Evet; tarihle iç içe olma konusunda İtalya da Türkiye gibi kadim bir ülke... Özellikle Roma bunu hissettiren bir şehir. Burayı birkaç günde bitiremezsiniz. Bu yüzden seyahatinizi planlarken uçak biletinizi buna göre alın. Tabii ister üç gün, ister bir hafta ayırın; ayrılırken uçağın merdivenlerini "Yine görüşeceğiz Roma" diyerek tırmanacaksınız. Bu şehri anlatırken "Şuradan başlayın" demek gereksiz; çünkü kendinizi bazen iki bin yıllık bir sütunun önünde dururken, bazen de hiçbir şey yapmadan bir meydanda oturup insanları seyrederken, bazen daracık bir sokakta kaybolmuş bulacaksınız.
GLADYATÖRLERİN SESİ HÂLÂ DUYULUYOR
Roma'nın simgesi Kolezyum'u fotoğraflardan tanımayan yoktur. Ama bu devasa yapıyı karşınızda görmek başka bir duygu. Yaklaşık iki bin yıl önce inşa edilen ve 50 bin civarında seyirciyi ağırlayabilen bu amfitiyatroda gladyatörler dövüşüyor, vahşi hayvan gösterileri düzenleniyordu. Bugün dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin selfi çektirmeye doyamadığı yerde bir zamanlar insanlar ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Bunu hatırlamak bile insanı ürpertiyor.

GÜN IŞIĞININ İÇERİ SÜZÜLDÜĞÜ AN...
Roma'nın en etkileyici yapılarından Pantheon'un önüne geldiğinizde ilk dikkatinizi çeken devasa sütunları oluyor. Antik Roma'dan günümüze ulaşan en iyi korunmuş yapılardan biri olan Pantheon'un asıl sürprizi, kubbenin ortasında dokuz metre çapında yuvarlak bir açıklık olması. Buradan içeri gün ışığı süzülüyor. Yağmur yağdığında ise su doğrudan yapının içine düşüyor. Çıktığınızda karşınıza çıkan meydanda bir mola verip kahve içebilirsiniz.
VATİKAN'A GİDİP MICHELANGELO'YA HAYRAN KALMAK
Roma'ya gelip Vatikan'ı görmemek olmaz. Dünyanın en küçük bağımsız devleti, Katolik dünyasının da merkezi. Aziz Petrus Meydanı'na adım attığınızda Bernini'nin tasarladığı sütunların çevrelediği devasa alan sizi karşılıyor. Aziz Petrus Bazilikası'nın ihtişamı ise insanı gerçekten etkiliyor. Michelangelo'nun Pietà heykeli burada görülebilecek başyapıtlardan biri. Vatikan Müzeleri'nde sanat tarihinin en önemli eserleri bulunuyor. Ancak ziyaretin doruk noktası Sistina Şapeli. Michelangelo'nun tavana resmettiği sahneler, sanat tarihinin en tanınmış görüntülerinden. Başınızı kaldırıp bu freskleri seyrederken bir sanatçının insanlığa nasıl bir miras bıraktığını düşünüyorsunuz.

ŞEHRİN KALBİ TRASTEVERE
Roma'nın görkemli anıtlarından biraz uzaklaşmak isteyenlerin adresi Trastevere... Tiber Nehri'nin karşı kıyısındaki bu mahalle; dar sokakları, sarmaşıklarla kaplı binaları, küçük meydanları ve geleneksel lokantalarıyla bambaşka bir atmosfere sahip. Özellikle akşam saatlerinde Trastevere'nin sokakları hareketleniyor. Masalar kaldırımlara taşıyor, sohbetler uzuyor. Burada acele etmek ayıp!
BİR MADENİ PARAYLA GERİ DÖNÜŞ BİLETİ
Roma'nın en romantik köşelerinden biri kuşkusuz Trevi Çeşmesi... Barok mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu çeşmeye sırtınızı dönüp sağ elinizle sol omzunuzun üzerinden suya bozuk para atarsanız Roma'ya yeniden geleceğinize inanılıyor. Bunun gerçekleşmesi, sizin parayı atarken buna ne kadar inandığınıza bağlı. Burası günün her saati kalabalık. Sabah erken saatlerde uğrarsanız cüzdanınız daha güvende olur diyebiliriz.

MEYDANLARIN RUHU VAR
Roma'da meydanlar yalnızca insanların buluştuğu yerler değil, şehrin salonları gibi. Piazza Navona bunların en güzellerinden. Bernini'nin Dört Nehir Çeşmesi'nin bulunduğu meydan; ressamları, sokak sanatçıları ve kafeleriyle günün her saati canlı. İspanyol Merdivenleri ise Roma'nın en tanınmış buluşma noktalarından. Merdivenlerde oturmak artık yasak olsa da aşağıdaki Piazza di Spagna'nın hareketliliğini izlemek pek keyifli.
MAKARNANIN BİNBİR ÇEŞİDİNİN TADINA BAKIN
Turist olarak geldiyseniz doymak için değil, tatmak için Roma'da yemek yemelisiniz. Şehrin kendine özgü lezzetleri arasında carbonara, amatriciana ve cacio e pepe, başı çekiyor. Özellikle cacio e pepe, peynir ve karabiber gibi birkaç malzemeyle nasıl unutulmaz bir lezzete dönüştüğünün kanıtı.
ACELE ETMEYİN ŞEHİR KAÇMIYOR!
Roma'nın belki de en güzel tarafı, insana yavaşlamayı hatırlatması. Bir sabah kahvenizi ayakta içip yola koyulabilir, öğleden sonra kendinizi hiç planlamadığınız bir kilisede Caravaggio'nun tablosunu seyrederken bulabilirsiniz. Akşam olduğunda ise bir meydanda oturup günün yorgunluğunu atarsınız. Roma'ya giderken yanınıza mutlaka iyi bir yürüyüş ayakkabısı alın. Çünkü bu şehir en güzel yürüyerek keşfediliyor. Her yeri gezeceğiz diye acele etmeyin, sonuçta yine geleceksiniz nasılsa!
PİZZASIZ OLMAZ
Hayır, pizzayı unutmadım. İtalya'da pizza sadece bir yemek değil; ona başka bir tanım bulmak lazım. Ayaküstü dilim pizza alıp sokaklarda dolaşmak da Roma deneyiminin bir parçası. Ardından iyi bir dondurma, yani gelato... Ancak her köşe başındaki rengarenk dondurmalar, biz Türkler için sadece krema! İyi gelato için yerlilere danışmakta fayda var.
SAKIN...
Panteon'un deliğinden içeri süzülen ışığı izlemeden dönme.
Giolitti veya Frigidarium'da hakiki gelato yemeden dönme.
Piazza Navona'da bir akşamüstü kahvesi içmeden dönme.
Tiber Nehri kıyısında gün batımını seyretmeden dönme.