülke düşmanlarının kötülük kapasitesi artık onlarla mücadelede oraya burayasavrulmadan, dikkatleri dağıtmadan ilerlemeyi gerektiriyor. Bunu görmekte daha fazla gecikilmemeli!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 5
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK'nın üst kadrolarından Cemil Bayık'ın önce İngiliz BBC'de, sonra Times'ta yayınlanan mülakatındaki şu sözleri pek çok yoruma konu oldu, tepki çekti: "Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz. Erdoğan ve AKP devrilmedikçe, Türkiye asla demokratik bir ülke olamaz." Bayık'ın sözleri şüphesiz küstahça, haddini aşan bir düşmanlığı yansıtıyor ve her türlü tepkiyi hak ediyor. O tepki de gösterildi zaten.

Ben burada konunun başka ve ülkenin uluslararası alandaki mücadelelerini de etkileyen farklı bir boyutunu tahlil etmek istiyorum. Bayık bu mülakatı bir İngiliz gazetesine veriyor. Buna dikkat etmek lazım, bir. Yani Avrupa'ya, daha ötede dünyaya sesleniyor. Ayrıca İngiltere'nin tanınmış uluslararası medya mecralarının Bayık'la mülakata bir medya hamlesi de ya da renk olarak baktıklarını da düşünmemek gerekiyor. Ve ayrıca benzeri dilin, başka İngiliz organlarında (mesela The Economist gibi) da yer aldığı gerçeğini unutmamak gerekiyor.

Bayık'ın sözlerine geri dönersek, söz konusu terörist, sonra "Türkiye'nin demokratik bir ülke olması" gibi bir ortak cepheye işaret ediyor. Bunu bir terör örgütünün temsilcisi olarak söylüyor. Bu sözler, ne kadar elleri kanlı bir adamın demokrasiden söz etmesi gibi bir saçmalığı ifade ediyor olursa olsun, buna rağmen dünyadan karşılık bulacağı ümidine dayanıyor olması dikkat çekici.

Ve asıl ortak cephe gerekçesi: "Erdoğan ve Ak Parti'nin devrilmesi." Bayık'ın bütün ümidini böyle bir ortak cephe oluşumuna bağlayabilmesini dikkatle değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Soru şu: "Erdoğan ve Ak Parti'nin devrilmesi" denen şeyin dünyada, bir terörist tarafından seslendirildiğinde bile ciddi bir alıcısı mevcut mudur ki, Bayık böyle bir şeye tevessül ediyor? Malum bu söylem, 7 Haziran seçimlerinde HDP tarafından da kullanıldı ve ona yüzde 13 oy getirdi.

O dönem HDP Eş Başkanı Demirtaş'ın uluslararası zeminlerde de benzeri bir ortak cephenin oluşumu yönünde faaliyet gösterdiğini ve önemli ölçüde karşılık bulduğunu söylemek mümkün . HDP'nin ulaştığı en yüksek oy oranı yüzde 13, PKK Türkiye'de bir nefret objesi, bunlar gerçek. Ayrıca PKK Türkiye'nin müttefikleri tarafından terör örgütü olarak niteleniyor, bu da gerçek. Ancak HDP ve PKK ile bölgede bir aktör olarak oynandığı da bir gerçek. O yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık "Türkiye'nin müttefikleri"ne "Kiminle dostsunuz, müttefiksiniz, stratejik ortaksınız?" diye sorma gereği duyuyor.

Ahmet Taşgetiren/Star

  • 6
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK yöneticilerinin artık gizlemediği bir nihai amaç olarak "bölünme" tehdidi Türkiye kamuoyunu gittikçe geriyor. Nitekim Nevruz'un "yeni bir çözüme vesile olabileceğini" söyleyen KCK Yürütme Konseyi üyesi Karayılan, Türkiye'nin "parçalanması" ifadesini bir tehdit olarak sarf etmekte: "2016 sıradan bir yıl olmayacaktır. Kürt düşmanlığında ısrar edilirse, Kürtler ayrılacaktır. Newroz'a kadar da Kürtlerin sloganı birliktir. Bunun değerini bilmezler ise, kuşkusuz Türkiye parçalanacaktır."
"Türkiye'yi bölme" tehdidi Erdoğan ya da AK Parti karşıtlığı ile artık örtülemez. Aksine kitlesel ve tepkisel bir milliyetçi fırtınayı besler. PKK'nın sol -milliyetçi -seküler kökleri ya da söylemleri gittikçe DAİŞ benzeri bir terör örgüt olduğu algısının yayılmasını engelleyemiyor. Bunun, kanaatimce, sivilleri hedef almasından başka iki sebebi daha var. İlki, PKK'nın kendisinin bugün "her dönemden daha güçlü" olduğu ve Türkiye'yi diz çöktürebileceği hissiyatı. Bu hissiyat Kürt milliyetçilerinin "hırsı" ve "Türkiye karşıtlığı" konusunda kamuoyunu büyük bir infiale doğru sürüklüyor. İkincisi, Kuzey Suriye'de "devletleşme" çabaları sürdüren PYD- PKK çizgisinin o bölgede kontrolü elde tutmak için her şeyi yapabileceği kanaatinin pekişmesi.
Hatırlayalım, Suriye iç savaşında DAİŞ sahneye girdikten sonra bu örgüte karşı mücadele eden "yerel aktörler" arasında PYD öne çıkmıştı. Önce ABD'nin sonra Rusya'nın desteğini alan PYD'nin DAİŞ ile mücadelede en büyük meşruiyeti, Kobani savaşı sırasında olduğu üzere, DAİŞ'in "savaş hukuku" tanımayan vahşetiydi. PYD de kendini "dinci fanatikler" karşısında "seküler özgürlük savaşçıları" olarak sunmuştu. Ancak Temmuz 2015'ten itibaren PKK çözüm süreci sırasındaki hazırlıklarını kullanarak "kıra dayalı şehir savaşına" yöneldi. Güneydoğumuzun ilçelerini iç savaş görüntülerine benzeten bu savaş tercihi Kürtlerin desteğini kazanamadığı gibi kamuoyunda PKK'nın DAİŞ türü bir örgüt olduğu algısını besledi.
Bu algının büyümesinin çok tehlikeli sonuçlar üretebileceği görüşündeyim. Terörden bunalan sıradan insanların muhtemel aşırı tepkilerinden bahsediyorum.
DAİŞ destekçileri Türkiye toplumunda çok marjinal bir sosyolojiye karşılık gelirken Kürt milliyetçilerinin "nefret objesi" haline dönüşmesi ihtimali çok daha ciddi bir tehlike. PKK da bu gidişatı körüklüyor. Karayılan'ın dediğine göre Nevruz'dan sonra "PKK'nın şehre inmesiyle yeni bir şiddet dalgası" yaratacaklarmış. "2016 yılını da Kürtlerin ayrılma yılı" olarak belirlemişler. Kürt halkının asla ayrılmayı istemediğini biliyoruz. Türkiye toplumu Suriye'nin geleceğinin belirleneceği 2016'yı bütün sıkıntılarıyla göğüsleyebilecek bir sağduyuya da sahip. Buna yürekten inanıyorum.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 7
  • 15
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ertelenmesi büyük yankı uyandırdı haliyle. Bir gün önce İstanbul'da bomba patlamış, terör örgütleri başka hain hedefler peşindeydi. Önceki gün derbinin oynanacağı Arena'da neler yaşandı araştırdım. Tarihte hiçbir maçta bu kadar sıkı önlemler almamıştı polis. 1200 güvenlik görevlisi, 1600 polis vardı stat ve etrafında. Bomba uzmanları ve köpekler her yeri didik didik aradı. Her zaman iki güvenlik çemberinden geçerdi seyirciler, bu defa üç çember oluşturuldu. Daha sonra 1000 polis daha takviye edildi. Saat 17.55'te seyirciler stada alınmaya başlandı. 500-600 seyirci içeri girmişti. İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan da stattaydı. Müdürlerle önlemleri denetliyordu. Saatler 18.10'u gösterdiğinde Çalışkan'a bir telefon geldi. Gelen bilgiler önemli ve ürkütücüydü. Seyircinin alınmamasına karar verildi. Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz ve İçişleri Müsteşarı Selami Altınok da hemen Ankara'dan İstanbul'a doğru hareket etti. Seyircisiz oynatma kararı başta Galatasaray olmak üzere her iki takımı da rahatsız etmişti ve "Oynamayalım o zaman" dediler. TFF'nin de kararıyla Türkiye'nin beklediği maç ertelendi.
Peki niye ertelendi? İddialar vahim! Aranan 3 DAEŞ'li var. Fotoğrafları basına dağıtıldı. Başka bir istihbari bilgi ise terör örgütünün bomba yüklü bir araçla stada saldırması. En ufak bir bilgi bile şu ortamda gözardı edilemezdi ve bu nedenle maç ertelendi.

Türkiye dört bir yandan terör örgütlerinin saldırısı altında. Dışarıdan yönetildikleri çok açık olan (bakın; Brüksel'de kurulan PKK çadırı) PKK, DHKP-C, DAEŞ, 'paralel örgüt' ve alfabenin her harfi kullanılarak oluşturulan terör örgütleri Türkiye'yi yaşanmaz kılmak için her yöntemi deniyor. Eli kanlı katillerin bu hedefine, köşelerinden destek veren de var, oturdukları yalılardan 'ülke yaşanmaz hale geldi' diyen de! Hatta siyasi parti kisvesi altında terör örgütü militanı gibi davranan milletvekillerine de sahibiz. İşte tam böyle bir ortamda yeni bir terör örgütümüz daha oldu! Sosyal medya terör örgütü ve bu örgütün militanları!
Yaşanan her acı olayın ardından bu militanlar, terör örgütlerinin hedefini güçlendirmek için derhal devreye giriyor. Bir yerlerde tetikte bekleyen hesaplar harekete geçiyor. 'İstanbul'da 19 ayrı yere bomba yerleştirildi', 'İzmir'de canlı bomba alarmı', 'Sakarya'da güvenlik nedeniyle okullar kapatıldı' ve buna benzer teweetler anında yayılıyor.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

BİZE ULAŞIN