Bazı kitapların son sayfasını çevirip kapağını kapatsak da içimizde bıraktığı merak kolay kolay dinmez. Satırlarını defalarca okuduğumuz, kahramanlarıyla yıllarca yaşadığımız bir yazarın hayatına dair küçük ayrıntıları hepimiz bilmek isteriz. Hangi masada yazdı, hangi pencereden sokağı seyretti, kitaplarının arasında neleri sakladı, kalemini bıraktığında odasında nasıl bir sessizlik vardı... Çünkü bazen bir yazarı anlamanın yolu yalnızca eserlerinden değil, ömrünü geçirdiği mekânlardan da geçer. Memleketin dört bir yanında edebiyatımızın hafızasını muhafaza eden böyle evler, odalar ve müzeler var. Fakat Türk edebiyatının unutulmaz isimlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Heybeliada'daki evi, 10 yıldır ziyaretçilerine kapalı. Yazarın doğumunun 162'nci yılında evin önünde bir araya gelen edebiyatseverler, bakımı biten yapının yeniden müze olarak açılması için çağrıda bulundu. Biz de buradan yola çıkarak edebiyatımızın hafızasını yaşatan diğer yazar evlerinin kapısını araladık. Kimi bir çalışma masasını, kimi yarım kalmış bir hayatın eşyalarını, kimi de yıllar boyunca nice eserin doğduğu odaları saklıyor. Kitapların ardında kalan dünyayı görmek için yazar müzelerini bir araya getirdik.
CİHANGİR'DE ARŞİVİ YAŞIYOR
Cihangir'de Akarsu Caddesi üzerinde bulunan Orhan Kemal Müzesi, ardında bıraktığı zengin arşivi bir araya getiriyor. Oğlu Işık Öğütçü'nün girişimleriyle 2000 yılında açılan müzede yazarın kitaplarının ilk baskılarından aile fotoğraflarına, mektuplarından şahsi eşyalarına kadar pek çok parça bulunuyor. Daktilosu, gözlüğü ve çalışma odasından kalan eşyalar, hayatını yazarak kazanan bir edebiyatçının gündelik hayatına dair sessiz ayrıntılar sunuyor. Müzedeki en hususi parçalardan biri Nâzım Hikmet'in 1945 yılında Orhan Kemal'e gönderdiği mektup. Ölümünün ardından yüzünden alınan kalıp da burada korunan parçalar arasında.
MEKTUPLARI ALAY KÖŞKÜ'NDE SAKLANIYOR
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın adı bugün, İstanbul'un en eski köşelerinden birinde yaşamaya devam ediyor. Gülhane Parkı'nın girişinde, ağaçların arasına gizlenmiş Alay Köşkü, 2011 yılından bu yana Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi'ne ev sahipliği yapıyor. Tanpınar'ın kendi eliyle dostlarına yazdığı mektuplar, müzenin en kıymetli parçaları arasında. Onun satırlarının yanı başında Türk edebiyatının başka büyük isimlerinden kalan eserler, belgeler ve dergiler de yer alıyor. Yahya Kemal Beyatlı'ya ayrılan koleksiyon ise ayrıca anlamlı. Zira Tanpınar'ın hocası ve fikir dünyasının şekillenmesinde büyük payı olan Kemal, onun edebî yolculuğunda önemli bir yere sahipti.
ÇOCUKLUĞU BU KONAKTA GEÇTİ
Ziya Gökalp'in hikâyesi, Diyarbakır'ın taş sokakları arasında, avlulu eski bir evde başlıyor. 1876 yılında dünyaya geldiği bu ev, ailesine 1824 yılında geçmişti. Bazalt taştan yapılmış yapı, eski Diyarbakır evlerinin kendine has havasını gösteriyor; harem ve selamlık bölümleriyle dönemin aile hayatından da izler taşıyıyor. Aynı zamanda harem bölümü 1956 yılında kamulaştırıldıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından müzeye dönüştürüldü. Gökalp'ten kalan şahsi eşyalar ve belgeler burada muhafaza ediliyor.
İSTİKLÂL MARŞI BURADA YAZILDI
Mehmet Âkif Ersoy'un Ankara'daki evi, edebiyat tarihimizde başka hiçbir mekânın kolay kolay taşıyamayacağı bir hatıraya sahip. Millî Mücadele yıllarında Ankara'ya gelen Âkif'e bu mütevazı yapı tahsis edildi. O günlerde memleketin dört bir yanında savaş sürerken, milletin istiklâl arzusunu dile getirecek mısralar da işte bu çatı altında kaleme alındı.
HİKÂYELERİ BURGAZADA'DA DOĞDU
Sait Faik'i anlamak için Burgazada'nın sokaklarında yürümek, kıyısında denizi seyretmek gerekir. Çünkü ada, onun için bir ikametgâhtan çok daha fazlasıydı. Hikâyelerine karışan nice insanı ve manzarayı burada gördü, gözledi ve kendine has diliyle edebiyatımıza taşıdı. Sait Faik'in dünyasını olduğu gibi muhafaza eden en kıymetli duraklardan biri bu köşk. Yazarın annesi Makbule Abasıyanık ile yaşadığı ev, onun 1954'teki ölümünün ardından annesinin isteğiyle müzeye dönüştürüldü. Sait Faik'in annesinin 1964'teki vefatından sonra ise vasiyeti doğrultusunda Darüşşafaka Cemiyeti'ne bırakıldı. Yıllar içinde onarımdan geçen ev, bugün de Darüşşafaka tarafından yaşatılıyor.
DİYARBAKIR HAYATININ İZLERİ VAR
"Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder" dizesiyle zamanı hafızamıza kazıyan Cahit Sıtkı Tarancı'nın hikâyesi, Diyarbakır'da bugün hâlâ ayakta duran eski bir konakta başladı. Şair, 2 Ekim 1910'da burada dünyaya geldi; çocukluk ve gençlik yıllarının bir kısmını bu evde geçirdi. 1733 yılında inşa edilen yapı, yıllar sonra onun adını taşıyan bir müzeye dönüşerek yalnızca bir şairin hatırasını değil, eski Diyarbakır hayatının izlerini de saklamaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1974 yılında satın alınarak müzeye dönüştürülen evde, şairden kalan pek çok şahsi parça bulunuyor. Kalemi, tarağı, kol düğmeleri ve pasaportu bunlardan yalnızca birkaçı.
BÜYÜKADA'DAKİ EVİ HÂLÂ AYAKTA
Reşat Nuri Güntekin'in hatırası ise Büyükada'da duruyor. Ailesiyle birlikte yaşadığı üç katlı ev, pembe pervazları ve eski ada evlerini hatırlatan cephesiyle bugün de ayakta. Reşat Nuri'nin bir vakitler kapısından girip çıktığı bu yapı, edebiyatseverler için adanın en manalı duraklarından biri olsa da müze olarak hizmet vermiyor. İçeri girip odalarını gezmek, masasının başında durmak yahut şahsi eşyalarını görmek mümkün değil.