Ünlü model, sunucu ve yazar Tülin Şahin denildiğinde akla gelen ilk şeylerden biri yıllardır değişmeyen fit görüntüsü. Moda dünyasında geçen 26 yıl, sayısız defile, çekim ve yoğun çalışma temposu düşünüldüğünde kendisine en çok yöneltilen sorulardan biri de hep aynı: "Bunu nasıl başarıyorsun?" Şahin, Sahi Kitap'tan çıkan 18'inci kitabı Diyet Yapmıyoruz'da bu soruya alışıldık diyet reçeteleriyle cevap vermiyor. Aksine daha ilk sayfalardan itibaren okuru kalori hesaplarından ve alışılmış yöntemlerden hızla uzaklaştırıyor. Şahin'e göre; yıllarca formda kalmanın sırrı, insanın kendi bedenini tanımasında yatıyor. İşte kitabın adı da tam olarak buradan geliyor. Sağlıklı yaşamın sürekli "diyette olma" haliyle eş anlamlı hale gelmesine itiraz eden Şahin, bu arzunun zamanla insanı yoran yeni bir baskıya dönüşebileceğini anlatıyor. Diyet Yapmıyoruz'un ilk bölümlerinde özellikle trend diyetler mercek altında. Aralıklı oruçtan ketojenik beslenmeye, detoks uygulamalarından yüksek proteinli programlara kadar pek çok yöntem üzerinden önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Bir gün karbonhidratı hayatımızdan çıkarıyor, ertesi gün başka bir beslenme biçiminin peşinden gidiyor. Üstelik yalnızca daha zayıf olmak yetmiyor artık. Daha iyi uyumak, daha genç görünmek, daha çok spor yapmak, daha üretken olmak ve bütün bunları kusursuz biçimde başarmak istiyoruz. Beslenme modaları hızla değişirken insan bedeni aynı hızda değişmiyor. Sürekli yeni bir sisteme geçmek, bedeni dinlemek yerine onu yeni kurallara uydurmaya çalışmak anlamına gelebiliyor. Şahin'in kitap boyunca karşı çıktığı şey yiyecekler değil "mucize" arayışı. Limonlu su, sirke, yeşil çay, matcha ya da detoks içecekleri... Hiçbirini tek başına kötü ilan etmiyor fakat her birinin de tek başına hayatımızı değiştirecek sihirli bir anahtar olmadığını hatırlatıyor. Matchayı anlatırken diğer yandan çay kültürümüze bakması da aslında bundan. Uzaklardan gelen her yeni alışkanlığı daha kıymetli görürken elimizdekinin değerini unutabildiğimizi söylüyor. Sağlığın tek bir fincanda değil; uyku, hareket, beslenme ve stres yönetimi gibi günlük alışkanlıkların toplamında saklı olduğunu savunuyor.
YASAK YOKSA KAÇAMAK DA YOK
Kitapta "kaçamak günü" anlayışına da ayrı bir parantez açılıyor. Altı gün boyunca kendini sıkıp yedinci gün her şeyi serbest bırakmak Şahin'e göre yemekle ödül-ceza ilişkisi kurmaktan başka bir şey değil. Onun sisteminde özel bir kaçamak günü bulunmuyor. Çünkü baştan yasaklanmış yiyecekler yok. Canı dondurma istediğinde dondurma, makarna istediğinde makarna yiyebiliyor. Aynı düşünceyi "Kalori Kırpma Sanatı" adını verdiği küçük tercihlerle de sürdürüyor. Diyet Yapmıyoruz, bir yandan beslenme dünyasında doğru kabul ettiğimiz alışkanlıkları sorgularken diğer yandan bedenimize neden bu kadar sert davrandığımızı düşündürüyor. Şahin'in yıllar süren modellik deneyimi, kendi kilo hikâyeleri, anneliği ve günlük hayatından örneklerle anlattığı sistemin temelinde ise şaşırtıcı bir formül yok. Tam tersine oldukça tanıdık bir fikir var: Yemekten korkmamak, bedeni dinlemek, hareket etmek, hayatın keyfini kaçırmamak ve düzen bozulduğunda yeniden başlayabilmek. Çünkü Şahin'in kitabının sonunda vardığı yer, belki de bütün diyet listelerinden daha kolay hatırlanacak son cümlelerde saklı: "Sanki hayat her Pazartesi yeniden başlıyormuş gibi... Bir gün kaçırdıysanız ertesi gün kaldığı yerden devam edersiniz. Beden mükemmellik değil, tutarlılık istiyor."