Milas'taki Bafa mahallesinde yapılan 29 Ekim kutlamalarını gördünüz mü? İzlemediyseniz lütfen arama motorlarına yazıp seyredin. Eminim sizin de benim gibi kanınız donacaktır.
Bir sürü tuhaf figür 10. Yıl Marşı eşliğinde ellerinde meşalelerle yürüyor. Korkunç plastik maskeliler mi ararsınız, boynuzlu yaratıklar mı, cadılar mı?.. Anlaşılan, birileri Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Cadılar Bayramı'nı da aradan çıkarmak istemiş!..

Sosyal medyadaki sözüm ona kutlamalar da ayrı bir rezillikti. Evcil hayvanlarına Türk bayrağından pelerinler takanlar, kedi köpeklerinin boynuna, üzerinde Atatürk fotoğrafı bulunan atkılar, bandanalar saranlar...
En çok da yapay zeka marifetiyle Atatürk'e sevgilisi gibi sarılanlar, dudağından öpenler filan canımı sıktı. Bacım, yapay zeka ile Atatürk'ü sevgili yaptın tamam da, şimdi kendi zekanı kullanıp O'nun yolundan git de görelim...
Üstüne, Tokat'ta önlerinden 75 metrelik Türk bayrağı geçerken ayağa kalkmayan vali yardımcısı ile kaymakam adayının sakil görüntüsü de eklenince, olan bitenin üzerine bir de tüy dikilmiş oldu.
Yahu biz aklımızı, izanımızı, irfanımızı nerede düşürdük, bilen var mı?

İşte böyle kutlanır
Bence bu yılki 29 Ekim kutlamalarının en güzel, en anlamlı görüntüsü Konya'da yaşandı.
Ilgın ilçesinde yalnızca bir öğretmen ve bir öğrencinin bulunduğu okulda gerçekleştirilen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreni, herkese "İşte Cumhuriyet'in gerçek anlamı budur" dedirtti.
Törende öğrencisine seslenen sınıf öğretmeni Fatih Yalçınkaya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet'i kurarken ülkenin en uzak köşesinde yaşayan çocukların bile eğitim hakkından yararlanabildiği bir gelecek hayal ettiğini belirterek, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet'i ilan ederken tam olarak bu günü, yani seni ve beni hayal etmişti" dedi.
Atatürk'ün "Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir" sözünü hayata geçiren Fatih öğretmenimin o mübarek ellerinden sevgi ve saygıyla öpüyorum.

Haluk Bilginer iyi oyuncu (!)
Her milli bayramda olduğu gibi bu 29 Ekim'de de Haluk Bilginer'i milli hisleri ayaklandıran reklamların başrolünde izledik. Bu kez kızını bir araştırma görevine uğurlayan babaydı. Bir Cumhuriyet bayramında kızı ile çekilen fotoğrafı, mektup eşliğinde onun cebine koyup "Hiç unutmamasını" istiyordu. Bilginer daha önce de birkaç kez Atatürk rolünde reklamlara konuk olmuştu.
Ben ne zaman Haluk Bilginer'i reklamlarda damardan milliyetçilik pompalarken görsem aklıma 2014'de "Andımız" hakkında söyledikleri geliyor:
"Bize altı yaşımızdan beri her sabah 'Varlığım Türk varlığına armağan olsun' diye bağırmayı öğrettiler okulda. Bir gün bile düşünmedik bu söz ne anlama geliyor diye. Benim varlığım neden Türk varlığına armağan oluyor? Anlamıyorum. Benim evladımın, benim küçücük kızımın varlığı Türk varlığına armağan olacakmış ha?" Yazının başlığına geleyim: Haluk Bilginer iyi oyuncu. (!) Baksanıza hiç inanmadığı, hiç özümsemediği şeyleri nasıl da inandırıcı oynuyor...

Ne demiş?
Polis isyan etti: "Filtreli fotoğraflar yüzünden aradığımız kadını yanımızdayken bile tanımadık. Filtre yasaklansın!"

Şeref kürsüsü
Şırnak'taki geçit töreninde ağabeyleriyle birlikte tam 5 kilometre uygun adım yürüyen minik mavi bereliye koca bir alkış.
Zap'tiye
"Fon" krizinden sonra şimdi de başımıza Sarıgül'ün "don" krizi çıktı. İnşallah "son" kriz olur.