Önce diyabet ardından obezite tedavisinde çığır açan GLP-1 ilaçlarının yaşlanma sürecini yavaşlatıp yavaşlatmadığı bilim dünyasının merceğinde. Kalp, böbrek ve beyin sağlığından kas kütlesine kadar merak edilen konunun detaylarını Prof. Dr. Osman Müftüoğlu köşesine taşıdı.
Son iki yılın en büyük tıbbi devrimlerinden biri hiç kuşkusuz GLP-1 ilaçları oldu. Önce diyabet tedavisinde kullanıldılar. Ardından obeziteyle mücadelede oyunun kurallarını değiştirdiler. Şimdi ise çok daha büyük bir sorunun cevabı aranıyor: Bu ilaçlar sadece kilo mu verdiriyor, yoksa yaşlanma hızımızı da yavaşlatabiliyor mu? Bilim dünyası bugün tam da bu sorunun peşinde. Hazırsanız buyurun, bu sorunun cevaplarının peşine düşelim.
YAŞLANMAYA ETKİ EDEBİLİR!
Eskiden fazla kilonun yalnızca estetik bir sorun olduğu düşünülürdü. Bugün biliyoruz ki; fazla yağ dokusu vücudun en aktif iltihap kaynaklarından biridir. Yağ hücreleri sürekli olarak inflamasyonu artıran çok sayıda madde salgılar.
Bu sessiz ama kronik iltihaplanma ise kalp hastalıklarından diyabete, yağlı karaciğerden böbrek hastalıklarına, bunamadan bazı kanser türlerine kadar birçok hastalığın ortak zeminini oluşturur. Hücreleri yoran kronik inflamasyondur. İşte GLP-1 ilaçlarının asıl heyecan yarattığı nokta da burada başlıyor. Peki katkıları ne?
KALBİ DE KORUYOR
Artık elimizde yalnızca kilo kaybını değil, kalpdamar sağlığını da gösteren güçlü çalışmalar var. Kalp krizi ve inme riskinde anlamlı azalmalar bildiriliyor. Kalp yetersizliği olan hastalarda yaşam kalitesi artıyor. Böbrek fonksiyonları daha iyi korunabiliyor. Yağlı karaciğer hastalığında dikkat çekici düzelmeler görülebiliyor. Yakın zamanda uyku apnesi tedavisinde de önemli başarılar elde edildi. Yani tablo giderek büyüyor. İlaç yalnızca tartıyı değil, metabolizmanın birçok merkezini etkiliyor.
BEYNİMİZ İÇİN DE UMUT VAR
Araştırmacılar şimdi başka bir soruya odaklandı. GLP-1 ilaçları Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların gelişimini yavaşlatabilir mi? İlk sonuçlar umut verici. Hayvan deneyleri ve erken dönem insan çalışmaları, beyindeki inflamasyonun azalabileceğini, sinir hücrelerinin korunabileceğini ve bilişsel işlevlerde olumlu etkiler görülebileceğini düşündürüyor. Ancak bu konuda kesin konuşmak için henüz erken. Bilim umutla ilerliyor ama henüz acele etmiyor.
PEKİ YA 20 YIL SONRA?
İşte en kritik soru bu! Bugün milyonlarca insan GLP-1 tedavisi görüyor. Ancak bu ilaçları 20-30 yıl kullanan insan sayısı henüz yok. Dolayısıyla uzun dönem etkilerini zaman gösterecek. Tıp tarihinde ilk kez böylesine büyük bir insan topluluğu aynı metabolik tedaviyi yıllarca kullanmaya hazırlanıyor. Aslında hepimiz sonuçlarını merakla beklediğimiz büyük bir bilimsel gözlemin içindeyiz. Bu nedenle heyecan kadar sabra da ihtiyacımız var.
KAS KAYBINA DİKKAT!
GLP-1 tedavisinin en önemli uyarılarından biri kas kaybıdır. Kilo verirken yalnızca yağ değil, kas da azalabilir. Oysa sağlıklı yaşlanmanın en önemli sigortalarından biri güçlü kaslardır. Kas; hareket demektir. Denge demektir. Bağımsız yaşam demektir. Bu nedenle GLP-1 kullanan herkes yeterli protein almalı, mutlaka direnç egzersizi yapmalı ve kas gücünü düzenli takip ettirmelidir. İğne iştahı azaltır. Şınavı ise hâlâ sizin çekmeniz gerekir.
GÜÇLÜ BİR ARAÇ OLABİLİR
Bazıları GLP-1 ilaçlarını yeni gençlik iksiri olarak görüyor. Bazıları ise gereksiz bir moda olarak küçümsüyor. Bence ikisi de doğru değil. Doğru hastada kullanıldığında bu ilaçlar modern tıbbın en değerli araçlarından biri olabilir. Ama tek başına hiçbir ilaç sağlıklı yaşlanmanın yerini tutamaz. İyi beslenme... Düzenli hareket... Kaliteli uyku... Stres yönetimi... Kas kütlesinin korunması... Sosyal ilişkiler... Bunların hiçbirini en güçlü enjeksiyon bile yerine koyamaz.
OSMAN HOCA TAVSİYESİ...
GLP-1 ilaçlarını ne gözünüzde büyütün ne de küçümseyin. Bilimsel veriler bu ilaçların uzun vadede yalnızca kilo sorununa değil, bizi kötü yaşlandıran kronik hastalıkların çoğuna da çare olmasa bile güçlü bir fren olabileceğini düşündürüyor.
Kalpdamar hastalıkları, diyabet, böbrek hastalıkları, yağlı karaciğer, uyku apnesi ve belki de gelecekte bazı nörodejeneratif hastalıklarda önemli bir rol üstlenebilirler. Ancak henüz yolun başındayız. Biraz daha izlememiz, daha çok araştırmamız ve sabırlı olmamız gerekiyor. Ben geleceğe umutla bakıyorum. Ama bilimin en sevdiğim özelliğini de hiç unutmuyorum: Bilim, umut ederken bile kanıt beklemeyi bilir.
ÖNEMLİ BİLGİ
PANCARIN SUYU, SALATASI TURŞUSU DA İŞE YARIYOR!
Pancarın marifeti renginde değil, içerdiği doğal nitratlarda gizli. Vücut bu nitratları nitrik okside dönüştürür; nitrik oksit damarları gevşetir, kan akımını artırır ve kaslarla beynin oksijeni daha verimli kullanmasına yardımcı olur. Bu nedenle pancar; damar sağlığını destekleyebilir, tansiyonun düşmesine katkı sağlayabilir ve egzersiz performansını artırabilir.
Üstelik fayda sadece pancar suyunda değildir. Salatası, haşlaması, fırınlanmış hali ve hatta turşusu da bu değerli bileşikleri içerir. Ancak turşunun tuzu fazlaysa, tansiyon açısından dikkatli olmak gerekir. Pancar suyu daha yoğun nitrat içerdiği için etkisi daha hızlı olabilir. Ama bu, her gün litrelerce içmek gerektiği anlamına gelmez.
Bir de küçük bir sürprizi vardır: İdrar ve dışkıyı pembeye ya da kırmızıya boyayabilir. Panik yapmayın; çoğu zaman suçlu kan değil, pancardır!
OSMAN HOCA DİYOR Kİ...
Pancar mucize değil ama iyi bir damar dostudur. Suyu da işe yarar, salatası da, turşusu da... Yine de uzun ve sağlıklı yaşamın başrolünde tek bir besin değil; hareket, kaliteli uyku ve dengeli beslenme vardır.
ALZAYMIR TEDAVİSİNE ÇATAL VE KAŞIĞI DA EKLEYİN
"Alzheimer başladıysa artık yapılacak bir şey yok" düşüncesi giderek geçerliliğini yitiriyor. JAMA Network Open'da yayımlanan yeni bir çalışma, Alzheimer biyobelirteçleri (p-tau217, NfL ve GFAP) yüksek olan kişilerde bile kaliteli beslenmenin demans riskini azaltabileceğini ve hastalığın ortaya çıkışını geciktirebileceğini gösterdi.
Yaklaşık 15 yıl izlenen 1.865 kişinin değerlendirildiği araştırmada, özellikle antiinflamatuvar beslenme düzenine en iyi uyanlarda demans riski yaklaşık %20-30 daha düşük bulundu. Bu sonuç, beynin hastalık süreci başlamış olsa bile doğru yaşam tarzından yararlanabileceğini düşündürüyor.
Beyni koruyan tek şey ilaç değil; soframız da tedavinin önemli bir parçası. Çünkü sağlıklı beslenme bağırsak mikrobiyotasını destekliyor, iltihabı azaltıyor, damarları koruyor, insülin direncini ve oksidatif stresi azaltarak beyin yaşlanmasını yavaşlatabiliyor.
OSMAN HOCA'NIN 9 ÖNERİSİ!
1- Sızma zeytinyağını sofranızın baş tacı yapın.
2- Haftada en az 2 kez yağlı balık tüketin.
3- Her gün yeşil yapraklı sebze ve renkli meyvelere yer verin.
4- Baklagilleri ve tam tahılları düzenli tüketin.
5- Her gün bir avuç ceviz veya diğer çiğ kuruyemişleri ihmal etmeyin.
6- Şekerli içecekleri, işlenmiş etleri ve ultra işlenmiş gıdaları mümkün olduğunca azaltın.
7- Düzenli yürüyüş ve kas güçlendirici egzersiz yapın.
8- Kaliteli uyuyun; tansiyonunuzu, kan şekerinizi ve kolesterolünüzü kontrol altında tutun.
9- Beyninizi okumaya, öğrenmeye ve sosyal ilişkilerinizi canlı tutmaya devam edin.
SON SÖZ...
Alzheimer tedavisinde ilaçlar önemlidir ama tek oyuncu değildir. Görünen o ki gelecekte reçetelerin vazgeçilmez maddelerinden biri de Akdeniz tipi, antiinflamatuvar beslenme olacak. Çünkü bazen en güçlü tedavi, kaşığın ucunda başlar.
BİR TAVSİYE
CİLT DOSTU BESİNLERDE İLK 10
Cilt sağlığı söz konusu olduğunda çoğumuz çözümü hemen pahalı kremlerde veya mucizevi serumlarda arıyoruz. Ama unutmayın ki cildimizi dışarıdan ne kadar beslersek besleyelim, asıl gençlik ve ışıltı içeriden, yani tabağımızdan gelir. Yıllar süren klinik tecrübelerim bana gösterdi ki mutfağını bir "sağlık merkezi" haline getirmeyenlerin cildini koruması pek mümkün olmuyor. Acaba bugün tabağınıza cildinizi hücresel düzeyde yenileyecek ve ona can verecek o dost besinlerden kaçını eklediniz? Gelin, mutfağımızdaki o gerçek "cilt dostu" kahramanlara hep birlikte daha yakından bakalım.
2- SIZMA ZEYTİNYAĞI: E vitamini ve polifenol deposudur. Cilt hücrelerini serbest radikal hasarına karşı korumaya, kuruluğu azaltmaya ve cilt bariyerini desteklemeye yardımcı olur. Akdeniz tipi beslenmenin cilt dostu kahramanlarının başında gelir.
3- AVOKADO: Tekli doymamış yağlar, E vitamini, folat ve karotenoidler içerir. Cildin esnekliğini ve nem dengesini korumaya yardımcı olur. Sağlıklı yağları sayesinde yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimini de kolaylaştırır.
4- DOMATES: Likopen yönünden zengindir. Likopen, güneş ışınlarının oluşturduğu oksidatif hasara karşı cildin doğal savunmasına katkıda bulunabilir. Domates pişirildiğinde ve zeytinyağıyla birlikte tüketildiğinde likopenin emilimi artar. Yine de domates, güneş kreminin yerine geçmez.