Polisiye romanların kendine özgü bir çekiciliği var. Daha ilk sayfalarda karşımıza çıkan bir cinayet ya da esrarengiz bir olay, bizi hiç tanımadığımız insanların hayatına çekiyor. Okudukça şüpheliler çoğalıyor, küçük ayrıntılar önem kazanıyor. Birinin anlattığına inanırken diğerinin suskunluğuna takılıyor, bazen dedektiften önce sonuca ulaştığımızı düşünüyoruz. Derken yeni bir ipucu çıkıyor ve bütün tahminlerimiz de yanıldığımızı görüyoruz. Sayfaları çevirirken yalnızca suçluyu aramıyor; korkunun, kıskançlığın, hırsın insanlara neler yaptırabildiğini de görüyoruz. Bu ay, Türk ve dünya edebiyatından seçtiğimiz sekiz polisiye romanla sırların ve cinayetlerin izini sürüyoruz.
KÖYÜN HUZURU KAÇIYOR
Agatha Christie, Roger Ackroyd Cinayeti'nde herkesi birbirinden şüphelenir hâle getiriyor. Varlıklı bir adamın öldürülmesiyle, sakin bir İngiliz köyünde saklanan sırlar gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Hercule Poirot'nun araştırdığı olayda aile üyeleri, ev çalışanları ve yakın dostlar söyledikleri kadar gizledikleriyle de dikkat çekiyor. Bizler de bir yandan suçluyu ararken bir yandan kime inanacağımıza karar vermeye çalışıyoruz.
EFSANENİN GÖLGESİNDE BİR ÖLÜM
Sisli kırlar, geceleri duyulan ürpertici sesler ve bir ailenin peşini bırakmadığı söylenen canavar... Sir Charles Baskerville'in şüpheli ölümü, eski bir lanet söylentisini yeniden gündeme getiriyor. Sherlock Holmes ile Dr. Watson'ın işi, korkuyla birbirine karışan anlatıların içinden gerçeği bulmak. Polisiye derlemesi yaparken Arthur Conan Doyle'un Baskerville'lerin Köpeği kitabından bahsetmezsek olmazdı. Kasvetli ortamda ilerleyen soruşturmasıyla Holmes'un en tanınmış maceraları arasında yer alıyor. Dedektifin dikkati ayrıntılarda, çevresindekilerin aklı ise efsanede.
HERKESİN GÖZÜ AYNI HEYKELDE
Malta Şahini'nde değerli bir heykelin peşine düşenlerin yolları özel dedektif Sam Spade'le kesişiyor. Ne var ki söylenenlere güvenmek zor; herkes kendi çıkarına göre konuşuyor, ittifaklar kolayca bozuluyor. Dashiell Hammett, San Francisco'da geçen bu mücadeleyi keskin diyaloglarla anlatıyor. Spade de olup biteni uzaktan seyreden bir dedektif olarak kalamıyor. Hem heykeli bulması hem kendisini temize çıkarması gerekiyor. Suçlularla pazarlığın ve aldatmacanın iç içe geçtiği roman, Amerikan polisiyesinin temel eserlerinden.
KÜÇÜK İŞİN BÜYÜK BEDELİ
Philip Marlowe, yaşlı bir milyonerin şantaj sorununu çözmek üzere işe alındığında kendisini nasıl bir belanın beklediğini bilmiyor. Ailenin meselelerini araştırdıkça kayıplar ve cinayetler birbirine bağlanıyor; aldığı iş giderek büyüyor.
Raymond Chandler'ın ünlü dedektifini ilk kez okurla buluşturduğu Büyük Uyku'da, Marlowe'un nükteli dili bu karanlık hikâyeye ayrı bir tat katıyor. Varlıklı evlerin kapıları açıldıkça, içeride saklanan sırların ağırlığı da ortaya çıkıyor.
KÜTÜPHANEYE UZANAN İZLER
Bir manastırda peş peşe yaşanan esrarengiz ölümler, Baskervilleli William ile genç yardımcısı Adso'yu harekete geçiriyor. Araştırmaları onları şifreli metinlere, gizlenen bilgilere ve labirenti andıran bir kütüphaneye götürüyor. Ancak gerçeğe ulaşma çabaları, manastırın içindeki çekişmelere de takılıyor. 14. yüzyıl İtalya'sında geçen Gülün Adı, cinayet soruşturması ilerledikçe dönemin düşünce dünyasını da açıyor. Umberto Eco'nun romanında merak hem gizemi çözmenin yolu hem de başlı başına tehlikeli bir uğraş.
KİBAR HIRSIZ İŞ BAŞINDA
Peyami Safa'nın Server Bedi mahlasıyla yazdığı Beyaz Cehennem'de, Cingöz Recai bu kez uluslararası bir uyuşturucu şebekesiyle karşı karşıya. İstanbul'da işlenen bir cinayetle başlayan olaylar, kibar hırsızı tehlikeli bir maceraya sürüklüyor. Üstelik karşısında eski dostu ve rakibi Başkomiser Mehmet Rıza'nın polis olarak yetiştirdiği oğlu Haldun İzer var. Gazetede tefrika edildikten sonra 1955'te kitaplaşan roman, Türk polisiyesinin bu unutulmaz karakterini tanımak için güzel bir başlangıç.
ESKİ İSTANBUL'DA CİNAYET
Ahmet Mithat Efendi'nin Esrâr-ı Cinâyât'ında, İstanbul'da işlenen iki cinayet Osman Sabri ile Hafiye Necmi'yi aynı bilmecenin başına getiriyor. Olaylar arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışırken karşılarına çıkan engeller, soruşturmayı giderek zorlaştırıyor. Gazeteciler de işin peşine düşünce sırlar daha fazla konuşulur oluyor. Okur, eski İstanbul'un sokaklarında suçluların izini sürüyor. Türk edebiyatının ilk yerli polisiyesi kabul edilen kitapta cinayeti çözmenin yolu, birbirinden ayrı görünen olayları bir araya getirmekten geçiyor.
BİR ZARFLA BAŞLAYAN BELA
Remzi Ünal artık dedektifliği bırakıp evlenmek istiyor. Fakat bu sırada gelen teklifle planlarını erteliyor. Yapacağı iş kolay: Bir oto galerisinin sahibinin masasına zarf bırakacak, sonra hayatına dönecek. En azından onun hesabı bu. Bir cinayet işlenince bunun hiç de küçük bir iş olmadığı anlaşılıyor. Yenik ve Yalnız'da Celil Oker, dedektifini İstanbul'un farklı köşelerine uzanan bir maceraya çıkarıyor. Ünal'ın son kez kabul ettiği iş, vedalaşmaya hazırlandığı mesleğini yeniden hayatının merkezine yerleştiriyor.
ZEKİCE KURGULANMIŞ SUÇ HİKAYELERİ
Altın Çağ polisiye edebiyatının Agatha Christie ile birlikte öne çıkan en önemli yazarlarından biri olan Dorothy L. Sayers (1893-1957) polisiye türünü yalnızca suçun çözüldüğü bir kurgu olmaktan çıkararak psikolojik derinliği, toplumsal gözlemleri ve edebî niteliğiyle zenginleştiren öncü isimlerden. Sayers'in zekice kurgulanmış suç hikâyeleri, Kuşkulu Ölüm, Bu Kimin Cesedi ve Şüphe Bulutları isimli kitapları Sahi Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşuyor.