Bazı insanlar vardır, yıllar geçse de ekran karşısında ilk günkü heyecanını korur. Cem Öğretir onlardan biri. 35 yıldır habercilik yapan, 17 yıldır ATV Ana Haber'i sunan Öğretir, şimdi Türkiye'nin en sevilen yarışmalarından Kim Milyoner Olmak İster? ile yeni bir yolculuğa çıkıyor. Üstelik bu kez izleyiciyle arasındaki mesafe de değişiyor. Haberlerin ciddi yüzünün ardındaki Cem Öğretir'i, hayallerini, aile hayatını, mesleğinden öğrendiklerini ve ustası Mehmet Ali Birand'dan kalan mirası konuştuk. Bakalım bu yeni yolculukta bizi nasıl bir Cem Öğretir bekliyor?
Yıllardır milyonlarca kişiye haberleri aktarıyorsunuz. Şimdi Türkiye'nin en uzun soluklu bilgi yarışmalarından Kim Milyoner Olmak İster? ile izleyicinin karşısına çıkacaksınız. Bu teklif geldiğinde ilk tepkiniz ne oldu?
İçimde bir Meksika dalgası oluştu desem yalan olmaz. Dev bir mirası devralmak çok heyecan verici, önemli bir görev. 35 yıldır bu mesleği yapıyorum, 17 yıldır ATV'de ana haber sunuyorum. Ve biliyorum ki bu benim için bir dönüm noktası. Evet ben bir televizyon habercisiyim, ama aynı zamanda bir televizyon yayıncısıyım. Ve bir televizyon yayıncısı için de böyle klasikleşmiş bir programın bir parçası olmak çok heyecan verici.

Bu kadar uzun süredir izleyiciyle buluşan bir yarışmanın başına geçmek, beraberinde bir mirası da devralmak anlamına geliyor. Sizce bu mirası korurken yeni bir şey katabilmenin yolu nedir?
Önce o mirasın yapı taşlarını çok iyi anlamak gerekiyor. Çünkü arka planda gerçekten çok büyük emek, tıkır tıkır işleyen bir sistem ve güne, zamana uyum sağlayabilen bir anlayış var. Ön planda ise yarışmacıyla beraber yarışan, onu anlayan empati kurabilen, bazen eğlenen, bazen hüzünlenen, heyecanlanan ve sonucu beraber göğüsleyen bir sunucu var. Tabii en nihayetinde ekran karşısında tüm bu duygu katmanlarına tepki veren bir izleyici de var. İşte bunların hepsini bir potada eritmek gerekiyor. O pota da artık ben oluyorum tabi. Kim Milyoner Olmak İster mirasına, markasına yapabileceğim en büyük katkı kendim olmak. Her misafirimize her yarışmacımıza kendini rahat hissettirmek, saygı göstermek, kendilerini ifade edebilmeleri için bir kapı açmak, yepyeni anılarla ve mümkünse de iyi bir para ödülüyle veda etmek.
BU BİR BAYRAK YARIŞI
- Yarışmanın kendine özgü bir ritmi, dili ve izleyiciyle kurduğu bir bağı var. Bu yapıyı korumak mı, kendi sunuculuk tarzınızı yarışmaya taşımak mı sizin için daha önemli?
- Benim için her ikisi de önemli. Çünkü ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil. Çok geçişken bir yapıdan bahsediyoruz. Amacım da geçmişle bugünü bir arada sunabilmek. Hem geçmişi hatırlatmak hem bugünün kodlarıyla seyirciye hitap etmek, hem de geleceğe çengel atmak. Çünkü bu bir bayrak yarışı ve bizim için her metrenin büyük önemi var.
- Belki inanmayacaksınız ama, çekim günlerinin azlığı beni zorlayacak. Çünkü öyle bir enerjisi var ki bu programın, daha fazla çalışmak istiyorsunuz. En azından benim için öyle oldu. Yarışmacılarımızın heyecanı, tüm ekibin temposu ve enerjisi size kendinizi çok canlı hissettiriyor. Tabii böyle olunca o stüdyoda daha çok vakit geçirmek istiyorsunuz. Tüm bunlara kendimi çok rahat ve içten ifade edebilmenin keyfini de ekleyince daha ne isterim?
- Ana haber sunuculuğunda yıllar içinde oluşturduğunuz bir ekran kimliğiniz var. Milyoner'de izleyicinin karşısına nasıl bir Cem Öğretir çıkacak?
- Haber genetiği itibariyle biraz mesafelidir. Hayatın tam içindedir, ama siz haberin duygusu ve yapısı içerisinde kendinize çok büyük yer ayırırsanız, aktarım görevinizi layıkıyla yapamazsınız. Dolayısıyla kimliğinizi de buna göre şekillendirirsiniz. Bu konuda pek çok haberci benden şu anda farklı düşünüyor olabilir. Ama bu benim için böyle. Haber bültenlerinde uzman konuk röportajı dışında birebir sohbetlere de pek rastlayamazsınız. Ama Milyoner'in genetiği bambaşka. Haberdeki mesafe ortadan kalkacak. Ve izleyicilerimiz tüm birikimiyle, günlük yaşamındaki davranışlarıyla, sohbet eden, gülümseyen, hüzünlenen, sevinen bir Cem ile karşılaşacak.

ULUSLARARASI BİR HEDEFİM VAR
- Bu görevi kabul ederken kendinize koyduğunuz bir hedef oldu mu? Bir süre sonra izleyicinin sizin sunuculuğunuzla ilgili ne söylemesini istersiniz?
- Elbette, hedefsiz olmaz. Ben çıtayı yukarılara koymayı seven biriyim. Çok detay vermeyeyim ama uluslararası bir hedefim var. Ama bu şahsi bir hedef değil. Çünkü televizyonculuğun bir ekip çalışması, uyumu ve seyirci tepkisi karışımı olduğunu çok iyi biliyorum. Dolayısıyla toplam kalitede bir hedefim var. Yakın çevrem ve elbette ki ekip arkadaşlarım bu hedefi biliyor. Umarım ulaşacağız. Zaten bu hedefe ulaşırsak seyircimizin benim sunuculuğumla ilgili ne söyleyeceği de ortaya çıkacak.
- Sizce bir yarışmacının kaderini daha çok bilgi mi, soğukkanlılık mı, yoksa doğru zamanda risk alabilmek mi belirler?
- Tam olarak Milyoner'in potansiyel kazananlarını tanımladınız. Çünkü bu üç önemli noktayı da gerçekleştirebilen bir yarışmacı para ağacında çok yukarılara tırmanabilir. Belki bunlara hissiyatı da ekleyebiliriz. Hisleriyle hareket edip doğru yanıtlar veren yarışmacılarımız da var.

HUZURU AİLEMDE BULUYORUM
- Yıllardır milyonlarca insanın evine haberlerle giriyorsunuz. Peki, ekran kapandığında Cem Öğretir'in dünyasında neler oluyor?
- 'Haberin merkezinden iyi akşamlar' cümlesini söyler söylemez görevimiz sona eriyor. O andan itibaren diğer rollere geçiş başlıyor tabii. O rollerin en önemlisi elbette baba ve eş olmak. Huzuru çok önemsiyorum. Ve o huzuru ailemde buluyorum. Açıkçası tüm günün yorgunluğunun üzerine o huzura ulaşacak olma duygusu beni yeniliyor. Eve ayrı bir enerjiyle geliyorum.
EŞİMLE BİRBİRİMİZİ ELEŞTİRİRİZ
- Eşinizle meslektaşsınız. Uzun yıllardır da evlisiniz. Bu durum sizi besledi mi? Birbirinizi eleştirdiğiniz noktalar oluyor mu?
- Evliliğimizin 20 yılı. Meslek açısından her ikimiz de doğru bir seçim yaptığımızı düşünüyoruz, evliliğimiz açısından söylüyorum tabii bunu. Çünkü zaman mevhumu olmayan ve yıpratıcı bir iş yapıyoruz. Ve bunu anlayabilecek kişiler sadece haberciler. Bu manada karşılıklı anlayış göstermek kolaylaşıyor bizim için. Ayrıca evliliğimiz mesleki açıdan da besleyici zira her ikimiz de hem işimiz gereği hem de kişilik yapısı olarak eleştireliz. Birbirimizi de eleştiriyoruz. Ama bunu yapıcı olarak inşa etmeyi tercih ediyoruz. Birbirimize pek çok şeyi danışırız.
- Uzun evliliğin bir sırrı var mı?
- Sanırım sınırları net olarak çizmek karşılıklı olarak. Ve o sınırlara saygı duymak. Bence bu ailedeki her fert için gerekli. Birey olabilmek, bireylerin kendi kişilik özellikleriyle kabul görmesi ve elbette birbirlerinin yaşam ve fikirlerine saygı duyması, ailenin temeli bizce. Nihayetinde hepimiz anlaşılmak ve güven duymak istiyoruz. Ve bunu koşulsuz olarak ailede bulabilirsiniz.

- Aynı zamanda bir babasınız, nasıl gidiyor babalık? Bu çağda, bu teknoloji ortamında zorlandığınız noktalar oluyor mu?
- Elbette her anne baba gibi bizim de zorlandığımız noktalar var. Nasıl bir baba olduğuma dair ise pek çok rivayet var. İşin şakası tabii bu. Yıpratıcı sınırları olmayan bir babayım diyebilirim kısaca. Çünkü aşırı baskının günümüz çocukları için zorlayıcı olduğunu biliyorum. Bilmediğim bir dünyaya karşı anlayışlı olmaya çalışıyorum. Ama sınırları da mutlaka belirginleştirmek gerekiyor. Bu konuda anlaştığınız süreci bir sorun yaşanmıyor. Tabi buradan şu çıkıyor, müzakere önemli.
Tüm kimliklerinizi üzerinizden çıkarınca kalan Cem Öğretir'i nasıl tanımlarsınız?
Kendini arayan bir insanoğlu.
- Televizyon haberciliğine başladığınız yıllardaki Cem'le bugünkü Cem'i karşılaştırdığınızda, hayata bakışınızda en çok ne değişti?
- İçimdeki heyecan ve enerji hiç değişmedi. Hatta daha da katlandı diyebilirim. Çünkü tecrübe size başka bakış açıları getiriyor ve o bakış açıları çok heyecan verici. Keşfetmeyi seviyorum. Akıştan kopmamayı seviyorum. Tabii bu bazen yorucu olabiliyor. Heyecanlanmadığım hiçbir yolculuğa çıkmamaya çalışıyorum. Ve artık seçimlerim çok daha net. Bu da insanı pek çok şeyden özgürleştiriyor.

İYİ Kİ BU MESLEĞİ SEÇMİŞİM
- Bugün geriye dönüp baktığınızda, "İyi ki bu mesleği seçmişim" dediğiniz bir olay hangisi?
- Haberciliğin yaşattığı heyecanı, insana, topluma dokunma duygusunu, bilinmeyeni ilk kez duyurma hazzını başka hiçbir meslek veremez. İzleyenlerin olumlu olumsuz tüm tepkilerini doğru algılayıp uygulayabilirseniz size her gün 'iyi ki bu mesleği seçmişim' dedirtebilir.
SABIRLI VE İNATÇIYIM
- Geçmişte hayallerinizden söz ederken, gerçekliğin ağırlığından uzaklaşmak için hayal kurmanın önemini anlatmışsınız. Bugün hâlâ kurduğunuz, ancak henüz gerçekleştiremediğiniz bir hayal var mı? O hayal için bugün harekete geçseniz, sizi durdurabilecek şey ne olurdu?
- Hayal kurmaktan hiç vazgeçmiyorum. Örneğin Milyoner hedefimi sormuştunuz o da benim için bir hayal, hayalle ortaya çıktı. Ve bunu gerçekleştirebilmek için tüm donanımımı kullanmaya hazırım. Yetmediği yerde yeni donanımlar için hemen yola çıkabilirim. Hayalle başlayan yolculukların harekete geçilmediğinde sönümlenip gittiğini gördüm. Çok sabırlı ve inatçı bir yapım var. Özellikle hayallerin peşine düşme konusunda. Harekete geçtiğim zaman da beni durdurması muhtemel tüm engelleri nasıl aşabileceğim konusunda çözüm yollarını tüketene kadar uğraşırım.

ISRARCILIK BİRAND'DAN BİR MİRAS
- Meslek hayatınızın önemli bir döneminde Mehmet Ali Birand'la çalıştınız. Onun sizde bıraktığı ve bugün hâlâ farkında olmadan uyguladığınız bir meslek alışkanlığı var mı?
- Rahmetli Mehmet Ali Birand'ın en önemli özelliklerinden biri disiplini ve ısrarcılığıydı. Disiplin bende zaten var olan bir özellik, sanırım ısrarcılığım da onun bana bıraktığı bir miras.
- Birand'ın size ekran karşısında gülümsemenizi önerdiğini, ancak onun sunum tarzını birebir benimsemediğinizi anlatmışsınız. Bir ustadan öğrenmekle kendi üslubunu korumak arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
- Bu bir zaman meselesi aslında. Aynı kulvarda yeterince zaman geçirdiğinizde önce yol sizi, sonra siz yolu şekillendirmeye başlıyorsunuz.
Bir ustanın bu yolda en büyük katkısı kendi yolunun satırbaşlarını sakınmadan paylaşması, ama dayatmadan. Birand da böyle bir ustaydı, kendi yolculuğunu paylaşırdı sizinle ve onu gözlemleyerek mesleğe yaklaşımına dair pek çok şeyi kolaylıkla anlayabilirdiniz.
Böyle bir süreci deneyimleyip, kendi kişilik özelliklerim ve hedeflerimle sentezledim.
- Mesleğe yeni başladığınız dönemde, Birand'ın size söylediği ve o gün tam anlamıyla kavrayamadığınız ama yıllar sonra değerini anladığınız bir söz ya da tavsiye oldu mu?
- 32.Gün programından Show Tv haber merkezine transferim gündeme gelmişti. Fakat meslekte çok yeniydim ve iş görüşmelerine dair fikrim çok azdı. Birand bu görüşmeleri bir şeklide duymuştu. Beni odasına çağırdı ve 'Bu yaptığını pek hoş karşılamadım. Bana danışabilirdin. Sana bir tavsiye, Babı-Ali'de gittiğin kapıyı sakın kapatma, yine karşılaşabiliriz' dedi. Aradan 5 yıl geçti. CNN Türk'e iş görüşmesine gittiğimde Birand bir kez daha karşımdaydı. Neyse ki hakkımdaki fikri olumluydu.
YENİ KUŞAK DAHA ACELECİ
- Kendinizden sonra pek çok kuşağı eğittiniz. Bu son kuşağa baktığınızda, iş ahlakı, beklenti, çalışkanlık gibi alanlarda farklılık görüyor musunuz?
- Mesleğe ve yaşama dair fikirlerimizde pek çok farklılık var. Elbette zamanın ruhu, teknolojik gelişmeler bu farklılığı ortaya çıkarıyor. Bizim kuşağımız iş ve özel hayat arasındaki dengede daha çok işi ön planda tutuyor. Yeni kuşak bu konuda kendinden yana. Mesleki açıdan biz daha umutlu bir kuşaktık. Bu umut sanki kırılmış gibi. Sebat, istikrar gibi kelimeler onlar açısından çok anlam ifade etmiyor. Daha aceleciler.
- Genç meslektaşlarınıza verdiğiniz öğütler oluyor mu?
- Öğütten daha çok ben de mesleki yolculuğumu, hayat deneyimlerimi paylaşmayı, onları hikayeleştirerek anlatmayı tercih ediyorum. Çünkü deneyimlerinizin meslek içinde denk geldiği ve şekillendirdiği pek çok nokta var.