Pasifik Okyanusu'nun 5 bin metre altında keşfedilen devasa maden rezervi, teknoloji ve yeşil enerji dünyasında kartların yeniden dağıtılmasına yol açabilir. Ancak, bulunan bu değerli taşları toplamak, beraberinde büyük tehlikeleri de getiriyor.
Pasifik Okyanusu'nun binlerce metre altında, küresel teknoloji üretimini baştan aşağı değiştirecek bir keşif yapıldı.
Hawaii ve Meksika arasında yer alan devasa bir deniz alanında, yeryüzündeki bilinen tüm karasal rezervlerin toplamından daha fazla metal içeren dev bir maden yatağına rastlandı.
Su altındaki bu zenginlik, akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar günlük hayatımızda kullandığımız birçok teknolojinin kaderinin değişmesine neden olabilir.
Günümüzde elektrikli araç pilerinden rüzgar tribünlerine kadar yeşil dönüşümün merkezinde yer alan bu metallar, küresel sanayi için altın değerinde.
Üstelik bu keşif, maden tedarikinde tek bir ülkeye ya da bölgeye olan bağımlılığı kırabilecek stratejik bir kapının da açılmasını sağlıyor.
MADENCİLİK UĞRUNA GEZEGENİN EN GİZEMLİ YAŞAMI YOK OLABİLİR
Ancak bu durumda madalyonun bir de karanlık bir yüzü bulunuyor. Bilim insanları, bu kayaların yalnızca metal deposu olmadığını aynı zamanda binlerce nadir deniz canlısı için tek ev olduğunu vurguluyor.
Günümüzden onlarca yıl önce, Kuzeydoğu Atlantik Okyanusu'na bırakılan 200 binden fazla radyoaktif atık varili bilim insanlarını alarma geçirerek yeniden araştırılmaya başlandı. Araştırmacılar, bin 700 metre derinlikte bazı varillerin korozyona uğrayarak parçalandığını ve içlerinde bulunan maddelerin deniz tabanındaki tortulara kadar yayıldığını belirtti.
Avrupa ülkelerinin 20. yüzyılın ikinci yarısında radyoaktif atıklardan kurtulmak için kullandığı okyanus tabanı, aradan geçen yılların ardından bilim insanlarının araştırma alanına dönüştü. Kuzeydoğu Atlantik'in derinliklerinde bulunan yüz binlerce varilin durumu, NODSSUM projesi kapsamına mercek altına alındı.
Yaklaşık 30 bilim insanının katıldığı araştırmada, Fransız araştırma gemisiyle bölgeye ulaşılırken insanlı denizaltı 'Nautile' kullanılarak 4 bin 700 metreden daha derine 20 dalış gerçekleştirildi.Bilim insanları deniz tabanına ulaştıklarında hem varilleri görüntülemekle kalmadı; hem de çevredeki tortulardan, sudan ve canlılardan da örnekler topladı.
Kuzeydoğu Atlantik, geçmişte Avrupa ülkelerinin radyoaktif atıkları uzaklaştırmak için kullandığı bölgelerden biriydi. İngiltere'nin 140 binden fazla, Belçika'nın ise yaklaşık olarak 55 bin varili bölgeye bıraktığı belirtiliyor.
Fransa da 1967 ve 1969 yıllarında gerçekleştirdiği iki ayrı operasyonla 46 binden fazla radyoaktif atık varilini denize gönderdi. Böylece bölgedeki toplam varil sayısının 200 bini aştığı tahmin ediliyor. Varillerin önemli bir bölümünde düşük ve orta seviyeli radyoaktif atıklar bulunuyor. Bu atıkların deniz tabanına bırakılmadan önce beton, bitüm veya reçine gibi malzemelerle sabitlendiği belirtiliyor.
1970'li yıllarda hem atık lastik sorununu çözmek hem de deniz canlılarına yeni yaşam alanı sunmak amacıyla başlatılan "yapay resif" projesi, tarihin en büyük çevre facialarından birine dönüştü. Florida kıyılarına bırakılan 2 milyon lastik, doğal mercan kayalıklarını yok etmeye devam ediyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde 1960 ve 70'li yıllarda araç kullanımının hızla artması, devasa bir atık lastik krizini beraberinde getirdi. O dönemde geri dönüşüm teknolojilerinin yetersiz olması sebebiyle atıkların depolanması ciddi bir sorun haline gelince, Florida'da dikkat çeken ancak son derece riskli bir adım atıldı.
GÖRKEMLİ AÇILIŞ FELAKETLE SONUÇLANDI
Sivil teknelerin de katıldığı dev organizasyonda, çelik klipsler ve naylon kayışlarla birbirine bağlanan lastikler, okyanus tabanında yaklaşık 14 hektarlık bir alana yayılacak şekilde konumlandırıldı.
Ancak hedeflenen ekolojik katkı hiçbir zaman gerçekleşmedi. Deniz canlılarının lastik yüzeylerine tutunup çoğalamadığı görülürken, asıl büyük felaket zamanla ortaya çıktı.
TUZLU SU VE AKINTI FELAKETE DÖNÜŞTÜRDÜ
Tuzlu suyun zamanla çelik bağlantıları çürütmesi ve güneş ışığının naylon malzemeyi deforme etmesi sonucu, birbirine bağlı duran 2 milyon lastik serbest kaldı. Fırtınalar ve güçlü dip akıntılarıyla sürüklenen devasa lastik kütleleri, bölgedeki doğal mercan resiflerine çarparak yok etmeye başladı. Doğal ekosisteme büyük zarar veren sürüklenen lastikler, bölgedeki deniz yaşamının da hızla azalmasına yol açtı.
TEMİZLİK ON YILLAR SÜRECEK
2006 yılında resmi olarak başlatılan devasa temizlik operasyonlarına rağmen felaketin izleri silinebilmiş değil. Aradan geçen yıllara rağmen batık lastiklerin henüz çeyreğinden biraz fazlası sudan çıkarılabildi. Mevcut projeksiyonlar, okyanus tabanındaki lastiklerin sadece yarısının temizlenebilmesi için en iyimser ihtimalle 2033 yılına kadar çalışılması gerektiğini gösteriyor.