Osmanlı tıbbında beslenme sadece doymak değil, bedeni hastalıklardan koruyan en büyük şifa kaynağı olarak görülüyordu. Hekimlerin risalelerinde yer alan ve günümüz bilimiyle örtüşen bu kurallar, beslenmedeki gizli tehlikeleri ortaya koyuyor.
OSMANLI TIBBINDA "MİZAÇ" VE BESİN UYUMUNUN ÖNEMİ
Osmanlı hekimbaşıları ve tıp alimleri, her besinin bir "mizaçı" (sıcak, soğuk, kuru, yaş) olduğuna inanırlardı. Sağlıklı kalmanın anahtarı ise bedenin mizacı ile tüketilen gıdaların uyum içinde olmasıydı. Yanlış besinlerin bir arada tüketilmesi, midede sindirim ateşini söndürerek toksin birikimine ve organların vaktinden önce yaşlanmasına zemin hazırlıyordu.
BU BESİNLERİ ASLA BİRLİKTE TÜKETMEYİN!
Saray hekimlerinin uyarılarında ilk sırada birbirine zıt karakterdeki gıdaların aynı öğünde yenmesi geliyor. Özellikle balık ile yoğurt / süt ürünleri, et ile süt veya sirke ile pirincin aynı anda tüketilmesi mizaç dengesini bozarak sindirim sistemine ağır yük yüklüyor. Bu eşleşmeler, zamanla vücutta biriken atık maddelerin erken yaşlanmaya yol açmasına neden oluyor.
MEYVELER DALINDAN KOPARILIP HEMEN TÜKETİLMEMELİ!
Osmanlı döneminde meyveleri dalından koparıp hemen tüketmek sağlık açısından uygun bulunmazdı. Meyvelerin olgunlaşma dönemini bekleyip dalından kopardıktan sonra bir süre bekletilmesi uygun bulunurdu. Bu meyvenin besin değeri açısından en iyi haline ulaşabilmenin yoluydu.
BAL EN İYİ GIDALARDAN!
Bal iyi gıdalar arasında öncelikli bir yere sahipti. En faydalısıysa işlenmemiş petek ballardı.
Kuru yemişler arasında ise kızıl üzüm, kabuğu soyulmuş badem, kuru incir ve ceviz içi tavsiye edilenlerdi.
SİNDİRİMİ BÖYLE KOLAYLAŞTIRIN!
Eğer vücutta sindirimi zorlaştıracak ağır, nişastalı ve yağlı besinler tüketildiyse bunların yanından sindirimi kolaylaştıran yeşil sebzelerin tüketilmesi önerilirdi. Marul, kabak, semiz otu yaprağı gibi…