Bazen hayat herkese aynı kapıyı açar; fakat herkes o kapının önünden geçtiğini fark etmez. İngiliz psikolog Richard Wiseman, yıllar boyunca kendisini şanslı ve şanssız olarak tanımlayan insanların hayatlarını araştırdı. Neden bazı insanlar sürekli doğru zamanda doğru yerde olduklarını düşünürken bazıları fırsatların hep kendilerini teğet geçtiğine inanıyordu? Wiseman'ın araştırmalarında dikkat çekici bir sonuç ortaya çıktı: Kendini şanslı gören insanlar, beklenmedik fırsatları fark etmeye ve değerlendirmeye daha yatkındı. Yani bazen şans dediğimiz şey, hayatın bize sunduklarından çok, bizim hayata nasıl baktığımızla ilgiliydi. Wiseman, bu farklılığı göstermek için yaptığı bir deneyde katılımcılardan bir gazetedeki fotoğrafları saymalarını istedi. Gazetenin içine ise büyük harflerle, fotoğraf sayısını bildiren bir mesaj yerleştirmişti. Kendini şanslı olarak tanımlayanlar bu mesajı daha kolay fark ederken, şanssız olduğunu düşünenler çoğunlukla fotoğrafları saymaya odaklanıp mesajı gözden kaçırdı. Bu deney bize şunu düşündürüyor: İnsan bazen aradığı şeye öylesine odaklanır ki karşısına çıkan başka imkânları göremez.
Hayatımızda da böyle değil midir? Bir işin olmamasına üzülürken önümüzde açılan başka bir yolu fark etmeyiz. Bir insanın bizi terk etmesine öylesine takılırız ki hayatımıza yeni giren insanların güzelliğini göremeyiz. Bazen kaybettiğimiz şeyin yasını tutarken kazandığımız şeyin farkına varamayız. Oysa hayat yalnızca başımıza gelen olaylardan ibaret değildir; o olaylara verdiğimiz anlam da hayatımızı şekillendirir.
HER ŞEYİ KONTROL EDEMEYİZ
Geçtiğimiz haftalarda İngiltere'de gerçekleştirdiğim bir seminerde, insanın hayatındaki karşılaşmalar ve onların bize düşündürdükleri üzerine konuştuk. Farklı ülkelerden, farklı hayat hikâyelerinden gelen insanlar aynı ortamda buluşmuştu. Herkesin oraya gelmek için ayrı bir sebebi vardı ama hepimizin üzerinde düşündüğü ortak bir mesele vardı: Hayatımızda olup bitenlerin ne kadarını gerçekten fark ediyoruz? Bazen hiç tanımadığımız bir insanın söylediği bir cümle, yıllardır zihnimizde taşıdığımız bir soruya başka bir açıdan bakmamızı sağlayabiliyor. İşte böyle anlarda insan, karşılaşmaların yalnızca kimlerle tanıştığımızla değil, o karşılaşmalardan ne öğrendiğimizle de ilgili olduğunu anlıyor
Tasavvufta insanın yalnızca dış dünyaya değil, kendi içine de dikkatle bakması öğütlenir. Buna tefekkür deriz. Tefekkür, sadece düşünmek değildir; gördüğünün ardındaki anlamı da sorgulayabilmektir. Bir ağaca baktığında yalnızca dallarını değil, o dalları besleyen kökleri de fark etmektir. Bir insanla karşılaştığında yalnızca söylediklerini değil, sende uyandırdığı duyguları da düşünmektir. Çünkü insan bazen dünyayı değiştirmeden önce dünyaya bakışını değiştirmelidir. Fakat burada önemli bir ayrım var. Her şeyi düşüncelerimizle kontrol edemeyiz. Hayatta elimizde olmayan olayların da payı vardır, dünya bizim kontrolümüzde değildir. Wiseman'ın araştırmaları bize kötü olayların sorumlusunun daima kendimiz olduğunu söylemez. Daha çok, kontrol edebildiğimiz alanlarda dikkatimizin, beklentilerimizin ve davranışlarımızın yeni imkânlar yaratabileceğini düşündürür. Bir kapının açılması her zaman elimizde değildir ama açık bir kapıyı fark etme ihtimalimizi artırabiliriz.
ALIŞKANLIKLARIMIZIN DIŞINA ÇIKMALIYIZ
Peki bunu günlük hayatımızda nasıl uygulayabiliriz? Öncelikle alışkanlıklarımızın dışına çıkmayı deneyebiliriz. Her gün aynı insanlarla konuşuyor, aynı yollardan yürüyor, aynı düşüncelerin içinde dolaşıyorsak yeni ihtimallerle karşılaşma alanımızı daraltıyor olabiliriz. Bazen yeni bir kitap okumak, hiç tanımadığımız biriyle sohbet etmek veya uzun zamandır ertelediğimiz bir daveti kabul etmek bile bakış açımızı genişletebilir. Büyük değişimler her zaman büyük kararlarla başlamaz. Kimi zaman küçük bir merak, hayatın yönünü değiştirecek bir tanışmanın ilk adımı olur.
İkinci olarak, beklentilerimizin bizi nasıl etkilediğine dikkat etmeliyiz. Sürekli başarısız olacağını düşünen biri, denemekten vazgeçebilir. İnsanlara güvenemeyeceğine inanan biri, samimi bir yakınlaşma ihtimalini daha baştan reddedebilir. Çünkü bazen insanın önündeki en büyük engel, henüz yaşanmamış bir başarısızlığın zihninde çoktan yaşanmış olmasıdır. Üçüncü olarak, beklenmedik olayları hemen iyi veya kötü diye etiketlememeyi öğrenmeliyiz. Bugün hayal kırıklığı olarak gördüğümüz bir gelişmenin yarın hayatımızda nasıl bir yere oturacağını henüz bilmiyoruz.
UNUTMAYALIM
İnsan yalnızca yeni yerler görerek değil, alışılmış bakışının dışına çıkarak da yolculuk eder. Aynı gökyüzünün altında, aynı manzaraya bakan iki insanın bambaşka şeyler görmesi bundandır. Biri yaklaşan yağmuru düşünürken diğeri toprağın yeniden canlanacağını tahayyül edebilir. Yağmur aynıdır, fakat ona yüklenen anlam farklıdır. Ve bazen değişen hayat değil, hayatı okuyan gözlerimizdir. Belki de şanslı olan insanlar, başına sürekli güzel şeyler gelen insanlar değildir. Güzel bir ihtimali gördüğünde ona yaklaşabilen, zor zamanlarında yeniden deneyebilen ve karşısına çıkan kişilerden bir şeyler öğrenebilen insanlardır. Hayatın bütün kapılarını açamayız ama bazı kapıların önünden gözlerimiz kapalı geçmemeyi öğrenebiliriz. Bu yüzden bugün kendimize şu soruyu soralım: Hayat bana gerçekten hiçbir fırsat sunmuyor mu, yoksa ben yalnızca beklediğim fırsatları mı arıyorum? Çünkü bazen aradığımız cevap çok uzakta değildir; sadece ona bakmayı henüz öğrenmemişizdir.