Gökyüzünden düşen yağmurun ne zaman sağanağa dönüşeceğini, saatler içinde ne kadar su bırakacağını tahmin etmek artık meteorolojinin en önemli gündemlerinden biri. Dünyanın dört bir yanında etkisini artıran aşırı hava olayları, şehirleri hazırlıksız yakalarken ulaşım duruyor, evleri ve iş yerlerini su basıyor, günlük hayat felç oluyor. Uzmanlar, iklim krizinin şiddetli yağışların etkisini artırdığına dikkat çekiyor. İstanbul'da son yaşanan sağanak da kentlerin bu tür afetlere ne kadar hazır olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Birkaç saatlik yağışın İstanbul gibi büyük bir metropolü bu kadar etkilemesinde yalnızca yağmurun şiddeti değil, yıllardır biriken şehircilik ve altyapı sorunları da rol oynuyor. Dere yataklarından betonlaşmaya, yağmur suyu kanallarından şehir planlamasına kadar pek çok başlık, yaşananların ardından yeniden tartışmaya açıldı. Uzmanlara göre çözüm, yalnızca yağmur yağdığında suyu tahliye etmeye çalışmak değil; değişen iklim koşullarını hesaba katan, bilimsel verilerle hazırlanan ve gelecek kuşakları da düşünen bir şehircilik anlayışını hayata geçirmek. Üstelik artık 20-30 yıllık planlar da yeterli görülmüyor. Şehirlerin çok daha uzun vadeli iklim risklerini dikkate alan yatırımlara ihtiyacı var. Meteoroloji Mühendisi Adil Tek, iklim krizinin yağışlar üzerindeki etkisini ve kentlerin alması gereken önlemleri anlattı.

SICAKLIK FARKLARI HAVA HAREKETLERİNİ ETKİLİYOR
Sıcaklık ve basınç farklarının atmosferdeki hareketleri beslediğini anlatan Tek, farklı hava kütlelerinin karşılaşmasının şiddetli hava olaylarına zemin hazırlayabildiğini belirtti: "Atmosfer sürekli hareket halindedir. Farklı bölgeler arasındaki sıcaklık ve basınç farkları hava hareketlerini besler. Sıcak havanın kuzeye taşındığı bazı durumlarda, başka bölgelerde daha soğuk hava kütlelerinin güneye inmesi görülebilir. Örneğin kutupsal kökenli soğuk havanın Akdeniz'e kadar ulaşması, uygun diğer koşullarla birlikte İtalya ve çevresindeki kuvvetli yağışları etkileyebilir." Karadeniz'in yüksek kesimlerinde yaz aylarında bile kar yağışı görülebildiğini hatırlatan Tek, "Bu olaylarda yüksek rakımın sıcaklığı azaltıcı etkisi de belirleyicidir. Atmosferin alt ve üst seviyeleri arasındaki güçlü sıcaklık farkları ise kararsızlığı artırabilir. Yeterli nem ve kuvvetli yükselici hava hareketleriyle birlikte dolu gibi şiddetli hava olayları meydana gelebilir" ifadelerini kullandı.

ŞEHİRLERİN GELECEĞİ UZUN VADELİ PLANLANMALI
Kentlerin değişen iklim koşullarına göre hazırlanmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Tek, yalnızca geçmiş yağış verilerine dayanılarak yapılan altyapı planlamalarının yeterli olmayacağını söyledi: "İklim değişikliği nedeniyle yağışın sadece toplam miktarı değil; süresi, şiddeti ve kısa zaman aralıklarındaki yoğunluğu da planlamalarda dikkate alınmalı. Atık su deşarj sistemlerinden yağmur suyu toplama kanallarına, dere yataklarından kentlerin geçirimsiz yüzeylerine kadar altyapı bir bütün olarak ele alınmalı. Planlama yapılırken yalnızca geçmiş yağış ortalamalarına dayanmak yeterli değildir. Önümüzdeki 20-30 yılın ötesine uzanan, çok daha uzun vadeli olası aşırı yağış senaryoları da hesaba katılmalıdır." Tek, kentlerin aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılığını artırmak için üç temel alanda önlem alınması gerektiğini belirtti.

İKLİM KRİZİ YAĞIŞLARI DEĞİŞTİRİYOR
Küresel ısınma kavramının zamanla iklim krizi kavramına dönüştüğünü söyleyen Tek, "Başlangıçta bu süreci 'küresel ısınma' olarak tanımlıyorduk. Ardından 'iklim değişikliği' kavramı öne çıktı. Bugün ise etkilerinin giderek belirginleşmesi nedeniyle 'iklim krizi' ifadesini daha sık kullanıyoruz. Dünya genelinde sıcaklıkların yükselmesi yalnızca ortalama sıcaklıkları değil, yağış rejimlerini ve aşırı hava olaylarının özelliklerini de etkiliyor" dedi.

GEÇMİŞ KAYITLAR İNCELENİYOR
Şiddetli ve ani yağışların değerlendirilmesinde geçmiş kayıtların önemli olduğunu belirten Tek, şöyle konuştu: "Şiddetli bir yağış yaşandığında önce geçmiş kayıtlara bakarız. Buna benzer bir olay daha önce meydana gelmiş mi, sorusunu sorarız. Elbette geçmişte de çok kuvvetli yağışlar, seller ve su baskınları yaşandı. Ancak önemli olan, bu olayların sıklığındaki, şiddetindeki ve yağış miktarlarındaki değişimdir. Yağışların karakterindeki bu değişiklik, alıştığımız iklim normallerini yeniden değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla sadece sera gazı salımlarının azaltılması değil, değişen koşullara uyum sağlayacak önlemlerin alınması da büyük önem taşıyor."
ATMOSFER ISINIYOR YAĞIŞLAR ŞİDDETLENİYOR
Atmosferdeki sıcaklık artışının iklim krizini derinleştiren temel etkenlerden biri olduğunu vurgulayan Tek, fosil yakıt kullanımının bu süreçteki rolüne dikkat çekti: "Günlük yaşamımızdaki konforun sürdürülmesi için enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Dünya enerji kullanımının önemli bir bölümü fosil yakıtlara dayanıyor. Fosil yakıtların kullanımıyla atmosfere salınan karbondioksit, sera etkisini güçlendiren başlıca gazlardan biridir. Bunun sonucunda atmosfer ısınırken oluşan fazla ısının önemli bir bölümü denizler ve okyanuslar tarafından emiliyor." Deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın yağışlar üzerindeki etkisine de değinen Tek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, buharlaşmayı ve atmosferin taşıyabileceği nem miktarını artırabiliyor. Böylece hidrolojik döngü, yani suyun yeryüzü ile atmosfer arasındaki dolaşımı da etkileniyor. Nemli hava uygun yükselme ve soğuma koşullarıyla karşılaştığında kısa sürede kuvvetli sağanaklar oluşabiliyor. Bu nedenle deniz suyu sıcaklığındaki artış, özellikle denizlerden beslenen şiddetli yağışların değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken önemli etkenlerden biridir."
3 TEMEL HEDEF
HAVA KORİDORLARI KORUNMALI
Şehirlerdeki betonlaşmayı azaltmak, yeşil alanları artırmak ve kent içindeki hava koridorları korunmalı.
TAŞKIN ALTYAPISI DÜZENLENMELİ
Dere yataklarıyla yağmur suyu kanallarının kapasitesini gözden geçirilmeli, yağmur suyu ve atık su sistemleri şiddetli yağışlara göre düzenlenmeli.
UZUN VADELİ İKLİM UYUMU ŞART
Altyapı yatırımlarında yalnızca geçmiş iklim normlarını değil, gelecekte yaşanabilecek aşırı yağış senaryoları da dikkate alınmalı.