Yürümek... Okula yürüyerek gidebiliriz... Meydana kadar yürüyelim, hem bacaklarımız açılsın biraz... Doktor her gün mutlaka yürümemi istedi... Yollar yürümekle aşınmaz... Yürüyelim arkadaşlar... Fransız filozof Frédéric Gros, Yürümeye Övgü kitabında yürümeyi; modern hayatın hızına, verimlilik takıntısına ve sürekli bir şeylere yetişme zorunluluğuna karşı bir özgürleşme biçimi olarak tanımlıyor. Bu ay masamızda duran kitaba gelirsek... Filozoflar Nasıl Yürür... Everest Yayınları'ndan çıkan kitabın yazarı Roger-Pol Droit... Sokrates'ten Aristoteles'e, Kant'tan Rousseau ve Nietzsche'ye kadar pek çok filozofun yürüyüş alışkanlıklarını, düşünce biçimlerini ve dünyaya bakışlarını ele alıyor. Kimi filozof kalabalık sokaklarda insanlarla tartışarak, kimi doğanın içinde yalnız başına yürüyerek düşüncelerini geliştiriyor.
İlk bölümden Platon'a konuk olalım. "Platon, Mahkûmları Yürütür" başlıklı bölümde yazar, "O bizim, duygularımızın yarattığı yanılsamaların bir esiri olduğumuzu anlamamızı ister" der. Platon'un mağara alegorisini yürümek üzerinden yorumlayan yazar, mahkûmun hakikate ulaşabilmesi için önce zincirlerinden kurtulması, ayağa kalkması ve yürümeye başlaması gerektiğini vurgular. Hakikate giden yol, ilk adımı atmakla başlar. Çok fiyakalı bir cümle değil mi?
YÜRÜYEREK FARKINA VARMAK
Buda'ya gelirkek... Onun için yürümek, zihni eğitmenin ve farkındalığı geliştirmenin yollarından biriydi. Budist gelenekte yürüyüş, insanın her adımının ve bedensel hareketinin farkında olmasına dayanır. Amaç bir yere yetişmek değil, içinde bulunulan anı bütünüyle yaşamaktır. Böylece yürüyüş, dış dünyada yol almaktan çok insanın kendi zihnini tanımasına hizmet eder. Buda'nın öğretisinde yürümek, dikkati ve farkındalığı geliştiren bir uygulamadır.
ÖZGÜRLEŞMEYE İLK ADIM
Nietzsche için yürümek, düşünsel üretiminin merkezindeydi. Özellikle İsviçre'nin Sils-Maria bölgesindeki dağ yürüyüşlerinde pek çok düşüncesini geliştirdi. Nietzsche, hareketsiz yaşamı ve yalnızca masa başında üretilen düşünceleri eleştiriyordu. Onun felsefesinde yürümek, bedeni ve zihni birlikte harekete geçirmenin, alışılmış düşünce biçimlerinin dışına çıkmanın bir yoluydu. Nietzsche'nin düşüncesini anlamak için dağ patikalarında attığı adımları da hesaba katmak gerekir.
Sık sık atıfta bulunulan düşünür Immanuel Kant için yürüyüş bedensel sağlığını korumanın yanı sıra düzenli hayatın da bir parçasıydı. Kant'ın rotası da toplumun tüm katmanlarından geçmesini sağlar. O, gücün ve idari hizmetlerin bulunduğu şatodan, denizci ve işçilere yakınlaştığı limana kadar mevcut sosyal sınıfların arasından yürüyerek geçer. Eski şehirde burjuvalar yaşardı, buradan sonra gelen mıntıkalara zanaatkâr ve tüccarlar yerleşmişti. Kant'ın yürüyüşü ona her gün, toplumun katmanları arasında yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarıya doğru her açıdan dolaşma imkânı verirdi. Böyle organize bir kişilik için bu son derece sembolik güzergâhın tesadüf olduğunu düşünmek çok zor.