Bir düşünelim. Avrupa'nın herhangi bir kentinde bir saldırı yaşandı. Biri aracıyla kalabalığa dalmış. Maalesef ölü ve yaralılar var. Etraf kalabalık. Herkes korku içinde. Acı sirenlerle polis olay yerinde. Kanallar canlı yayında. Bu saldırı neden yapıldı? Suçlu kim? İşte tam burada işler karışıyor. 'İnancın gölgesi' olaya dahil oluyor. Tabii bir Müslüman ise. Aksi durumda; yani farklı bir inanca sahipse, Batılı ise Beyaz ise işin rengi değişiyor.
Bu tür saldırılarda sık sık kulağımıza bilinçli çalınan ifadeleri bir düşünün: "Allahuekber diye bağırarak saldırdı", "İslami değerlere bağlı olduğu biliniyor", "Müslüman terörist" ... İlk bakışta haber ayrıntısı gibi görünüyor değil mi? Ama değil. Bu ifadeler bilinçli seçilmiş söylemler. Tekrarlandıkça zihinlerde güçlü çağrışımlar oluşturuyor. Müslümanlar nefret dolu ve uzak durulması gereken insanlar imajı oluşturuluyor. Oysa saldırgan Müslüman değilse inancıyla ilgili hiçbir ifade yok. Sadece "Psikolojik sorunları vardı", "Ruhsal problemleri nedeniyle tedavi görüyordu", "Herhangi bir örgütle ve ideolojiyle bağlantısı bulunamadı..." E hani saldırganları inançlarıyla anıyorduk. Ne oldu. Hristiyan mıydı? Ya da Yahudi miydi? Neden bu ayrıntı yok. Çünkü amaç belli; dünyaya Müslümanları kötü göstermek.

SÖZDE DEMOKRATİK ÜLKELERİN YALANLARI
Bu düşünce ve algı bir anda oluşmadı. Yıllarca sinsi sinsi işlediler zihinlere. Hiç akla gelmeyecek yöntemleri kullandılar. Onlardan birkaçına bakalım;
GENELLEME VE ETİKETLEME: Milyarlarca nüfusa sahip İslam dünyasındaki bireylerin eylemleri, dezenformasyon yoluyla tüm Müslümanlara mal edildi. Bir Hristiyan ya da Yahudi terör eylemi gerçekleştirdiğinde bu durum "bireysel bir akıl sağlığı sorunu" olarak sunulurken, fail Müslüman olduğunda doğrudan dini kimliği ön plana çıkarıldı.
HOLLYWOOD VE MEDYA ETKİSİ: Sinema filmlerinde ve küresel haber ajanslarında "Müslüman" karakterler çoğunlukla şiddet yanlısı, saldırgan veya tehdit unsuru olarak lanse edildi. Sosyal medya ve dijital oyunlar üzerinden propaganda yürütüldü. Kitlelerin bilinçaltında kalıcı önyargı oluşturuldu: Müslümanlar kötü.
SİYASİ VE STRATEJİK ÇIKARLAR: Batılı o çok demokratik güçler! Çıkarları için Müslüman coğrafyalardaki askeri müdahalelerini, kaynak aktarımlarını ve işgallerini kendi kamuoylarına haklı göstermek adına bir "düşman" figürüne ihtiyaç duyduğu için bu yönde bir propaganda yürüttü. Bu doğrultuda örgütler yaratıldı. Onlara karşı savaşıyoruz dendi. Hedef bölgedeki halk sizi kurtarmaya geldik palavrasına inandırıldı. Ama her durumda en çok zarar gören, hayatını kaybeden ve yerinden edilen yine Müslümanlar oldu.

DÜNYA GÖZÜNÜ AÇTI, PROPAGANDALAR YIKILDI
Bu sistematik propaganda, yıllarca dünya genelinde masum Müslümanların nefret suçlarına maruz kalmasına, ayrımcılığa uğramasına ve toplumsal hayattan dışlanmasına yol açtı. Terörün dini, dili, ırkı veya milliyeti olamayacağı gerçeği bilinçli bir şekilde göz ardı edildi. Ancak, günümüzde bu durum hızla değişmeye başladı. Müslüman coğrafyaları ziyaret eden gezginler, gördüğü yardımseverlik ve misafirperverliği dünyayla paylaştı. Pandemi döneminde Avrupa'nın göbeğinde Müslümanların yardımları yabancı toplumları şaşırttı. Fransa'da canını riske atarak küçük çocuğu kurtaran Müslüman genç, günlerce konuşuldu. Avustralya'da silahlı saldırganın üzerine atlayan Müslüman adam, kahraman ilan edildi. Tüm bunların yanı sıra Gazze'deki soykırım dünyanın gözünü açtı. Sorgulamalar başladı. Hani Müslümanlar kötüydü?

VERİLER GERÇEKLERİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ
Sanki dünyadaki bütün suçun ve şiddetin arkasında Müslümanlar var, sanki bütün suçlar Müslüman ülkelerde işleniyor algısı yıllarca kullanıldı. Ancak, bu algı çok sert bir şekilde duvara tosladı. Artık bunu bu algıyı yaratanlar bile gizleyemiyor. En çok suçun, cinayetin, uyuşturucu kullanımının, alkol tüketiminin ve ayrıca intiharın yaşandığı ülkelerin sıralandığı listelerin ilk onunda neredeyse hiçbir Müslüman ülke bulunmuyor. Listelerin birçoğunda Batılı ülkelerin yer alması dikkat çekiyor. Yani, suçun dini, ırkı veya milliyeti olmuyor.
Dünyadaki suç oranlarıyla ilgili birkaç veriye bakalım.
Our World in Data (Verilerle Dünyamız) 2023 verilerine göre, dünya genelinde en çok cinayet işlenen ilk 10 ülke içinde hiçbir Müslüman ülke yok. Karayip ülkeleri ve Amerika ülkeleri başı çekiyor. World Population Review (Dünya Nüfus İncelemesi) 2022 verilerine göre, en çok alkol tüketen ülkelerde ilk on listesinde Letonya, Çekya ve Avusturya gibi Avrupa ülkeleri yer alıyor. 2023 verilerine göre, dünyada uyuşturucu kullanım bozukluğu oranlarında listenin ilk sırasında Amerika Birleşik Devletleri, ikinci sırada ise Kanada var. Listede Batı'dan ve özellikle Avrupa'dan da birçok ülke yer alıyor.

TÜRKİYE, AVRUPA ÜLKELERİNDEN DAHA GÜVENLİ
Zaman zaman Müslüman ülkelerin güvenlik açısından riskli olduğu iddiaları ortaya atılır. Ancak Avrupa'nın başkentleri dahil o popüler kentler çok mu güvenli? Son yıllarda özellikle İngiltere'nin başkenti Londra hırsızlık vakaları nedeniyle gündemden düşmüyor. Cep telefonu ve kol saati hırsızlığı rekor seviyelere ulaşmış durumda. İnsanlar dışarı çıkarken değerli eşyalarını evde bırakıyor. Numbeo'nun 2026 Avrupa şehirleri suç endeksi listesinde özellikle Fransa ve İngiltere'deki bazı büyük şehirlerin üst sıralarda yer alması dikkat çekiyor. Uzmanlar ise birçok Avrupa kenti için dikkatli olun uyarısı yapıyor. Dünya genelinde 300'den fazla şehri suç algısı ve yaşam kalitesi kriterlerine göre sıralayan CEOWORLD Magazine'in 2026 küresel güvenlik endeksi listesinde yer alan Türkiye'den 5 şehir dünya devlerini ve Avrupa'nın birçok popüler kentini geride bıraktı. Bursa 71,3 puanla 69., Antalya 70,7 puanla 71., İzmir 66,8 puanla 93., Ankara 60,5 puanla 136., İstanbul ise 52,0 puanla 191. sırada yer aldı.

