COP31 için geri sayım başladı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı 9-20 Kasım'da Antalya'da toplanıyor. Zirveye Türkiye başkanlık ediyor, müzakereleri ise Avustralya yürütüyor. Ekim başında Fiji'deki zirve öncesi hazırlık toplantısından (Pre-COP) önemli bir haber geldi. Türkiye ile Avustralya, zirvenin sonunda kabul edilmek üzere bir çatı karar (cover decision) hazırlayacak. Çatı karar, kısaca zirvenin ana mesajını tek metinde toplayan ve tarafların ortak onayıyla kabul edilen metin. Bu yıl zirvenin nasıl bir metinle kapanmasının planlandığı, Antalya'ya daha bir ay varken belli oldu.
Erken gelen bu netlik, Antalya'nın nasıl bir zirve olmak istediğine dair de bir ipucu veriyor. COP30 Başkanlığı Belém'i, ağırlıklı olarak müzakereye dayanan bir dönemden uygulamaya odaklanan bir döneme geçiş olarak tanımlamıştı. Ona göre artık asıl mesele, Paris Anlaşması'nda verilen sözleri hızla ve büyük ölçekte hayata geçirmektir. Bu açıdan COP31, bu geçişi somut adımlarla hayata geçirmek için önemli bir fırsat sunuyor. Antalya'nın en büyük katkısı da yeni taahhütlerden çok, mevcut taahhütleri sahadaki adımlara bağlamak olabilir.
Bilimsel tablo da bu ihtiyacı destekliyor. BM Çevre Programı'nın (UNEP) Eylül'de yayımladığı Limiting Overshoot raporuna göre küresel sıcaklık artışı muhtemelen önümüzdeki birkaç yıl içinde 1,5 °C'yi aşacak. Fakat rapor, sıcaklıkları yeniden düşürmenin hala mümkün olduğunu da vurguluyor. Rapor ayrıca, yenilenebilir enerjiye hızlı geçişin hava kalitesini ve halk sağlığını iyileştirdiğini, enerji maliyetlerini düşürdüğünü ve elektriğe erişimi artırdığını hatırlatıyor. Kısacası iklim eylemi, faturadan nefes aldığımız havaya kadar gündelik hayata dokunan bir yatırım. Ama bunun için hedeflerin sahaya inmesi şart. Antalya'da bu dönüşümün üç alanda somutlaşması mümkün.
İklimi Ekonomiyle Buluşturan Hedef
Bu alanların ilki elektrifikasyon. Türkiye'nin öne çıkardığı 35x35 hedefi, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarmayı amaçlıyor. Taahhüt metnini COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum, Eylül'de Nev York İklim Haftası'nda açıkladı, Avustralya da Ekim başında hedefe katılacağını duyurdu. Hedefin gücü, iklim politikasını ülkelerin ekonomik çıkarlarıyla aynı yöne çekmesinden geliyor. Nitekim Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) Türkiye ve Avustralya'nın talebiyle hazırladığı rapora göre bu yıl yaklaşık 25 ülke elektrifikasyona yönelik yeni politika açıkladı. Ülkeler bu adımı giderek daha fazla enerji güvenliği için atıyor. Arzın sık sık sarsıldığı bugünlerde bu hiç de şaşırtıcı olmamalı.
Hedefin gerçekçi bir zemini de var. IEA'ya göre elektriğin payı bugün yüzde 23 civarında. Bugünkü teknolojiler ve 2025 maliyetleriyle bu payı maliyet etkin biçimde yaklaşık yüzde 33'e çıkarmak mümkün. Mevcut politikalarla ise 2035'te yüzde 30 civarına varılıyor. Yani hedefin büyük bölümü zaten maliyet açısından makul. Kalan farkı kapatmak için kapsamlı elektrifikasyon stratejileri, şebekelerin hazırlanması ve hane halkları ile işletmelerin geçişine destek gibi ek adımlar gerekiyor. Türkiye ile Avustralya'nın ortak mektubunda da elektrifikasyon, yenilenebilir kapasiteyi üçe katlama ve enerji verimliliğindeki artış hızını ikiye katlama hedeflerini tamamlayan bir adım olarak anlatılıyor. IEA'ya göre temiz elektrikle birlikte ilerleyen elektrifikasyonun etkisi de katlanıyor. Hedef çatı kararda bu iki hedefle birlikte yer alırsa, daha geniş bir destek bulabilir.
Uyumda Ölçmenin Gücü
Uyumda ise Antalya'nın katkısı daha sessiz ama kalıcı olabilir. COP30'da uyum finansmanının 2035'e kadar en az üç katına çıkarılması için çaba gösterilmesi çağrısı yapıldı ve Küresel Uyum Hedefi'ne yönelik ilerlemeyi izlemek için 59 gösterge kabul edildi. COP31'de bu göstergelerin veri ve yöntemlerini netleştirecek teknik bir görev gücünün kurulması hedefleniyor. Bu ilk bakışta teknik bir ayrıntı gibi görünebilir. Oysa ilerleme ölçülebildiğinde finansmanın nereye gittiğini ve neye yaradığını göstermek de kolaylaşır. Böylece kaynak sağlayan ve kaynak alan ülkeler arasındaki güven de artabilir.
Antalya'nın uyumdaki asıl katkısı, üç katına çıkarma çağrısını izlenebilir kılacak bu altyapıyı kurmak olabilir. Uyum Fonu'nun Paris Anlaşması çerçevesine geçişini tamamlamak da COP31'in öncelikleri arasında. Kayıp ve Zarar Fonu'nun ilk finansman taleplerini bu yıl içinde onaylaması da bekleniyor. UNEP'e göre aşımı düşük tutmak uyumu kolaylaştırıyor ve maliyetini azaltıyor. Bakan Kurum da azaltım ile uyumun birlikte ilerlemesini istiyor.
Taahhütten Projeye
Uygulama gündeminin belki de en pratik yanı finansmana erişimdir. Küçük ada devletleri ve en az gelişmiş ülkeler için o paraya ulaşabilmek de paranın miktarı kadar önemli. Türkiye ile Avustralya'nın mektubunda Pasifik ülkelerinin öncelikleri arasında finansmana erişimin kolaylaştırılmasının sayılması da bunu gösteriyor. Başkanlığın yürüttüğü İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE) tam da bu derde çare arıyor. BRIDGE yeni bir fon kurmak yerine ülkelerin kendi önceliklerini ve hazır projelerini uygun finansman kaynakları, teknik uzmanlık ve uygulama ortaklarıyla buluşturmayı amaçlıyor. Girişim, gelişmekte olan ülkelere özellikle de en az gelişmiş ülkeler ile küçük ada devletlerine önem veriyor.
Avustralya ve Pasifik ülkelerinin hazırladığı Finansmana Erişim Bildirgesi de bu ülkelere yönelik hibe ve uygun koşullu finansmanın artırılmasını istiyor. Bildirgenin COP31'deki bir Başkanlık etkinliğinde nihai desteğe sunulması bekleniyor. İki girişimi birlikte düşünmek anlamlı. Çünkü biri kaynağın artmasına, diğeri o kaynağın doğru projeye ulaşmasına odaklanıyor. Önceki başkanlıklarla yürütülen Belém 1,5 Misyonu ile Küresel Uygulama Hızlandırıcısı da eklenince ortaya bir hat çıkıyor. Bu hattın amacı, kağıttaki planla sahadaki proje arasındaki mesafeyi kısaltmak. Antalya'da bu hattın birkaç somut proje eşleşmesiyle görünür hale gelmesi, uygulama vurgusuna güçlü bir karşılık olabilir.
Antalya'dan Beklenen Mesaj
Adil geçiş de Antalya'nın kalıcı çıktılarından biri olabilir. COP30'da kurulması kararlaştırılan adil geçiş mekanizması için Haziran'daki Bonn görüşmelerinde, üzerinde anlaşılması gereken unsurları sayan bir metin paketi itirazsız kabul edildi. Türkiye ile Avustralya, COP31'de mekanizmanın nasıl çalışacağı ve nasıl yönetileceği konusunda anlaşmayı hedefliyor. Mekanizmanın işler hale gelmesi, düşük karbonlu ekonomiye geçişin işçiler ve topluluklar için adil olmasına dönük somut bir araç anlamına gelir.
Bütün bu başlıklar çatı kararda bir araya gelebilir. Müzakereler Başkanı, uzun bir siyasi bildiriyi müzakere etmek istemediklerini söyledi. Ona göre metin, iklim eylemi, destek ve uluslararası işbirliğinin daha ileri ve daha hızlı gitmesi gerektiğini vurgulayabilir. Bu yaklaşım, Antalya'nın kısa ve uygulamaya dönük bir mesaj vermek istediğini düşündürüyor.
COP31'de başlayacak ve 2028'de tamamlanacak İkinci Küresel Durum Değerlendirmesi de bu mesaja ayrı bir anlam katıyor. Antalya, uygulamanın önümüzdeki iki yılda nasıl değerlendirileceğine de zemin hazırlayabilir. Tabiatıyla çatı kararın kabulü tarafların uzlaşısına bağlı. Yine de erken başlayan hazırlık ve somut bir gündem, ortak zemini bulmayı kolaylaştırabilir. Sonuçta Antalya, taahhütlerin uygulamaya dönüşmeye başladığı zirve olarak hatırlanma fırsatına sahip.