İnsan bazen bütün hayatını bir şeyin gelmesini bekleyerek geçirir. Bir haber, bir fırsat, bir insan, bir işaret... Geldiğinde her şeyin değişeceğini düşünür. Oysa beklediğin kapı açılsa bile, içeri eski alışkanlıklarınla girersen aynı yerde kalırsın. Hayatın yönünü değiştirmek için önce kendi duruşunu görmen gerekir. Ne biriktiriyorsun? Neyi paylaşıyorsun? Neyi erteliyorsun? Korkularının sana çizdiği sınırları ne zamandır kendi sınırların sanıyorsun? Dört Yapraklı Yonca Felsefesi, yıllar içinde geliştirdiğim, kitaplarımda ve seminerlerimde insanlara aktardığım bir yaşam felsefesidir. Her yaprağı, birbirini tamamlayan dört temel ilkeden birini temsil eder: Vermek, birleştirmek, üretmek ve cesaret. Bu ilkeleri yalnızca bilmek yetmez; günlük hayatında yaşatman gerekir. Çünkü insanı değiştiren, öğrendiği güzel sözler kadar o sözlerle ne yaptığıdır. Gönül yolunda da böyledir. Yol, yürüdükçe sana açılır.

BİRİNCİ YAPRAK: VERMEK
Sürekli ne alacağını düşündüğünde, hayatı bir eksiklik penceresinden seyredersin. Elinde olanı göremez, olmayanın peşinden yorulursun. Bir isteğin gerçekleşir, ardından yenisi belirir. Bu yüzden kendine yalnızca "Bana ne gelecek?" diye sorma. "Benden hayata ne geçecek?" diye de sor. Bilgin, emeğin, zamanın, şefkatin var. Birinin sözünü kesmeden dinlemek, bir çocuğa sabırla yaklaşmak, bildiğini paylaşmak da vermektir. Bir testi, içindeki suyu saklamak için yapılmaz. Susayana su taşıdığı zaman anlam kazanır. Senin içindeki güzellikler de davranışa döküldüğünde bir gönle ulaşır. Fakat vermek, kendini tüketmek değildir. Gücünün yetmediği yerde sınırını söyle. Herkesi memnun etmek için kendi sesini susturma. İçten gelen bir paylaşım insanı genişletir; onay kazanmak için yapılan fedakârlık ise kırgınlık biriktirir. Önce niyetini tanı. Sonra verebildiğini temiz bir gönülle ver.

İKİNCİ YAPRAK: BİRLEŞTİRMEK
İnsanları sınıflandırmak kolaydır, bizden olanlar, olmayanlar; haklılar, haksızlar... Böyle baktığında, karşındaki insanın hikâyesini duyamazsın. Onu kendi hükmünün içine kapatırsın. Oysa her insanın görünmeyen bir yükü vardır. Sert konuşanın ardında korku, uzak duranın ardında incinmişlik bulunabilir. Bunu bilmek her davranışı kabul etmeni gerektirmez. Yalnızca hüküm vermeden önce anlamaya yer açmanı ister. Gönlünü bir köprü gibi düşün. İki kıyının birbirine benzemesi gerekmez. Köprü, farklı kıyılar arasında geçiş sağlar. Sen de kendi düşünceni korurken karşındakini dinleyebilirsin. Bir davranışa itiraz ederken insanın değerini yok saymayabilirsin. Bazen bir konuşmayı değiştiren şey, güçlü bir cevap değildir. "Seni dinliyorum" diyebilmektir. Birleştirmek, hakikati saklamak değil; hakikati söylerken gönül kırmayı marifet saymamaktır.

ÜÇÜNCÜ YAPRAK: ÜRETMEK
Gün biter. Pek çok şey izlemiş, pek çok sözü okumuş olursun. Fakat kendi hayatına ne kattığını sorduğunda cevap bulamayabilirsin. Başkalarının yaşamını seyretmekle kendi yaşamını kurmak aynı şey değildir. Bir noktada ekranı kapatıp elindeki işe dönmen gerekir. Yazacağın bir sayfa, öğreneceğin bir beceri, yetiştireceğin bir fidan, tamamlayacağın bir iş vardır. Küçük görme. Emek verdiğin her şey, seni hayatın içinde daha sağlam bir yere yerleştirir. Üretmek için herkesin seni görmesini bekleme. Bir sofrayı özenle hazırlamak, bir öğrencinin anlamasını sağlamak, bozulan bir eşyayı onarmak da değer üretmektir. Sufi düşüncesinde hizmetin büyüklüğü, alkışın büyüklüğüyle ölçülmez. Niyetin ve emeğin önemlidir. Bugün elinden geleni yap. Kusursuz olmayı bekledikçe başlayamazsın. Başladığında ise eksiklerini görür, öğrenir, gelişirsin. Yetenek de emekle derinleşir.

DÖRDÜNCÜ YAPRAK: CESARET
Korku bazen seni korur. Bazen de yıllarca aynı yerde tutar. Aradaki farkı görmek senin sorumluluğundur. Bir tehlikeyi değerlendirmek başka, her ihtimali felaket saymak başkadır. İçindeki korkunun kendini ifade etmesine izin ver, fakat bütün kararlarını ona bırakma. Cesaret, hiç korkmamak değildir. Korkarken de doğru bildiğin yönde ölçülü bir adım atabilmektir. Belki bir özür borcun var. Belki bitirmen gereken bir ilişki, başlaman gereken bir çalışma, açıkça söylemen gereken bir ihtiyacın var. Hepsini bir günde çözmek zorunda değilsin. Fakat sürekli ertelediğin şeyin hayatındaki yerini görmelisin.
PAYLAŞTIKÇA BAĞ KURACAKSIN
Dört yaprak birbirini besler. Ürettikçe paylaşacak bir şeyin olur. Paylaştıkça bağ kurarsın. Bağ kurdukça kendinden başka hayatları da görürsün. Cesaret gösterdikçe bildiklerini davranışa taşırsın. Denge, dördüne de yer açmaktır. Hayatının bütün zorluklarını sen oluşturmadın. Ama bugün nasıl karşılık vereceğin konusunda bir payın var. O payı küçümseme. Akşam olduğunda kendine dört soru sor: Bugün ne verdim, kimi anlamaya çalıştım, ne ürettim, hangi korkuma rağmen bir adım attım?
UNUTMA
Yoncanın dört yaprağını uzaklarda arama. Verdiğin bir emekte, kurduğun bir bağda, ürettiğin bir değerde ve attığın cesur bir adımda yeşerir onlar. Gönül yolu, bildiğini yaşadığın yerde başlar. Bugün bir adım at. Niyetin davranışına dönüştükçe, aradığın yol ayaklarının altında belirir. Sen yola çık, yol sana görünür...