Seri olarak aynı tadı, aynı editöryal zevki okuyucuya aktarmak her zaman zordur. Devamı gelmeyen başlangıçlar çoktur. Ancak İş Bankası Kültür Yayınları'nın biyografi ve otobiyografi serileri tam anlamıyla okuyucu için bulunmaz bir nimettir. Özellikle Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında askerlik, siyaset, sanat ve bilim gibi alanlarda öne çıkan isimler bu seride bilgi birikimlerini, yaşanmışlıklarını paylaşıyor.
İlhami Turan'ın Nesillerin Hocası, Tasarımcı, Yönetici... Güzel Sanatlara Adanmış Bir Ömür kitabı ile bir kez daha Akademi'nin içinde gezinirken, diğer yanda da Cumhuriyet'le birlikte başlayan değişimin sembol öğretmen- sanat adamı İlhami Turan'la bu yolculuğa çıkıyoruz. Bolu'da dünyaya gelen İlhami Turan, Haydarpaşa Lisesi'ni yatılı kazansa da Bolu Erkek Öğretmen Okulu'na devam ediyor.
Ortaokul yıllarında başlayan cilt, kaligrafi ve resim merakı bambaşka bir kapı açıyor. Prof. Emin Barın'ın Bolu ziyareti sırasında yanına giderek ilgisini anlatan İlhami Turan, Akademi'nin efsane hocasının ailesini de ikna etmesiyle sınavlara girmek için İstanbul yollarına düşüyor. İlhami Turan, okula adım attığında Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Sabri Berkel ve Zühtü Müridoğlu gibi dönemin efsane isimleri Akademi'nin de omurgasını oluşturuyordu.
Turan, ilk senenin ardından yeni açılan Yazı ve Cilt Atölyesi'ni seçerek yönünü de tayin etti. Akademi'de derslere girip, öğleden sonraları Emin Barın'ın Çemberlitaş'taki atölyesinde devam etmesi, hocalık yolunda ilerlemesinin de önünü açtı.

6-7 EYLÜL'ÜN ORTASINDA!
Kitapta döneme ışık tutan anılar da dikkat çekici. Zeki Müren'le tanışmasını şöyle anlatıyor:
"Zeki Müren 1953 mezunuydu, benden önce... Tekstil tasarımda çok güzel işleri vardı, gördüm. Şiirleri, besteleri de çok güzeldi. Bir akşam vaktiydi, Tepebaşı'nda sahne aldığı yere gittim. Orhan Boran da orada program yapıyor.
Onu da Akademi'den tanırım. Orhan Boran, 'Merhaba akademili, gel bakalım' dedi ve beni kendine ayrılan yere oturttu. Zeki Müren'i o zaman yüz yüze tanıdım. Orhan Boran, Zeki Müren'e 'Bak o da akademili' dedi. Zeki Müren geldi, Akademi'den söz ettik. Sonra birkaç kez daha görüşme imkânımız oldu." 6-7 Eylül 1955'teki olaylar kendi semtinde gerçekleşmesi nedeniyle İlhami Turan'ın birebir tanıklık ettiği hadiseler arasında yer alıyor. Okul çıkışı Galatasaray tarafından yukarı çıkmak istese de boya ve çeşitli maddelerin sokaklara dökülmesi nedeniyle insanların yürümekte bile zorlandığı bir kaostan söz ediyor.
"Camlar, kepenkler, mağaza vitrinleri kırılmıştı" diyen Turan, soruyu yeniden gündeme getiriyor: "Bu insanlar kırıcı, tahripkâr alet ve edevatı nereden temin etti?" İlhami Turan, askerlik yaparken, 27 Mayıs'ta müzede görevli olduğu dönemde eşi Nuşin Verzende ile tanışmasını ve evlilik yolundaki çabasını da sayfalara taşıyor. Verzende'nin ailesi İran'da yaşıyor ve okul sonrasında ülkesine dönüyor. Sonrasında İlhami Turan, İran'a gidebilmek için izin ve pasaport işlemlerini bir türlü sonuçlandıramıyor. Son çare olarak konu Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel'e ulaştırılıyor ve pasaport alıyor. Çift, 1961'de evleniyor.
Eşiyle ilgili sözleri aile hayatına verdiği önemi anlatıyor: "O evimizin enerjisi." Turan'ın kırılma yıllarından biri de 1988.
Yarı zamanlı ders verirken kendisinden kadrolu olarak devam etmesi isteniyor ve tam 13 yıl boyunca Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Başkanlığı görevini yürütüyor. Bu süreçte belki de bir bölümün kaderini değiştiriyor. "üvey evlat" olarak görülen bölümün binası bile ayrı.
Salıpazarı'nda kiracı olarak faaliyet gösteren bölüm, binanın satılmasıyla ortada kalıyor. Dönemin bakanlarından Avni Akyol'un da desteğiyle Emlak Bankası'na ait bir binaya taşınıyor ve eğitim kesintiye uğramadan devam ediyor.
Milli eğitime hizmetleri, bakanlara danışmanlık görevleri, amblem ve afiş yarışmalarına katılımlarıyla birlikte İlhami Turan, "Nesillerin Hocası" unvanını ne kadar hak ettiğini bu kısa hayat hikâyesiyle gözler önüne seriyor.