Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli düşünce insanlarından biriydi Alev Alatlı... Romanları, denemeleri ve fikirleriyle yalnızca yaşadığı dönemi değil, Türkiye'nin geleceğini de sorguladı. Hep şikayet eden, eleştiren aydın takımından değildi. Elinin taşın altına koymaktan çekinmedi. Düşüncelerini hayata geçirmek için, yaşadığı ülkeye somut bir katkılar sundu. Bunun en önemli örneklerinden biri, 2005 yılında temellerini attığı Kapadokya Üniversitesi oldu. Bölgenin gençlerine eğitim ve istihdam imkânı sunmayı hedefledi. Bu mirası kızı artık Funda Aktan taşıyor. Kapadokya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Funda Aktan ile tesadüfen tanıştım. Kapadokya üzerine sohbet ederken annesinin kim olduğunu öğrenince, karşımda Alev Alatlı varmış gibi ürperdim. Aktan'la hem annesinin Türkiye'ye bıraktığı düşünce mirasını hem de Kapadokya'dan gökyüzüne uzanan bu sıra dışı başarı hikâyesini konuştuk.
- Kapadokya Üniversitesi deyince akla Alev Alatlı geliyor. Bir düşünürün kurduğu üniversite nasıl oldu da Türkiye'nin balon trafiğini yönetir hâle geldi?
- Annem üniversiteyi 2005'te kurarken çok sevdiğim bir söz söylemişti: "Kapadokya'ya yâr olmak." Onun için eğitim sınıfta ders vermekten ibaret değildi, bölgenin ihtiyacına cevap vermek de üniversitenin işiydi. Balonculuk büyüdükçe emniyet ve koordinasyon ihtiyacı doğdu. Üniversite olarak bu sorumluluğu üstlenmemizin bir görev olduğunu düşündük. Slot Hizmet Merkezimiz (SHGM) böyle doğdu; 2013'te Nevşehir'de başladı, Mayıs 2025'ten beri SHGM'nin yetkisiyle Türkiye'deki bütün balon sahalarını koordine ediyor. Bugün Kapadokya'dan Pamukkale'ye, Göbeklitepe'den Salda'ya 86 firmayla çalışıyoruz. Fethiye- Babadağ ve Pamukkale'de yamaç paraşütü trafiği de bizde. Kendi yazdığımız otomasyon sistemiyle bugüne kadar 300 bine yakın uçuşu koordine ettik, 7 milyona yakın yolcu gökyüzüyle emniyetle buluştu.

- Kapadokya'da bazen kırmızı bayrak çekiliyor ve uçuşlar iptal ediliyor. "Bugün uçulamaz" kararını kim, hangi verilere göre veriyor?
- Binlerce turist beklerken iptal kararı vermek kolay değil. Ama işin içinde insan hayatı varsa hiçbir beklenti emniyetin önüne geçemez. Bu karar kimsenin keyfine bırakılmıyor. Sahadaki pilotlar arasından seçilen Meteorolojik Değerlendirme Grubu oy çokluğuyla karar veriyor, son sözü kontrol pilotu söylüyor. Biz karar vermiyoruz; kararı herkese duyuruyor ve kayda geçiriyoruz. Değerlendirme aslında bir gün önceden, tahminlerle başlıyor. Sabah gün doğmadan sahadaki değerlendirmelerle karar netleşiyor. Yer rüzgârı 10 knotu (Rüzgârın hızını ölçmek için kullanılan havacılık birimi) yani 18,5 km/s'yi geçerse, görüş 2 bin metrenin altına düşerse ya da fırtına bulutu varsa uçulmuyor. Yeşil bayrak "Pilot karar verebilir", sarı "Bekleyin", kırmızı "Bugün yok" demek. Kırmızı bayrak bir kez çekildi mi geri dönüşü yok. Balonların uçması kadar, gerektiğinde uçmaması da bu sistemin başarısı.

- Geçmişte Balonculuk Komisyonu'na başkanlık yaptınız. O dönemde en büyük sorun neydi?
- 2011'de uçuşlar çok hızlı artıyordu ama kurallar, kayıt ve denetim bu hıza yetişemiyordu. Valilikle, SHGM'yle, sektörle birlikte çalıştık. İşletme talimatı ve pilot lisans esasları çıktı, hava sahası NOTAM'landı, Slot Hizmet Merkezi kuruldu. Bayrak kararları, GPS takibi, yolcu manifestosu hayata geçti. Bugün yılda 750 bin yolcunun emniyetini sıfır toleransla yönetiyoruz.

BUNA 'TÜRKİYE MODELİ' DENEBİLİR
- Üniversite pilot da yetiştiriyor, balonların bakımında yetkili ve hava sahasını da koordine ediyor...
- Bu birimler tek çatı altında birbirinden öğreniyor ama birbirinin işine karışmıyor. Her birinin karar mekanizması ayrı, bu ayrım mevzuatla güvence altında. Kâr amacı gütmeyen bir üniversite çatısı altında, ticari baskıdan uzak, kamu yararını gözeterek çalışıyoruz.

- Fethiye-Babadağ gibi yoğun bölgelerde yamaç paraşütü uçuşları neden izne ve koordinasyona tabi?
- Yamaç paraşütü özgür bir spor gibi görünüyor, öyle de. Ama yılda 170 binden fazla uçuşun yapıldığı bir yerde bu özgürlük ancak kurallarla korunabiliyor. Babadağ'da her uçuş sisteme kaydediliyor, karekodlu uçuş kartı olmayan havalanamıyor. Tandem pilotunun lisansı, sağlık raporu ve sigortası olması gerekiyor; yorgunluk riskine karşı günde en fazla beş uçuş yapabiliyor. Beş ayrı kalkış pisti trafiği dağıtıyor, telsiz zorunlu.
- Şimdi hedef daha fazla balon ve turist mi, yoksa dünyaya ihraç edilebilecek bir 'Türkiye modeli' mi?
- Kapadokya dünyanın en çok balon operasyonu yapılan sahası. Dünyada ilk defa emniyeti, mevzuatı, yerli teknolojiyi ve eğitimi bir araya getiren, bir model oluşturmuş durumdayız. Ama mesele sayıyı artırmak değil. Buna 'Türkiye Modeli' denebilir. Bunun geliştirmek için yapay zekâ destekli hava değerlendirmesi, dronla rüzgâr ölçümü, pilotu kör noktalara ve enerji hatlarına karşı uyaran sistemler üzerinde çalışıyoruz.
Uluslararası standartlarda pilot yetiştiriyor, yeni bir bölge uçuşa açılacaksa bilimsel raporunu hazırlıyoruz.
MUTFAK BİZİM EVİN KALBİYDİ
- Gökyüzünden yere inelim hocam. Alev Alatlı'nın kızı olmak hem gurur hem sorumluluk olmalı...
- Elbette gurur verici ama benim için önce bir sorumluluk. Annem kitaplarıyla ve yetiştirdiği insanlarla çok geniş bir çevreye dokundu. Ondan en çok, sorgulamaktan korkmamayı ve inandığım bir iş için sorumluluk almayı öğrendim. "Akıl, ahlak, adalet, adap ve aşk" derdi. Bu kelimeleri anmak yetmez, yaşatmak gerekiyor.
- Alev Alatlı üniversite için neden Nevşehir'i seçti?
- Onun derdi bir üniversite kurmak değil, dediğim gibi Kapadokya'ya yâr olmaktı. Bu kadar zengin bir bölgenin göç vermesi, gençlerin okumak ve iş bulmak için memleketlerinden ayrılmak zorunda kalması onu çok üzerdi. Gençler burada okusun, meslek sahibi olsun, buraya değer katsın istedi. Kapadokya onun gözünde sadece güzel bir manzara değil, sahip çıkılması gereken bir mirastı.
- Alev Alatlı'yı yeni tanıyacak birine ilk hangi kitabını önerirsiniz?
- Ben Nasihatname serisiyle, son kitapları Fesüphanallah! ve Hafazanallah! ile başlamayı öneririm. Amerika'nın tarihinden yola çıkıp bugünkü dünya düzenini anlatıyor; ilk bakışta görülmeyen bağlantıları kuruyor. İhmal Edilebilir Nasihatler de güzel bir başlangıç. Orada annemin sesini de duyuyorsunuz.
- Validenizin size verdiği bir öğüdü paylaşır mısınız?
- İki sözü hep aklımdadır. Biri "Elinden geleni değil, yapılması gerekeni yap." Diğeri "En iyinin iyiyi öldürmesine izin verme." İlk bakışta çelişiyor gibi duruyorlar ama aslında birbirini tamamlıyorlar. Hedeften vazgeçme, ama mükemmeli beklerken bugün yapabileceğin iyi işi de erteleme.
- Annenizin Funda'nın Mutfak Rehberi kitabının ve sofralarının bir hikâyesi olmalı.
- Var, hem de çok kişisel. 2011'de çocuklarım küçüktü, işim yoğundu, anneme durmadan tarif soruyordum. Bir gün "Dur, ben sana yazayım." dedi.
Kitap böyle doğdu. Tarifleri menüler hâlinde düzenlemişti; bayram sofrasından doğum gününe, hatta hepimizi güldüren bir "Şampiyon Olduk" menüsüne kadar. Hâlâ misafir ağırlayacağım zaman açıp bakıyorum. Sanki anneme danışıyorum.
Mutfak bizim evin kalbiydi. Annem o büyük tezgâhta bir yandan yemek yapar, bir yandan gazete okur, bizimle dünyayı tartışırdı. Misafirlerini de işe katardı. Türkiye'nin geleceğini konuşurken kendinizi fasulye ayıklarken bulabilirdiniz.
- Bir anne olarak ilişkiniz nasıldı?
- Çok yakındık. Ben dört yaşındayken annemle babam ayrıldı; küçük ama birbirine çok bağlı bir aile olduk. Kuşak çatışması nedir pek bilmedik. Bana "Seni sadece kızım olduğun için değil aynı zamanda insan olarak da seviyorum." derdi. Bundan büyük iltifat olamazdı. Ben onun cesaretine hayrandım, o da benim ayağı yere basan tarafıma değer verirdi. Üniversite kurulurken bir de çalışma arkadaşı olduk. Aramızdaki saygı hiç değişmedi.