Müge Anlı'nın programını izlediğim her günün akşamında "Bu kadar da olmaz" diye uyuyup, sabah programa uyandığımda "Daha neler göreceğiz?" diyerek yeniden hayrete düşüyorum.
Bu seferki olay, dünyanın en ünlü roman yazarlarını, en yetenekli senaristlerini hasetlerinden çatlatacak cinstendi. Düşünün: 18 yaşındaki genç, yakalandığı kan kanserinden kurtulabilmek için sürekli kan nakline ihtiyaç duyuyor.
Aslında babasından bir kez ilik nakli yapılsa kurtulacak ama baba bildiği kişinin biyolojik babası olmadığı ortaya çıkıyor. Öyle olunca, üvey baba tarafı çocuğu tamamen dışlıyor. Çocuk, nakil olabilmesi için annesine ve dayısına "Benim gerçek babam kim?" diye yalvarıyor. Anne ve dayı ise ser verip sır vermiyor, gerçek babayı söylemiyor.
Müge Anlı bastırıyor: "Kardeşim bu bir hayatmemat meselesi. Çocuk ölecek. Niye babanın ismini vermiyorsunuz?" Karşı taraf sus pus...
Yahu bedeli ne olursa olsun, bir anne, oğlunun hayatı pahasına bir hatayı, bir sırrı saklar mı? Saklıyorlar... Müge'nin de, stüdyodakilerin de, ekran başındakilerin de aklından eminim aynı olasılıklar geçiyor: Biyolojik babanın isminin söylenmemesinin sebebi yüz kızartıcı bir ensest vakası mı? Yoksa bu dram bir fuhuş olayından mı kaynaklanıyor? Öyle ya, aksi halde niye gizlensin ki?
Daha sonra tanıklar konuşuyor. Annenin köydeki "sarışın bekar" diye bilinen adamla gönül ilişkisi olduğu söyleniyor. Adam yayına bağlanıp iddiayı reddediyor.
Annenin evliyken erkek kardeşinde günler boyu kaldığı, o sürede birlikte eğlence yerlerini gezdikleri söyleniyor. Başka bir tanık, "O kadın geçmişte kafelerde erkeklerle başka isimlerle görüşüyordu.
Bunu Tire'de herkes konuşuyor. Dayı 'Ben bilmiyorum' demesin" diyor. Annenin, ölümle pençeleşen oğluna "Senin baban Mehmet'tir, ortalığı karıştırma.